Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı davası kapsamında 10 Temmuz 2017 tarihinde görülen 6.celsede Cemil Çetin’in dile getirdiği beyanlar; önceden kurgulanmış bir senaryonun, kişi iradesi yok sayılarak nasıl işletildiğine, delil yerine “itiraf” üretiminin nasıl merkezî bir araç hâline getirildiğine ve yargı sürecinin nasıl seçici biçimde şekillendirildiğine dair güçlü izler taşımaktadır.
Önceden Yazılmış Metnin İçine Sıkıştırılan İrade
Çetin’in beyanlarında en dikkat çekici kırılma noktası, emniyet aşamasında karşılaştığı ifade metinlerine ilişkindir. Kendi anlatımına göre, anlattıklarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir metin önüne konmuş ve bu metni kendi ifadesiymiş gibi kabul etmeye zorlanmıştır:
“Emniyette polise anlattıklarımdan tamamen farklı bir metin önüme kondu. Bu metni, kendi ifademmiş gibi söylemek zorunda bırakıldım. Söylediklerimle, tutanağa geçirilenler birbirini tutmamaktadır.” [1]
Bu satırlar, soruşturmanın ifadenin doğal akışıyla şekillenmediğini; tam tersine, hazır bir anlatının kişi üzerine giydirildiğini göstermektedir. Metinlerde hiç tanımadığı kişiler, adresler ve ayrıntıların yer alması da bu kopuşu derinleştirir:
“Önüme konulan metinlerde, hiç tanımadığım kişiler, adresler ve ayrıntılar yer almaktadır. Bu isimleri, bu adresleri ve bu anlatılanları daha önce hiç duymadım.” [1]
Bu anlatı açık bir zinciri işaret eder: ‘senaryo hazırla → uygun kişi üret → kişiyi senaryoya uydur.’ Bu zincir, kumpasın yalnızca sonuçta değil, daha baştan kurgusal bir yapıyla işletildiğini göstermektedir.
Delil Yerine İtiraf: Boş Dosyanın Doldurulma Çabası
Kumpasın en belirgin izlerinden biri, somut delil yokluğuna rağmen dosyanın ayakta tutulma biçimidir. Çetin, dosyada aleyhine olan tek unsurun, emniyette verdiği ve kabul etmediği ifadelere dayandığını açıkça belirtmektedir:
“Hakkımda somut hiçbir delil bulunmamaktadır. Dosyada aleyhime olan hususlar, emniyette verdiğim ve kabul etmediğim ifadelere dayanmaktadır.” [1]
Bu ifadelerin tamamının reddedildiği dilekçelerle bildirilmiş olmasına rağmen, soruşturmanın bu “itiraf” ekseninde ilerlemesi; zorla yaptırılan beyanların ana delil hâline getirildiği, diğer unsurların da bu eksen etrafında şekillendirildiği bir süreci işaret eder. Bu bağlamda itiraf, gerçeğin ifşası değil; delil yokluğunu örten bir araç hâline gelmektedir.
Aynı Fiil, Farklı Akıbet: Seçici Cezalandırma
Kumpasın izleri yalnızca ifade ve delil aşamasında değil, yargılamanın tutumunda da belirginleşir. Çetin, kendisiyle aynı hatta daha ağır nitelikte fiillerle ilişkilendirilen başka personelin tutuksuz yargılandığını belirtmektedir:
“Benimle aynı durumda olan, hatta cephanelikten mühimmat teslim eden başka personel tutuksuz yargılanmaktadır. Bazıları tanık sıfatıyla dosyalarda yer almaktadır.” [1]
Buna karşın, aynı fiilleri gerçekleştirdiğini ifade etmesine rağmen kendisinin tutuklu yargılanması; hukukun dosya içinde eşit ve nesnel biçimde uygulanmadığına, yargılamanın önceden belirlenmiş bazı kişiler üzerinden şekillendirildiğine işaret etmektedir. Bu tablo, kumpasın hedefinin rastlantısal olmadığını; belirli kişilerin daha baştan işaretlendiğini görünür kılmaktadır.
Aynı Yapı İçinde İddia, Tahkikat ve Rapor
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer kırılma noktası ise idari tahkikatın tarafsızlığına ilişkindir. Çetin, hakkında hazırlanan idari raporları düzenleyen bazı kişilerin aynı dosyada müşteki olarak yer aldığını ifade etmektedir:
“Hakkımda yapılan idari tahkikatı hazırlayan kişilerden bazıları, aynı dosyada müşteki olarak yer almaktadır. Hem iddia eden hem rapor hazırlayan kişiler aynıdır.” [1]
Bu durum, iddia eden, soruşturan ve raporlayan mekanizmaların aynı yapı içinde toplandığına işaret etmektedir. Böyle bir tabloda, idari tahkikatın bağımsız ve tarafsız bir değerlendirme alanı olmaktan çıktığı; sürecin, baştan kurulan anlatının işlemesi için iç içe geçmiş roller üzerinden yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
Gizlilik Perdesinin Ardından Medya Sahnesi
Kumpasın toplumsal ayağı ise medya üzerinden kurulmaktadır. Dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen, Çetin’in ve eşinin ifadelerinin isimleri gizlenmeden basına servis edildiği belirtilmektedir:
“Dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen, benim ve eşimin ifadeleri yazılı ve görsel basına servis edilmiştir. İsimlerimiz gizlenmeden yayın yapılmıştır.” [1]
Bu servis, yargılama başlamadan önce kamuoyunda bir suçluluk algısı oluşturulduğunu düşündürmektedir. Dosya içindeki sürecin, daha dava görülmeden toplumsal bir baskı zemini üzerinde şekillendirilmeye çalışıldığı; böylece yargılamanın yalnızca mahkeme salonunda değil, kamu vicdanında da kurulmak istendiği görülmektedir. Kumpas, bu yönüyle dosya sınırlarını aşarak algı alanında tamamlanmaya çalışılmaktadır.
Senaryonun Ortak Dili
Beytepe’deki bu yargılamada dile getirilen beyanlar bir araya geldiğinde, tekil hatalar değil; tutarlı bir senaryo dili ortaya çıkar. Hazır metinler, delil yerine itiraflar, seçici cezalandırma, tarafsız olmayan tahkikat ve medya üzerinden kurulan algı… Hepsi aynı zincirin halkalarıdır.
Bu yazı, hüküm vermek için değil; kumpasın izlerini, Çetin’in kendi sözleri üzerinden görünür kılmak için kaleme alınmıştır. Çünkü bazen bir dosyanın en güçlü delili, bastırılmaya çalışılan anlatının kendisidir.
Kaynaklar
[1] Cemil Çetin’in Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 10 Temmuz 2017 tarihli SEGBİS oturumunda (6. celse) verdiği ifadeler.