“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Delillerin Gölgesinde Bir Yargılama

Delillerin Gölgesinde Bir Yargılama


15 Temmuz 2016 gecesi yalnızca bir askeri hareketliliğin değil, aynı zamanda hukuk düzeninin nasıl devre dışı bırakıldığının da sembolü oldu. Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri, Güvercinlik Kışlası’ndaki kamera kayıtlarının izinsiz biçimde incelenmesi olayıydı.

O dönemde Jandarma MEBS Başkanlığı Plan, Harekât-Eğitim Teşkilat Şube Müdürü olarak görev yapan Jandarma Kurmay Yarbay Erdoğan Çiçek, mahkeme salonunda tanık O. A.’nın beyanlarını dikkatle dinledi ve onun ifadelerindeki hukuka aykırılığı adım adım ortaya koydu. 

Tanık O.A.:

“Kamera kayıtlarının kaydedildiği cihazın sabit disklerini yenileriyle değiştirdik, eskilerini çelik kasada muhafaza altına aldık. Çünkü yeni görüntüler eski kayıtların üzerine yazılacaktı. Görüntülerin silinmesini önlemek istedik.” [1]

Bu sözler, herhangi bir adli makamdan talimat alınmadan yapılan bir disk değişimi ve görüntü izleme sürecini anlatıyordu. Yani tanık istemeden de olsa delillerin izinsiz biçimde işlendiğini itiraf etmiş oluyordu.

Tanığın Kendi Sözleriyle Ortaya Çıkan Hukuksuzluk

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi davalarında birçok tanık ve müşteki kendilerine ezberletilen metinler üzerinden ifadelerini verdiler. Bu tanıkların en önemlileri mahkeme salonlarına bile getirilemedi. Bu nedenle ifadelerinin tutarlılığı ve doğruluğu sanıklarla yüzleştirme yapılmadan kayıtlara geçti. Fakat çapraz sorgusu yapılan ve sanıklarla yüzleşmek durumunda kalan birçok tanık ve müşteki farkına varmadan birçok hukuksuzluk ve kumpas emaresini de itiraf etmiş oldu. Bu ifadelerden birini tespit eden  Yarbay Çiçek:

“Şimdi savcıya kayıt cihazının sabit disklerini yenileriyle değiştirdiğinizi, eski diskleri çelik kasada muhafaza altına aldığınızı söylediğinizi belirttiniz. Savcı neden böyle yaptığınızı sorduğunda, yeni görüntülerin eskilerin üzerine yazılabileceğini, bu yüzden görüntüleri korumak için diskleri değiştirdiğinizi ifade ettiğinizi söylediniz. Buradan anlaşılıyor ki bu işlemleri herhangi bir adli makam talimatı olmadan yapmışsınız. Doğru mu? Herhangi bir Cumhuriyet Savcısı ya da hâkimden talimat aldınız mı?” [1]

Bu sorgulama, tanığın kendi beyanını tekrar ettirerek onu hukuka aykırılığı kendisinin doğruladığı bir noktaya getiriyordu. Ancak mahkeme başkanı Abdullah Köksal, bu kritik sorgulamayı yarıda kesti:

“Erdoğan, kendinle alakalı bir soru var mı?” [1]

Bu müdahale, gerçeğin açığa çıkmasını engelleyen bir tavır olarak duruşma tutanaklarına geçti.

Tanık Anlattı, Mahkeme Susturdu

“Gece saat 22.00 sıralarında MEBS Grup Komutanlığında kamera kayıtlarını izledik, görüntüleri aynı şekilde kasada muhafaza ettik.” [1]

Bu ifade, görüntülere savcılık izni olmadan erişildiğini ve delillerin yetkisiz kişilerce incelendiğini gösteriyordu. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre dijital delillerin toplanması, saklanması ve incelenmesi yalnızca adli mercilerin talimatıyla mümkündü.

Fotomontaj Şüphesi ve İncelenmeyen Deliller: Delil mi, Kumpas mı?

Sabit disklerin izinsiz biçimde değiştirilmesi, görüntülerin izlenmesi ve daha sonra çelik kasada saklanması gibi işlemler; ne bir savcı talimatına, ne bir resmi tutanağa, ne de bilirkişi denetimine dayanıyordu. Tüm bu adımlar, usulen kayıtların korunması gibi görünse de, aslında delilleri karartma ve delil manipülasyonuna zemin hazırlamıştı.

Mahkeme Gerçeğe Kapalıydı

Erdoğan Çiçek’in sorgulama yönündeki çabası, tanığın kendi beyanlarıyla çelişkiyi ortaya koymasına rağmen, mahkeme tarafından engellendi. Savunmanın teknik bilgisi dikkate alınmadı; yargılama, gerçeğe ulaşmak yerine önceden belirlenmiş bir yargısal yönlendirmeyi izledi. 

Yargılamalara ışık tutması gereken delillerin güvenilirliği o kadar şüpheli hale geldi ki; söz konusu deliller, sanıklar üzerinde gezdirilen bir sopaya dönüştü ve yargılama sürecine gölge düşürdü. Neticede hakimler hatalı karar vermenin ötesine geçerek kararlı hatalar yaptılar.

Sonuç: Gerçeğin Üzerine Yazılan Görüntüler

Güvercinlik Kışlası’nda yaşanan süreç, yalnızca bir “darbe davası” değil; aynı zamanda hukukun dijital deliller karşısında nasıl susturulduğunun bir örneği oldu. Erdoğan Çiçek, uzmanlık bilgisiyle tanığın ifadesindeki hukuka aykırılığı ortaya koydu; fakat mahkeme bunu kayıt altına almak yerine sessizlikle örttü.

Bugün hâlâ şu sorular cevapsız:

  • Kamera kayıtları kimler tarafından ve hangi cihazlarda izlendi? 
  • Sabit disklerin değişimi ne zaman ve kimin bilgisiyle yapıldı? 
  • Foto montaj iddiası neden incelenmedi?

Bu sorular yanıtlanmadıkça, 15 Temmuz gecesi yalnızca bir darbe teşebbüsü değil, aynı zamanda gerçeğin delillerin üzerine yazıldığı bir montaj gecesi olarak kalacak.


Kaynaklar:

[1] Tanık O.A.’nın ifade tutanakları, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, SEG-BİS kayıt çözümlemeleri ve duruşma zabıtlarından derlenmiştir.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR