Önceki iki yazıda, Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak’ın 15 Temmuz Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasında mütalaaya karşı yaptığı ve adını “Geçmiş Günahın Gölgesi Uzun Olur!” şeklinde belirlediği savunmasından çarpıcı bölümleri vicdanlarınıza sunmuştuk. Bülent Ak, savunmasının birinci yazımızda yer alan bölümünde, yargı bağımsızlığı ilkesinin uygulanmasının bir zaruret olduğunu vurgulamış; devletin, bir yargıcın ya da savcının korumasına muhtaç olmayacak kadar güçlü olduğunu ifade etmişti. Ayrıca, adalet mekanizmasının temel amacının bireyi devlet aygıtına karşı korumak olduğunu da güçlü bir biçimde ortaya koymuştu. [1]
İkinci yazıda da detaylarıyla bahsedildiği üzere Yarbay Ak, mahkeme heyetinin yargılama sürecinde işlediği hukuksuzlukları onların yüzüne karşı tüm çıplaklığıyla dile getirmiş ve sadece o güne değil, adaletin geleceğine dair de tarihe çok önemli notlar düşmüştü. [2]
Bu yazıda da Yarbay Bülent Ak’ın tarihî tespitlerine tanıklık etmeye, 15 Temmuz yargılamaları sürecinde uygulanan hukuksuzluklar ve bu hukuksuzlukların dayanağını bulduğu ana temellere ilişkin tespitlerini, somut ve müşahhas örneklerle sizlere aktarmaya devam edeceğiz.
Hukukun bittiği, zulmün hüküm sürdüğü yerde: “Bürokrat güruhuna” sesleniş
Kurmay Yarbay Bülent Ak, 16 Temmuz sabahından itibaren kendisine reva görülen hukuk dışı muameleyi referans alarak; bürokraside görev alan tüm görevlilere seslenirken, tüm mağdurların sesi olacak çarpıcı tespitlerini de tarihin önünde gür bir sesle kayda geçiriyor ve sözlerine şöyle başlıyordu:
“…16 Temmuz sabahından beri benimle ilgili işlem yapan, adı polis, jandarma, infaz koruma memuru, müdür, müdür yardımcısı, hâkim, savcı, avukat, yönetici ve saire olan güruha sesleniyorum:
‘Memleketin pırıl pırıl askerlerini sözde darbeci ve hain diye gözaltı işlemi adı altında derdest ettiniz. Gözaltı merkezi diye işkence merkezlerine ve ahırlara kapattınız. Günlerce fiziki ve psikolojik işkencelere maruz bıraktınız. Yemek vermediniz, eşlerimizin ve çocuklarımızın ırzlarına geçmekle tehdit ettiniz. Bu salonda da müştekilerin benzer hakaret ve tehditlerine göz yumdunuz. Hiçbiri hakkında tek bir işlem bile yapmadınız. Ama bizi her salondan çıkardığınızda tutanaklara kaydettiniz. Cezaevlerinde gökyüzünü bile çok gördünüz. Havalandırmayı kafes tellerle kapattınız. Günlerce ailelerimizle görüştürmediniz. Ailelerimizle her hafta olan telefon ve kapalı görüş imkânını elimizden aldınız. Ailesini telefonla arayıp ulaşamayanı telefon görüşü yaptı saydınız. Üç buçuk senedir yarım saat açık ve kapalı görüş yaptırıyorsunuz. Avukatımızla görüşürken üstümüze mikrofon ve kamera yerleştirip, başımıza gardiyan diktiniz. Bu salonda da görüşme esnasında yanımızda jandarma beklettiniz. Bana sırasıyla F2, L2, L1 ve T cezaevleri olmak üzere dört cezaevi, onbeş koğuş değiştirttiniz. Mektuplarımıza el koydunuz, çocuklarımızı alt bezlerine kadar soyup aradınız. Ailelerimizi saatlerce cezaevi kapısı önünde beklettiniz. İki dakika geç kaldı diye kilometrelerce mesafeden gelen ailelerimizin ziyaretine izin vermediniz. Ama bölücübaşı Abdullah Öcalan’ı, akrabası bile olmayan bir adamla seçim öncesi saatlerce görüştürdünüz. Babasını, annesini kaybedenler oldu; en tabi hakkı olan cenazeye katılmasına izin vermediniz. Mahkemenize ve cezaevlerine bildirdiğimiz ihtiyaçlarımıza dair taleplerimize cevap vermediniz. Cezaevlerinde de işkence ve darp ettiniz. Şu salonda keyfî olarak bizlere kelepçe taktırdınız.
