“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

15 Temmuz’da JÖAK Görevlendirmelerinin Gölgesinde: Güvenilir – Güvenilmez Ayrımı

15 Temmuz’da JÖAK Görevlendirmelerinin Gölgesinde: Güvenilir – Güvenilmez Ayrımı

15 Temmuz 2016 gecesi, Türkiye’nin yakın tarihine kara bir sayfa olarak geçti. O gece yaşanan askeri hareketlilik yalnızca sözde darbe girişimiyle değil, aynı zamanda alınan olağan dışı kararlarla da dikkat çekti. Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanı Tümgeneral Arif Çetin’in, teamüllere aykırı biçimde Jandarma Trafik Şube Müdürü Ö.M. Ö.’yü, JÖAK’ta hazır bulunan onlarca tim komutanı yerine müdahale timlerinin başına görevlendirmesi, hâlâ yanıtı aranan sorulardan biri.

Ahmet Hacıoğlu bu görevlendirmeler yapılırken “güvenilir kişilerden” seçim yapıldığını ifade etmişti. Ancak şu sorular hâlâ cevapsız:

  • O gece kimin güvenilir olduğuna neye göre karar verildi?
  • Güvenilmez görülen personel hangi ölçütlerle belirlendi?
  • Bu tespitler daha önceden yapılan bir fişlemenin sonucu muydu?

Ne yazık ki bu soruların cevaplarını, yargılamalar sırasında öğrenebilme fırsatı olmadı. Çünkü 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, sanık sandalyesinde oturan askerlerin tanık ve müştekilere yönelttikleri bu tür soruları geçiştirerek gerçeğin ortaya çıkmasına engel oldu.

“Bizden miydi, değil miydi?”

Duruşmada Jandarma Binbaşı Kadir Söylemez bu çelişkileri gündeme getirdi:

“Güvercinlik’te generaller arıyor, ‘gelelim mi’ diyorlar. Onlara gerek yok deniyor. Ama aynı saatlerde müştekiye ‘JÖAK’a gidin, teçhizatlanın, müdahale edin’ deniyor. Daha sonra ifadelere bakıyoruz, Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu diyor ki ‘biz güvenilir personeli istedik’. Müştekiler de sürekli ‘bizden miydi, bizden değildi’ diye ifade veriyorlar. Bu da ortada paralel bir yapılanma olduğunu gösteriyor.”[1]

Sanıkların işaret ettiği bu ifadeler, güvenilirlik ayrımının yalnızca darbe gecesine özgü değil, önceden hazırlanmış bir şablonun parçası olabileceğini düşündürüyor.

Helikopter Hareketliliği: Olağan mı, Olağanüstü mü?

Jandarma Yarbay Erdoğan  Çiçek ise helikopter hareketliliğine dikkat çekti:

“Başkanım, bize bir kumpas kuruldu. Eve gittiğimde ‘helikopter hareketliliği var’ dediler. Oysa Kara Havacılık’ta cuma günleri gece uçuşları olur, bu olağan bir durumdur.”[2]

Helikopter hareketliliğinin darbe işareti olarak gösterilmesi, yargılanan askerlere göre normal bir faaliyetin olağanüstüymüş gibi sunulmasından ibaretti.

“Kimseye söyleme” Talimatı

Yarbay Erdoğan  Çiçek, en kritik sorulardan birini şu şekilde dile getirdi:

“Müdahale tamamıyla emir-komuta zinciri dışında gerçekleşti. Harekat Başkanı Tümgeneral Arif Çetin diyor ki ‘kimseye söyleme’. Kurmay Başkanlığına vekâlet eden bir amir, seçtiği birisine bunu diyebilir mi? Bu, özel seçilmiş birisi olduğu için söylenmiş. O gece bunu nasıl çıkardı?”[2]

Bu sözler, güvenilir görülen personelin aslında önceden belirlenmiş olabileceği şüphesini güçlendiriyor.

