15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından yürütülen yargılamalarda birçok kişinin yaşadığı süreçler, hukukun evrensel ilkeleri ile bağdaşmayan uygulamalarla gölgelenmişti. Bu davalarda en dikkat çekici unsurlardan biri, gözaltı ve tutuklama süreçlerinin nasıl yürütüldüğüydü. Ankara İl Jandarma Komutanlığı MEBS Şube Müdürü Jandarma Üsteğmen Murat Saçıkara’nın mahkeme huzurunda aktardıkları da bu hukuksuzlukların çarpıcı bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Murat Saçıkara, 16 Temmuz günü birliğine çağrıldığını belirterek başlıyor ve yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “…İl Jandarma Komutanının odasına giderek kendimi takdim ettikten sonra kendisi masanın üzerinde bir evrakı göstererek ‘bu evrak sizinle mi alakalı, bir bak bakalım’ dedi. Ben de masanın üzerindeki evraka baktığımda, makam odasının içerisinde gizlenmiş iki personel üzerime çullandı. Ellerim arkadan koli bandı ile sıkıca bağlanmak suretiyle İl Jandarma Komutanının talimatıyla gözaltına alındım.”[1]
Bu noktada Saçıkara’nın altını çizdiği husus, herhangi bir yasal usule uyulmadan gözaltına alınmasıdır. Türk Ceza Kanunu’na göre gözaltı işlemleri belirli usullere tabidir: kişinin haklarının hatırlatılması, doktor kontrolünden geçirilmesi, aileye haber verilmesi ve resmi kayıt oluşturulması. Ancak Saçıkara, tüm bu usullerin yok sayıldığını belirterek şunları söylüyor: “…En ufak bir hareketimin olmadığı bir ortamda bu muameleye maruz kaldım. Hukuka aykırı bir şekilde, bu uygulamayı yaptıran başta İl Jandarma Komutanı Ferdi Korkmaz ile o sırada odada bulunan Tuğgeneral Mehmet Artar’dan şikâyetçiyim.”[1]
Burada dikkat çeken nokta, olayın yalnızca fiili bir zor kullanma ile sınırlı kalmaması. Saçıkara’nın aktardığına göre, söz konusu işlem sırasında resmi tutanak tutulmadığı gibi, nezarethaneye alınırken de hiçbir kayıt yapılmadı: “…Herhangi bir üst araması, doktor muayenesi yapılmadan, aileme haber verilmeden, nezarethaneyle ilgili herhangi bir kayıt da yapılmadan nezarethaneye alındım”[1] sözleri, hukuk devletinin en temel güvencelerinin hiçe sayıldığını gösteriyor.
Bu ifadeler, sadece bireysel bir mağduriyetin ötesinde, devletin kolluk kuvvetlerinin kriz anlarında hukuku nasıl ihlal edildiğine dair ciddi bir tablo çiziyor. Gözaltı işlemlerinde uygulanan hukuksuzluklar, yargılama sürecinin adaletine gölge düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumun devlete olan güvenini de sarsıyor.
Saçıkara’nın yaşadıklarını aktarırken kullandığı şu sözler, adalet arayışının özeti niteliğinde: “Sayın başkanım, çok affınıza sığınarak böyle bir uygulamaya maruz kaldım, hiçbir suçum yokken. Çok özür diliyorum.”[1]
Bu özür, bir suçlunun değil, hukuksuzluğa uğrayan bir bireyin çaresizliğinin ifadesi olarak tarihe geçiyor.
Sonuç olarak, Murat Saçıkara’nın mahkemede dile getirdiği olaylar, yalnızca bir kişinin yaşadığı travmayı değil, aynı zamanda 15 Temmuz sonrası yürütülen yargılamalarda hukukun nasıl ikinci plana itildiğini de ortaya koyuyor. Hukuka aykırı uygulamaların gölgesinde yürütülen bu süreçler, bireylerin haklarını gasp ettiği gibi, adalet mekanizmasının güvenilirliğini de sorgulanır hale getiriyor.
Kaynaklar:
[1] Murat Saçıkara’nın 2017 tarihli mahkeme savunma tutanakları, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi SEG-BİS kayıt çözümlemeleri ve duruşma zabıtlarından derlenmiştir.