Bizi Orta Çağ geleneklerine has uygulamalarla, bir suçluya bile yapılmayacak şekilde, insanlar arasından yürütüp duruşma salonuna getirerek ne kadar adil yargılayacağınızı somut olarak gösterdiniz. [3]
Hâlâ kanunlarımızda masumiyet karinesi diye bir şey olduğunu iddia ediyorsunuz. Hakkımızda asılsız haberleri ve alakasız görüntüleri medyaya servis ederek bizi ve yakınlarımızı linç ettirdiniz’…”
Daha o günlerden, günümüzde “Terörsüz Türkiye” adı verilen ve başta örgüt lideri Abdullah Öcalan olmak üzere yalnızca PKK terör örgütü üyelerini kapsayacak bir af düzenlemesini tartışmaya açan gelişmeleri öngörmüş olacak ki [4]; 15 Temmuz yargılamalarının canlı yayınlanması gerektiğine vurgu yaparken, akabinde o dönem iktidarın seçim sürecinde oy devşirmek maksadıyla kurguladığı trajikomik oyunu da nazara verecekti.
“…Keşke sadece kendi istediğiniz görüntülerin izlenmesi için uğraşmayıp, bu duruşmaların tamamının canlı olarak yayınlanması için de bir o kadar gayret sarf etseydiniz… Türkiye Cumhuriyeti’nin bir dönüm noktası olarak nitelediğiniz 15 Temmuz’un tüm sorumlularının millet adına karar veren mahkemelerde neler söylediğinin millet tarafından izlenmesi için hassasiyet göstermezken, maalesef kırmızı bültenle aranan terörist başı Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’a devletin kanalında güzellemeler yaptınız. [5]
George Orwell’in 1984 isimli milyonlarca adet basılmış muhteşem bir eseri var. Özetle şöyle diyor: “Günlük tutmak yasadışı değildi; aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü yasa diye bir şey yoktu.” diyor. Size de hiçbir şey yasak ve suç değil.
Dedim ya, dört cezaevi, on beş koğuş değiştirdim diye; bu süreçte 50-60-70 yaşında dede, 20 yaşında genç kız diyebileceğim insanlar gördüm. Bu kişilerin “terörist”… olduğu için tutuklu olduklarını öğrendim. En fazla 20 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bu kızcağızın nasıl bir terör suçu işlemiş olabileceğini düşündüm ama bir cevap bulamadım. 16 sene bizzatî çoğunluğu teröristle mücadele harekâtında geçmek üzere emniyet-asayiş hizmetlerinde amir ve icracı olarak görev yaptım. Ben o kızcağız ve dede gibi bir terörist görmedim. Kendimizi kandırmayalım, bu insanların terörist olduğu konusunda onu götüren jandarma bile ikna olmuyor… Size şunu özetleyebilirim: Ben gezdirildiğim bu kadar koğuşta ortak olarak bana son derece nazik ve kibar davranan, millî değerlere bağlı, dinî değerlere saygılı insanlar gördüm…”
Saygıdan Dem Vurup Saygısızlık Edenlerle Yüzleşme
“…09 Aralık 2019 tarihindeki duruşmada üye hâkiminiz Ömer Faruk Kar, kendisi hakkında verilen reddi hâkim talebine cevap niteliğinde saygı kavramını anlatırken sanıkları çocuk azarlar gibi azarladı.
Saygıyla ilgili birkaç şey de ben söyleyeceğim. Bir kişiye içten ve yürekten yansıyan hassasiyetle sergilenen nezaket ve ihtimam, saygı duymadır. Bu hassasiyetin sadece resmî gerekçelerle sergilenmesi de saygı göstermedir. Yani adı üzerinde olduğu gibi, birisi içten saygı, diğeri göstermelik saygı. Her saygı gösterilene saygı duyulmayabilir; ama her saygı duyulana saygı da gösteriliyordur. Saygı göstermek insânî, saygı duymak hem insânî hem de vicdanîdir. Birisinin size saygı göstermemesi onun eksikliğidir, saygı duymaması ise sizin eksikliğinizdir.
