15 Temmuz’dan sadece 36 saat sonra, Jandarma Tayin Dairesi’nden çıkan 615 kişilik “Görevden Uzaklaştırma” listesi, tek bir soru etrafında dönen bir tartışma yarattı: Bu liste, darbe gecesi failleri tespit edilerek mi oluşturuldu, yoksa önceden hazırlanmış bir tasfiye şemasının darbe sonrası “meşrulaştırılmış” bir kopyası mıydı?
Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında yargılanan Jandarma Kurmay Yarbay Yusuf Köz’ün mahkemedeki tespiti bu soruyu bir şüphe olmaktan çıkarıp somut bir delile dönüştürüyor. Yarbay Köz, 2016 Mayıs atamalarıyla “Terör Olayları Şube Müdürü” görevine başladığını, 15 Temmuz gecesi de bu görevde olduğunu belirtiyor. Buna rağmen 17 Temmuz 2016 tarihli listede adının karşısına, bir buçuk ay önceki görevi olan “Personel Yönetim Şube Müdürü” yazılmış. Bu yalnızca bir unvan hatası değil; listenin, en azından bir kısmının, darbe gecesi itibariyle güncel olmayan verilerle derlendiğinin işaretidir. Benzer şekilde, eski rütbe veya görevle listelenen başka personel örneklerinin varlığı, bu durumun münferit bir hatadan ziyade, sistematik bir aceleciliğin veya ön hazırlığın ürünü olduğunu ispatlamaktadır.
Bu fotoğrafı tamamlayan daha çarpıcı olaylar da var. Bunlardan ilkinde, olay gecesi hazır tasfiye listelerinde yer alan ve 15 Temmuzda yıllık izinde bulunan bazı personelin bir şekilde izinden çağrılarak olayların içine çekilmesi sağlanmıştır. Bu durum, kumpası kurgulayanların, önceden belirledikleri bu kişileri özellikle olayın içine dahil edip sonrasında “bakın, bunlar da darbeye katıldı; demek ki biz haklıydık” diyebilmek amacı taşıdıklarını düşündürmektedir. Buna karşılık, olay günü izinde olup da çağrılmayan ancak sonradan KHK ile ihraç edilen personel incelendiğinde, isimlerinin ilk tasfiye listelerinde yer almadığı görülmektedir. İkincisi ise, bu listelerde 15 Temmuz’dan aylar önce istifa etmiş personelin isimlerinin dahi yer almasıdır. Bu durum, listenin hazırlanışındaki özensizliği aşan, adeta “kopyala-yapıştır” mantığıyla ve güncel olmayan bir veritabanı üzerinden hareket edildiğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Duruşmadaki diyaloglar bu tabloyu daha da netleştirmektedir. Kâğıt üzerinde yetki ve sorumlulukları açıkça belirli olan dönemin Tayin Daire Başkanı Tuğgeneral Veli Turan, kürsüde “kurumsal sistem” bahanesine sığınmıştır. “Tek başıma bir çalışmam olmadı… Bir sistem oluştu, ben o sistemin içinde görev yaptım” sözleriyle Turan, süreci anonimleştirmiştir. Listeler hazırlanırken aslan kesilen imzalar, hesap verme anında “sistem yaptı” denilerek adeta buharlaştırılmaya çalışılmıştır.
Tarafların Mahkeme Salonunda kayda geçen ifadesinden:
“YUSUF KÖZ: Müsadenizle, 17 Temmuz tarihinde Tayin Daireden çıkan görevden uzaklaştırma konulu yazı ekinde bulunan 615 kişilik listeyi siz mi hazırladınız?
VELİ TURAN: Hayır Başkanım kurumsal bir şey, ben şahıs olarak kişileri ihraç etme yetkisine sahip değilim. Jandarma Genel Komutanlığı sistemi içerisinde bu işlemler yapılmıştır. Eğer bu konu merak ediliyorsa sorulsun teşkilata.
BAŞKAN: Cevap vermek istiyor musun? Bu soru, FETÖ nedeniyle 15 Temmuz’dan sonra ihraç listesi hazırlanması eyleminde veya işleminde bulundunuz mu, bu soruya cevap verebilirsiniz yani açık yüreklilikle herhangi bir engel yok.
VELİ TURAN: Başkanım birçok kurumda bununla ilgili işlemler yürütüldü.
BAŞKAN: Sizin bir çalışmanız oldu mu?
VELİ TURAN: Tek olarak benim bir çalışmam olmadı veya sadece benim biriminin bir çalışması olmadı. Bununla ilgili Jandarma Genel Komutanlığı’nda nasıl bir çalışma yapılacağına dair bir sistem oluştu ben bu sistem içerisinde personel başkanı olduğum için…
YUSUF KÖZ: Ben 2015 yılında Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığı Yönetim Şube Müdürlüğü’ne atandım, 2016 yılı Mayıs atamalarında da Harekat Başkanlığı Terör Olayları Şube Müdürlüğü’ne atandım. Ve 15 Temmuz’dan bir buçuk ay önce de bu görevime başladım. Yani 15 Temmuz’daki görevim Terör Olayları Şube Müdürlüğüydü… Oysa ki 17 Temmuz tarihli görevden uzaklaştırma konulu yazı ekinde bulunan Listenin 85. sırasında benim de sarı fosforlu kalemle çizdiğim bölümde sayın başkanım görevim Yönetim Şube Müdürü, açıklama bölümünde darbe girişimi yazmaktadır. Doğal olarak bu listenin en geç 15 Temmuz’dan bir buçuk ay önce hazırlandığını, hazırlayanlarca da benim darbe girişiminde bulunacağımın bilindiğini anlıyoruz… Zira eğer bu liste 15 Temmuz’dan sonra hazırlansaydı şu anki görev yeri sütununda benimle ilgili satırda Yönetim Şube Müdürü değil de Terör Olayları Şube Müdürü yazardı.” [1]
Sonuç
Güncel olmayan ünvanlar, rütbeler, izinden çağrılıp olaylara eklemlenen personel ve aylar önce TSK’dan çeşitli sebeplerle ayrılanların isimlerinin dahi yer aldığı bir liste… Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, artık tesadüften değil, önceden kurgulanmış bir plan ve hazırlıktan söz etmek gerekir. Bu tablo, 15 Temmuz’u “Allah’ın Lütfu”na dönüştüren; önceden hazırlanmış tasfiye listelerini bir gecede “hain” listesi, sabaha karşı ise “hukuki” bir belgeye dönüştüren zihniyetin izlerini taşımaktadır.
Bu nedenle şu soruyu yeniden sormak gerekir: 17 Temmuz ve sonrasındaki birçok listede adı geçenler gerçekten suçlu muydu, yoksa darbe bahanesiyle devreye sokulan hazır bir tasfiye kataloğunun kurbanları mıydı? Cevap, yalnızca belgelerin doğruluk kontrolünde değil; o belgelerin hazırlandığı tarihlerde, imza zincirlerinde, güncellenmemiş satırlarda ve “sistem yaptı” ifadesinin ardındaki boşluklarda saklıdır. Gerçek adalet, tarihi sadece görüntülerle değil, listelerin zaman damgalarıyla da okur. O damga ise, tesadüften çok bilinçli bir planın parmak izlerini göstermektedir.
Kaynaklar:
[1] Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma kayıtları.