“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Pursaklar İmam Hatip’ten Sincan Cezaevine: Matematikten Kaçış, Hakikate Tanıklık

Pursaklar İmam Hatip’ten Sincan Cezaevine: Matematikten Kaçış, Hakikate Tanıklık

Sincan Cezaevleri yerleşkesinin, 15 Temmuz yargılamaları için özel olarak inşa edilen devasa salonlarında, 23. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Jandarma Genel Komutanlığı Beştepe Karargâh davası yargılamalarında sıradan bir gün…

Kendilerine biçilen sanık kıyafetini yırtıp atmak için sabırsızlıkla savunma sırasını bekleyen insanlar, dün “dostum” dediğine bugün “küstüm” diyen tanıklar, mahkeme başkanının dahi “Bunları bir daha almayın, nerde kavga var oraya koşuyorlar.” dediği paralı beslemeler, katılanlar, avukatlar…

Sürpriz ziyaretçiler yerlerini alıyor

Ancak bugün alışılmışın dışında konukları da var bu devasa salonun: Pursaklar İmam Hatip Lisesi öğrencileri…

Bugünlerde ilkokul kitaplarında, yedi düvele had bildirdiğimiz Millî Mücadele’nin dönüm noktası günlerinden bile daha çok yer verilen o karanlık gece, safi zihinlere onu Allah’ın lütfu sayanların bakış açısıyla kazınsın diye şer odaklarınca fazla mesai yapılan bir gün.

Nefret tohumları ekiliyor

Öğrenciler o devasa salonda yer olmadığı için sanık avukatları sıralarında, belki de hayatlarında ilk defa terörist (!) görecek olmanın getirdiği meraklı gözlerle yaşananları izlemek üzere yerlerini aldılar.

Yararlılığı tartışılmayacak (!) bu eğitim faaliyeti, başkanın “Hoş geldiniz, hadi sayemizde matematikten kurtuldunuz.” şeklindeki nüktedan karşılamasıyla başlıyor. Aslında cezaevi kampüsü girişinde, trollük vazifesini yapanların döner ayran molalarını verdiği yerdeki “Vatan size, hainler bize emanet.” yazıları ile başlıyor desek de hata etmiş olmayız.

Büyüklerinin onları kanalize etmeye çalıştığı o çıkmaz yol, kindar nesil yetiştirme projesinin birer unsuru olmak, o temiz yürekli küçüklere yakışmıyordu. Masumiyetleri ve bugünlerde öz benliğinden koparılmaya çalışılan millet ruhu, o parlayan simalarda kendini gösteriyor; nefret tohumları ekmeye çalışan o malum zihniyete adeta “dur” diyen, anlamaya çalışan bakışlar salona hâkim oluyordu.

Gazi Üsteğmen kürsüde

O gün savunma sırası, kaderin cilvesi olsa gerek, Van’da görev yaptığı sırada, o dönemde halen vatanın birliğine kasteden hainler olarak görülen PKK’lı teröristlerle girdiği çatışmada kasığından yaralanarak gazi unvanı alan Üsteğmen Musa Kılıçaslan’daydı.

Karşılarında azılı bir terörist görmeyi bekleyen o gençlerin yüzlerine, vazifesi esnasında nasıl yaralandığını, gazilik beratını Cumhurbaşkanı’nın elinden nasıl aldığını fotoğraflarıyla anlatan; aslında koltuk değneklerinden kurtulmuşken, 15 Temmuz’da emniyette gördüğü işkence yüzünden savunmasını yapmaya koltuk değnekleriyle gelmek zorunda kalan bir insanı görmüş olmanın şaşkınlığı yansıyordu. Birbirlerine bakıp sessizce “Doğru mu bu anlattıkları?” soruları, daha sonra eski askerin gördüğü işkenceleri anlattığı kısımda “Bir gaziye bu nasıl yapılır?” sorularına bırakmıştı.

Sanık kürsüsünde ortak hakikat

Savunma sırası başkasında olsa durum değişir miydi peki?

Aradan geçen uzun yıllara rağmen mutat olarak, suçsuzluğu medeni dünyanın hukuk sistemleri ile defalarca teyit edilmiş insanların evlerine gerçekleştirdikleri terör (!) baskınlarında nasıl tek bir suç unsuru bulamıyorlarsa, bu kürsüye kim çıkarsa onun yüreğinde de vatan millet sevgisinden başka bir şey bulamayacaklardı.

Hâl dilleriyle “Usludan yeğdir delimiz.” diyen bu örnekleri çoğaltmak, bu insanların başarı ve takdir belgeleri ile dolu meslek safahatlarını göz önüne sermek elbette mümkündür; ancak daha fazlasının mahkeme tutanaklarında bulunabileceğini ifade ederek burada bitirmek istiyorum.

Ve salondan kaçış

Salonda konuşulanlar elbette hakikatti ve bu hâl, zamanın muktedirlerinin hiç hoşuna gitmemişti. Amaçları, ekmeyi planladıkları nefret tohumlarıyla bir olanı parçalamak olanlar, 251 insanın vefatını Allah’ın lütfu görenler, hesaba katmadıkları bu durum karşısında çareyi salonu terk etmekte buldular. O gençler kendileri için şüphesiz daha hayırlı olan matematik dersine dönerken, hakikat, dinleyen olmasa da kürsüde konuşmaya devam etti. Ve elbette o gün “Plan yapanların en hayırlısı Allah’tır.” diye haykırdı Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinin soğuk duvarları…

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR