“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Usulden Sakat Bir İdari Tahkikat Heyeti Tarafından Yapılan Fişleme: Tanıklar Neye Tanık Oldular? 

Usulden Sakat Bir İdari Tahkikat Heyeti Tarafından Yapılan Fişleme: Tanıklar Neye Tanık Oldular? 

Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı davasında, dosyanın en kritik sorularından biri hiçbir zaman “ne oldu?” sorusu olmadı. Asıl soru şuydu: Tanıklar neye tanık oldular? Çünkü yargılamanın merkezine yerleştirilen tanık anlatımları, fiilî bir gözleme değil; idari tahkikatla şekillenen, önceden belirlenmiş bir hikâyenin tekrarına dayanıyordu. Jandarma Binbaşı Tarık Görener hakkında kurulan suçlama zinciri, tanıklık müessesesinin nasıl bir kumpas aracına dönüştürüldüğünü açık biçimde ortaya koyuyordu.

“Teslim Olun, Size Bir Şey Olmayacak”

Dosyaya giren idari tahkikat incelendiğinde, olayın başlangıç noktası olarak gösterilen sabah saatleri dikkat çekicidir. Albay Veli Tire’nin birliğe gelişi ve ardından yaşananlar, Avukat Uğur Altun tarafından şöyle aktarılmıştır:

“…Sabah kışlaya gelen Albay Veli Tire, bu kişi sabah birliğe geliyor, herhangi bir eylem hukuksuz bir eylem bulunmadığı halde sanki bir darbe varmış gibi teslim olun diyor, önce teğmenleri yanına çağırıyor. ‘Sizin başınıza bir şey gelmeyecek. Yeter ki aleyhte ifade verin.’ diyor. Teğmenler müvekkilim hakkında aleyhte ifade veriyorlar ve bunlar dosyaya aynı şekilde geçiyor.” [1]

Bu anlatıda belirleyici olan, ortada henüz fiilî bir suç, hukuka aykırı bir eylem ya da somut bir durum yokken, aleyhte ifade üretiminin teşvik edilmesidir. Tanıklık, yaşananı anlatan bir konumdan çıkarılmış; sonucu önceden belirlenmiş bir sürecin malzemesi hâline getirilmiştir.

Hem Taraf, Hem Bilirkişi, Hem Hâkim

İdari tahkikatın yürütülüş biçimi, kumpasın izlerini daha da belirginleştirmektedir. Aynı isimlerin olayın her aşamasında farklı rollerle ortaya çıkması, yargılamanın adil bir zeminde ilerlemediğini göstermektedir:

“Bu kişi daha sonra sanki oyun oynar gibi o teğmenler hakkında da suç duyurusunda bulunuyor ve maalesef idari tahkikat konusunun başkanlığını yapıyor. Hem olayın içerisinde, hem tarafı, hem bilirkişi, hem de hakkında karar veren kişi…” [1]

Tanıklık makamının, tahkikat makamıyla iç içe geçmesi; tarafsızlığın ortadan kalktığı, sonucun baştan belirlendiği bir düzenin varlığına işaret etmektedir. Bu durum, dosyada delilden çok pozisyonların konuştuğunu göstermektedir.

Listeye Giren Sanık, Listede Olmayan Serbest

Savunmanın en çarpıcı tespitlerinden biri, sanık listesi ile idari tahkikat listesi arasındaki birebir örtüşmedir:

“…Bu mahkemede yargılanan sanıklar dosya ekinde bulunan, olaya karıştığı değerlendirilen personel listesi ile birebir örtüşmektedir ki bu liste idari tahkikat listesinin ekidir.” [2]

Buna karşılık, aynı gece kışlada bulunan, emirle hareket eden ve benzer görevleri yerine getiren bazı personelin hiçbir soruşturmaya dahi tabi tutulmadığı vurgulanmıştır:

“…Kışla komutanının emirlerine göre hareket eden, depo açan, mühimmat veren, nizamiyelere giden bazı personel hiçbir soruşturmaya tabi olmadan serbesttirler.” [2]

Bu seçicilik, tanıklığın değil tasnifin esas alındığını; kimlerin sanık, kimlerin tanık olacağının idari bir tercihle belirlendiğini göstermektedir.