Özetle, ben sizlere saygı gösteriyorum. İster bu makamlarınızda olun, ister olmayın, her zaman da saygı göstereceğim. Ama siz, burada saygıdan bahsederken insanları çocuk gibi azarlayarak hâlâ saygısızlık yapmakta olduğunun farkında olmayan, bu zamana kadarki tavırlarıyla müşteki avukatı gibi davrandığı konusunda herkesin hemfikir olduğu üye hâkiminiz Ömer Faruk Kar’ın duruşmalar boyunca ortamı germesine hiç müdahale etmediniz. Burada saygıdan bahseden üye hâkiminizin, eski İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in yargıçlar ve siyaset ilişkisine dair saygı sınırını aşan, hakaret niteliğindeki açıklaması [6] sonrası suç duyurusunda bulunup bulunmadığını da çok merak ediyorum…
Keşke kendinizi buradan izleme imkânınız olsaydı da ne anlatmak istediğimi görebilseydiniz.Tanrı’dan bu isteğimi kabul etmesini dilerim…”
Bulanık sular duruluyor: Ne mutlu Türk’üm diyene!
“…Cemal Paşa, mektubunda Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya; ‘Bulanık suda balık avlamak isteyen kötü niyetlilerin ağızlarına geleni söyledikleri bu galeyanlı zamanlarda onlara bir şey anlatamam.’ diyor[7]. Şu an benim hikâyemin ve bu süreçte yaşadıklarımın bundan farkı yok. Ama bu su yavaş yavaş duruluyor.
İsmail Ayyıldız ve Şevket Karamık’ın aslında araç içinde kendi kendilerini yaraladıkları; Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhı’na isnat edilen ölüm olaylarının aslında başka kanlı eller tarafından çekilen tetiklerle gerçekleştiğine [8][9] kadar hepsi ortaya çıkıyor. Hem de dosyadaki kısıtlara ve sanıkların elindeki bu kadar teknik imkânsızlıklara rağmen. Bu insanların bu ölüm olaylarını anlatma ve ispat etme gayreti bile, hayatını kaybedenlerin kanına girmediklerinin göstergesidir. Keşke bilirkişi olarak görevlendirdikleriniz şu iddiaları çürüten çalışmaların %1’ini yapsaydı diyeceğim, diyemiyorum. Aşırı borçlanma nedeniyle meslekten atılma noktasına gelen sözde bilirkişi Yüzbaşı Ayhan Şenol mu yapacak diyorum. Yapamaz, niye? Jandarma teşkilatının bilişim, balistik, patlayıcı madde, istihbarat ve harekât alanlarındaki en elit, en yetkin, en tecrübeli personelini, yani bilirkişileri, bu davadan uzaklaştırdınız; böylece gerçeği aydınlatabilecek uzman bırakmadınız ve işlenen cinayetleri buradakilere isnat etmeye çalışıyorsunuz.
Ben Atatürk’ün ilkelerine yürekten bağlı, şerefli bir Türk subayı olarak suçsuzluk gururumla karşınızda duruyor ve yüzünüze bakarak konuşuyorum. İğne deliğinden deve geçmez, gerçekler bir bir ortaya çıkıyor. Siz peki ileride benim yüzüme nasıl bakacaksınız, merak ediyorum.
Ve ilahi adaleti hafife alanlara sesleniyorum:
Yunus Emre diyor ki;
Yerden göğe küp dizseler,
Birbirine bent etseler,
Aradan birin çekseler,
Seyreyle sen gümbürtüyü.
Esaretin en fenası insanın kendi ihtirasına esir olmasıymış. Ne mutlu ihtiraslarına esir olmayanlara.
Eğer yalnızca güneşli günlerde yürürsen, varmak istediğin yere asla ulaşamayacaksın” der Paulo Coelho. Ne mutlu sadece güneşli günde yürümeyenlere.
“Bir Türk dünyaya bedeldir.” diyor gerçek Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Ne mutlu Pers olmadığını haykıranlara.
Ne mutlu Türk’üm diyene!…” [10]
Suların durulduğu, hukukun ehil kişilerce işletileceği ve hakikatin açığa çıkacağı günlere bir an daha yaklaşırken; yaşanan mağduriyetleri tarihe not düşen bu saygıdeğer sese kulak vermeye, mağdur edilen yüzbinlerin hakkını aramaya devam edeceğiz.
Kaynaklar:
[1] https://www.adaletdevriyesi.com/bir-kurmay-subayin-yargi-manifestosu-1-gecmis-gunahin-golgesi-uzun-olur/
[2] https://www.adaletdevriyesi.com/yargi-manifestosu-2/
[10] Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak’ın 05 Şubat 2020 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği “Mütalaaya Karşı Savunma” kapsamındaki beyanları.