Trafik Şube Müdürü Ö. M. Ö., ifadelerinde 15 Temmuz gecesi Harekât Başkanı Arif Çetin’le görev telefonundan görüştüğünü söyledi. Oysa aynı gece, komutanlarının telefonlarını açmayan ve kendi birliğindeki toplantıya Emniyet TEM Daire Başkanından daha geç katılan Çetin’in alışılmışın dışında görevlendirmeler yapması, darbeci oldukları iddia edilen askerlerden daha fazlasını bildiği şüphesini uyandırıyor.

Saatlerdeki Çelişki: Kumpas Emaresi mi?

Yarbay Erdoğan  Çiçek zamanlamadaki tutarsızlıklara dikkat çekti:

“21:30–22:00 gibi E. E. beni aradı, ‘helikopter hareketliliği var’ dedi. Oysa basına yansıyan ve iddianamelere giren bilgilere göre Ankara üzerindeki ilk uçak hareketi 22:10’dan sonra başladı. Bu bilgiyi nasıl bu kadar erken aldılar?”[2]

Ö. M. Ö. ise saat konusunda yalnızca “tahmini söyledim” diyerek savunma yaptı. Ancak bu çelişkiler şüpheleri gidermek yerine daha da artırıyor.

Neden Tabur Komutanları Değil de Trafik Şube Müdürü?

Jandarma Yarbay Yusuf Köz ise doğrudan şu soruyu yöneltti:

“JÖAK sana neden iki tim verdi? Senin darbeci olmadığını nereden biliyordu? Tabur komutanları neredeydi? Neden onlar değil de sen görevlendirildin?”[3]

Ne var ki bu sorulara mahkeme başkanı tarafından müdahale edildi ve yanıtlar havada kaldı. Mahkemenin, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktan çok sanıkların mahkûmiyetine odaklanması, kovuşturmanın hemen her aşamasında dikkat çeken bir husus oldu.

15 Temmuz gecesi yaşanan olağan dışı görevlendirmeler, emir-komuta zincirinin şeffaf ve hukuka uygun işlemediğini ortaya koyuyor. Trafik Şube Müdürü’nün, onlarca JÖAK tim komutanı varken görevlendirilmesi; saatler konusundaki tutarsızlıklar, “kimseye söyleme” talimatı ve güvenilirlik–güvensizlik ayrımı, yargılanan askerlere göre önceden hazırlanmış bir senaryonun parçalarıydı.

Yarbay Erdoğan  Çiçek’ in sözleri bu şüpheyi özetliyor:

“Başkanım, çok alakalı. Bakıyoruz, müdahale emir-komuta zinciri dışında. Bu süreç tamamen özel seçilmiş isimlerle yürütüldü.”[2]

Ortaya çıkan tablo, 15 Temmuz gecesinin yalnızca bir darbe girişimi değil; aynı zamanda hukuk ve teamüllerin göz ardı edilerek belirsizlikler üzerine inşa edilmiş bir kriz gecesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bu krize kasıtlı olarak sebebiyet veren ve kendi personeline kumpas kuran birçok kişi gibi, Tümgeneral Arif Çetin de desteğinin karşılığını fazlasıyla aldı. 

15 Temmuz 2016 gecesi Tümgeneral olan Çetin, yaklaşık bir ay sonra Korgeneral rütbesine, bir yıl sonra ise teamüllere aykırı biçimde Orgeneral rütbesine yükseltilerek Jandarma Genel Komutanlığı makamıyla ödüllendirildi.[4]


Kaynaklar:

[1] Jandarma Binbaşı Kadir Söylemez’ in Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde verdigi beyani.

[2] Jandarma Yarbay Erdoğan  Çiçek’ in Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde verdigi beyani.

[3] Jandarma Yarbay Yusuf Köz’ ün Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde verdigi beyani.

[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Arif_%C3%87etin

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR