3 No’lu Nizamiye
Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’nda 15 Temmuz gecesi içtima sonrası 3 No’lu Nizamiye’de yaşananlar ile ilgili olarak Kursiyer Teğmen E.G.’nin 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde vermiş olduğu beyan şu şekildedir:
“…3 No’lu Nizamiye’de bulunan ve isimlerini sonradan öğrendiğim Murat Taner ve Serdar Acar’ın emir komutasına verildik. Nizamiyeye geldikten sonra Serdar Acar, ‘Hiç kimse emirsiz bir iş yapmasın, silahlarınız tam dolduruşta olmasın’ dedi ve bizleri, nizamiyenin arka tarafında bulunan ve bizden daha önce gelmiş olan arkadaşlarımıza katılmamızı söyledi. Daha sonra nizamiyede bulunan televizyondan Başbakan Binali Yıldırım’ın ‘Bu bir askeri kalkışmadır’ şeklindeki açıklamasını yaptığını duydum. Darbe girişiminden bu esnada haberdar oldum. Bu bölgede bulunan arkadaşlarla birlikte Serdar Acar’ın yanına giderek konu hakkında bilgi almaya başladık. Darbenin hukuk rejimine aykırı olduğunu ve anayasal bir suç olduğunu, böyle bir girişimin kabul edilemeyeceğini konuştuk. Bunun üzerine Serdar Acar, bizlere verilen görevin kışlanın emniyetini almak olduğunu ve bu emirlere riayet edilmesi gerektiğini beyan etti. Daha sonra telefonumla internete girdim; askeri hareketlilik olduğunu, Başbakanın açıklamalarını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir cep telefonundan açıklama yaptığını gördüm. Durumun ne olduğunu öğrenmek için 155’i ve 156’yı aradım, ancak cevap verilmedi. Daha sonra farklı yerlerde görev yapan arkadaşlarımı aradım. Hepsinin birliklerinde hazır kıta olarak beklediklerini öğrendim. Bu aramaları yaparken kursiyer arkadaşlar yanımdaydı ve benden bir açıklama bekliyorlardı. Aradığım kişilerin de bizler gibi birliklerinde hazır kıta olarak beklediklerini ve birlik emniyetini almış olduklarını arkadaşlara bildirdim. Serdar Acar’ın yanına tekrar giderek olaylarla ilgili sorular sordum. Kendisi, darbe girişimiyle ilgili herhangi bir fiilî durumun olmadığını, ortalığın karışık olduğunu, birliğimizin emniyetini aldığımızı ve emirsiz hareket etmememiz gerektiğini ifade etti. Dinlenmek üzere nizamiye bölgesinde bulunan küçük bir otobüse geçtim ve orada telefonuma tekrar baktım. Saat 04.35 sıralarında Muhlis Koçak’ın, 1. Bölük Kıdemliler WhatsApp grubundan bir mesaj attığını gördüm. Mesajda, ‘Siz durumun farkında mısınız? Bu yapılanlar resmen darbe girişimi. Hemen silahlarınızı bırakın ve kışlayı terk edin’ deniliyordu. Bunun üzerine otobüsten inerek arkadaşlara, ‘Toplanın, gidiyoruz’ dedim ve atılan mesajı aktardım. Bunun üzerine Serdar Acar, ‘Bunları sen nereden öğreniyorsun? Durumun aslını bilmeden konuşma, milleti galeyana getirme’ dedi ve telefonumu istedi. Ben de verdim. Daha sonra kendi telefonu ile birkaç görüşme yaptı. Bu sırada Murat Taner bir araca binerek kışladan ayrıldı. Daha sonra tekrar Serdar Acar’ın yanına gittim. Bana telefonumu vererek kanunsuz bir durum olmadığını söyledi ve arkadaşlarımın yanına gitmemi istedi. Arkadaşlar arasında Kurslar Komutanı Yüksel Albay ile görüşen biri vardı. Bu telefon görüşmesinde de Muhlis Koçak’ın beyan ettiği bilgiler doğrultusunda konuşma yapıldığı, Yüksel Albay’ın da aynı yönde ifadeler kullandığı söylendi. Daha sonra arkadaşlara misafirhaneler bölgesine gideceğimi söyledim ve T. Ö. ile birlikte kısımlar binasına gittim…”[1]
Kursiyer Teğmen M.E.G.’nin 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde vermiş olduğu beyan şu şekildedir:
‘’…O sırada nizamiye kulübesinin telefonu çaldı ve telefonu kulübe personeli olan bir uzman arkadaş açtı. Telefondaki uzman ile karşı tarafın konuşması şöyleydi: Muhtemelen ‘Orada kim var?’ diye sordu. Uzman arkadaş, ben ısınmak için oraya girdiğim sırada orada bulunduğum için ‘Bir teğmen var komutanım.’ diye cevapladı. ‘En rütbeli o mu?’ diye sormuş olacak ki ‘Evet.’ dedi. ‘Tamam, telefonu teğmen arkadaşa ver.’ demiş olmalı. Telefonu ‘Komutanım, sizi istiyorlar.’ diyerek bana uzattı. Telefonda kendimi tanıttığımda karşı taraf bizim alay komutanımız, aynı zamanda kurslar komutanımız olan Yüksel Yiğit olduğunu söyledi ve bize ne yaptığımızı sordu. ‘Komutanım, oturuyoruz.’ dedim. ‘Başınızda kim var?’ dedi. Serdar Yüzbaşı dedim. ‘Ne yapıyorsunuz?’ dedi. Bir şey yapmıyoruz komutanım, bekliyoruz dedim. Aynen şu cümleleri kullandı: ‘Oğlum, sizi darbeye alet etmek istiyorlar. Başınızdaki size engel olmak isteyen kim var ise, o Serdar Yüzbaşı’nın silahını alın, elini ayağını bağlayın. Birazdan özel harekât oraya operasyon yapacak. On dakika içinde operasyon olacak, vallahi zayi olursunuz. O komutanınızı elini ayağını bağlayıp silahını alarak onlara teslim edin. Belki o zaman bir şansınız olabilir.’ Aynen bu konuşma geçti. Ben şaşırdım, emredersiniz komutanım diyerek telefonu kapattım. Şok olmuştum. Dışarı çıkınca Abdullah Serdar Yüzbaşı’yı gördüm; arkadaşlar emir gelecek, gideceğiz gibi şeyler söylüyordu. Hemen orada birkaç arkadaşı çağırdım ve yaptığım telefon konuşmasını anlattım. Bir yandan da Serdar Yüzbaşı’ya bakıyordum ve tereddütteydim. Çünkü Serdar Yüzbaşı’nın da ancak bizim kadar bir şey bildiğine geceden emin olmuştuk. Onu derdest ettiğimiz durumda onu zor duruma düşüreceğimiz endişesini yaşıyorduk. Yani onun darbe tarafında olduğunu anlasak sıkıntı yoktu ama eğer o tarafta değilse, bizim yüzümüzden direkt o taraftaymış gibi bir konuma düşecekti ve o konumdan nasıl çıkacağını tahmin edemiyorduk. Yani onun bu konuda vebalini almak istemedik. Emin olmak istedik. O sırada arkadaşlara durumu anlatırken Serdar Yüzbaşı telefonla konuşmaya başladı. Ben arkadaşlara anlattıklarımı bitirdiğimde o da telefonu kapattı ve ‘Arkadaşlar, gidiyoruz.’ dedi. Bu durum bizi çok memnun etti çünkü bizi büyük bir dertten ve arada kalmaktan kurtardı. O da alay komutanımızın istediği gibi nizamiyeyi terk etmemiz gerektiğini söyledi. Bu da bizim istediğimiz şeydi. Böylece kurs binasına döndük. Eve gitmek üzere üzerimizi değiştirirken bu esnada arkadaşlardan nizamiyeden çıkış olmadığını ve çıkmak isteyenlere ateş açıldığını duyduk…’’[2]
Değerlendirme
İfade içeriğinin bütünü birlikte değerlendirildiğinde, 15 Temmuz gecesi Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı 3 No’lu Nizamiye bölgesinde görev yapan personelin, darbe teşebbüsüne iştirak ettiğine, anayasal düzene karşı bir faaliyette bulunduğuna ya da kanunsuz bir emir doğrultusunda hareket ettiğine dair herhangi bir somut durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yaşanan belirsizlik ortamında, durumun mahiyetini öğrenmek amacıyla 155 ve 156 hatlarının aranması, ayrıca farklı birliklerle irtibat kurulması ve diğer birliklerin de kendi kışlalarında hazır kıta olarak beklediklerinin tespit edilmesi, faaliyetlerin hukuka aykırı bir organizasyon kapsamında yürütülmediğini ortaya koymaktadır. Bu süreçte verilen emirlerin, kışlanın emniyetinin sağlanmasına yönelik olduğu, kanunsuz nitelik taşımadığı ve personelin emirsiz ya da hukuka aykırı bir faaliyete yönlendirilmediği görülmektedir. Dolayısıyla 3 No’lu Nizamiye’de gerçekleştirilen tüm faaliyetler, olağanüstü koşullar altında kışla güvenliğinin temini ve askerî düzenin muhafazası amacıyla yürütülen, hukuka uygun ve meşru işlemler olarak değerlendirilmelidir.
Kaynaklar
[1] Kursiyer Teğmen E.G.’nin 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı
[2] Kursiyer Teğmen M.E.G.’nin 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı