Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı darbe davasında birçok yargılama, dijital delil olarak öne sürülen telefon hareketleri ve baz kayıtları üzerinden şekillendi.
Jandarma Pilot Kurmay Albay Erkan Öktem’e yönelik iddialarda ise, bu kayıtların adeta tersine işlediği, HTS dökümlerine yüklenen anlamın adli gerçeği yansıtmaktan çok “bağlantı kurma” niyeti olduğu ortaya çıktı. Albay Öktem, gözaltına alındıktan sonra makamına tahsisli cep telefonunun, kendisinin elinde olmamasına rağmen Sincan, Kazan ve Akıncı bölgelerinde üç gün boyunca yoğun şekilde baz sinyali vermesi, olayı adli açıdan tartışmalı hale getirdi. Albay Erkan Öktem’in dosyası, bu tür “delil üretimi” iddialarının somutlaşmış örneklerinden biri oldu. Kendisinin, gözaltında olduğu sırada makam telefonu ile Akıncı Üssü ve darbe ile bağlantı kurulmak istenmesi, sözde “darbeye irtibat” iddialarının klasik kumpas mantığıyla oluşturulduğunu gözler önüne seriyor.
Albay Öktem Mahkemedeki Savunmasında;
“Sayın başkanım bu iddianın içerisinde şöyle bir şey var: Ben 16 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alındım. Ve 24 Temmuz 2016’da tutuklandım, yani 24 Ağustos’a kadar bu telefon baz vermeye devam ettiyse ben gözaltında ve cezaevindeyken yaklaşık 40 gün kullanılmış; ben bunu nasıl kullanmış olabilirim, nasıl ortak bazda bulunabilirim? Bu fiziken mümkün değil. Bu benim kullanmadığımın en büyük ispatı zaten.
15 Temmuz 2016’dan sonra evimde, işyerimde ve üzerimde yapılan aramalardan anlaşılacağı gibi başkasına ait bir telefon veya hat kullanmadığım sabittir. Türkiye’nin birçok iline gitmiş olmama rağmen, sadece Konya ve Aksaray’da ortak bazda bulunduğum iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Ben gözaltında ve cezaevindeyken yaklaşık 40 gün H. T. isminde sivil bir kadın adına kayıtlı numaranın kullanılmış olması, zaten bu telefonla benim bir bağımın olmadığının en büyük kanıtıdır.
Başkanım burası önemli, bu kurulan kumpasın bir parçası… Ben gözaltında olduğum tarihte HTS kayıtlarından bakılabilir, makam cep telefonu 0532 4** ** ** sayın başkanım… Ben burada yaptığım savunmada bu telefonu gece kaybettiğimi, birinin odamdan aldığını ve bir daha da bulamadığımı arz etmiştim. Bu telefon ne hikmetse 16 Temmuz’dan itibaren 19’una kadar Sincan ve Kazan’a gitmiş. Ama ben gözaltındayım; 16’sı saat 12’de gözaltına alındım. Telefonun GPRS üzerinden Sincan, Kazan, Akıncı’da baz vermiş ve çok yoğun baz vermiş üç gün boyunca. Sayın başkanım, ben makam cep telefonumu kaybetmişim, gözaltına alınmışım. Ancak 16 Temmuz 2016 sabahı beni öldürmek için arayıp bulamayan, firari olduğumu düşünen kumpasçılar, ben gözaltındayken makam cep telefonumu 19 Temmuz 2016 saat 12’ye kadar Sincan, Kazan ve Ankara’nın değişik ilçelerinde dolaştırıp baz verdirerek, veya olmayan baz bilgilerini telefon kayıtlarına ekleyerek beni Akıncı Üssü’yle ilişkili göstermeye çalışmaları; 7 Haziran 2013 tarihinde alınan bir hattın 2011 tarihinden itibaren örgütsel haberleşme için kullanıldığının iddia edilmesi, benimle irtibatlı göstermek için firari kişinin seçilmesi, çalıştığım bakanlıklar ve ikamet ettiğim Anıttepe’deki bazlarda yoğun yüz binlerce kişinin bulunması, gözaltında ve cezaevindeyken 40 gün boyunca ortak bazda bulunduğum iddiası bana kurulan kumpasın en büyük kanıtlarıdır…” [1]
Sonuç
Albay Öktem’in ifadesi, ceza yargılamasında dijital delil güvenliğinin ve yorumunun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha anımsatıyor. Fiziken hiçbir şekilde kullanılamayacak bir telefonun, gözaltı sonrası —asayiş ve adli kontrole açık, gözetim altında olduğunun resmen kayda geçtiği bir dönemde— günlerce çeşitli stratejik bölgelerde sinyal vermesi ya da baz kaydı üretmesi, klasik “ortak baz” mantığının suistimal edildiğinin çarpıcı göstergesidir. Bu tür dijital delil üretimi ve ilişkilendirme gayretleri, bir telefon numarasının fiili kullanıcısı ile gerçek bağlantısını değil, davanın şekillenmesi istenen senaryoya uygun bir “irtibat” tablosu yaratmaya hizmet edebilir. Gözaltı, cezaevi ve üçüncü kişilere kayıtlı hat ayrıntılarında, mahkemenin, yalnız “baz” değil, baz istismarının da izini sürmesi, gerçek adaletin ayrılmaz parçası olmalıdır.
Kaynaklar:
[1] Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma beyanları (Erkan Öktem’in şahsi savunması ve HTS analizleri).