Orada Olmadan Darbeyi Görenler

Dosyada adı geçen bazı tanıkların, olay gecesi Beytepe’de dahi bulunmadıkları hâlde, “darbe” tespiti yapmaları savunma tarafından özellikle sorgulanmıştır. WhatsApp mesajları üzerinden kurulan bu anlatı için dosyada somut bir delil bulunmadığı ifade edilmiştir:

“…Buradaki sıkıntı Yüksel Yiğit, Muhlis Koçak, Sait Uğur Kuzucu gibi kişilerin teğmenlere whatsapp üzerinden mesaj çekmesi. Bu kişilerin çektiği mesajda darbe olduğu ve teğmenlere  ayrılmaları gerektiği söyleniyor buna ilişkin dosyada en ufak bir delil yok… Kaldı ki bu kişiler kışlada olmamasına rağmen darbenin yada darbeye ilişkin herhangi bir eylemin olduğunu nasıl anlamışlardır? Bunların da araştırılması gerekir. [3]

Savunmaya göre asıl çelişki şuradadır: Kışlada bulunmayan kişiler, orada bulunanları darbeci ilan edebilmekte; ancak gerçekten orada olanların ne yaptığına dair somut bir bilgi sunamamaktadır.

Bu durum, bir başka celsede şu sözlerle dile getirilmiştir:

“…O gece orada olmadığı için kimin kalkışmacı olduğunu olmadığını bilmeyen Uğur Kuzucu… orda olmamasına rağmen darbeci olanları tak diye tespit ediyor ve bir anda mesajlar atıyor sabaha kadar…” [4]

Tanıklık, burada bir gözlem faaliyeti değil; etiketleme pratiği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Emir Verenler, Yargılanmayanlar

Kumpasın en belirgin izlerinden biri de emir–sorumluluk ilişkisinin ters yüz edilmesidir. Savunmaya göre, gece eğitimi emrini veren ve personeli yönlendiren isimler hakkında hiçbir işlem yapılmazken, emri uygulayanlar sanık sandalyesine oturtulmuştur:

“…Yine tartışılması gereken başka bir olay Albay H. M. B., kendisi burada idari tahkikatta üye. Bilirkişilik yapmış aynı zamanda. Olay günü bir takım kişileri gözaltına alan kişi… müvekkili çağırıp emri veren, gece eğitimi olacağını söyleyen kişi bu kişidir… Buna rağmen müvekkil hakkında dava açılmış bu kişi hakkında herhangi bir şekilde dava açılmamıştır.” [3]

Bu tablo, tanık ve sanık ayrımının fiilî eylemlere göre değil; sürecin ihtiyaçlarına göre yapıldığını göstermektedir.

Tanık Olmanın Bedeli, Sanık Olmamanın Garantisi

İddianamede adı geçen bazı isimlerin, bölüklerin hazırlanmasında rol aldıkları ifade edilmesine rağmen, haklarında dava açılmaması savunma tarafından açıkça tanıklık pazarlığı olarak değerlendirilmiştir:

“…Şimdi iddianameye baktığımız zaman bu iddianamede Uğur Sait Kuzucu, Muhlis Koçak bölüklerin hazırlanmasına katkıda bulunmuşlar. Bunların hakkında herhangi bir dava yok. Neden yok çünkü suçlamış bunlar. Bunlar tanık. Eğer bunların hakkında dava olursa bunların özelliği kalmayacak…” [3]

Bu sözler, tanıklığın bir hukuki statü değil; koruma kalkanı olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Tanıklık Değil, Senaryo

SEG-BİS kayıtlarına yansıyan bu beyanlar bir arada okunduğunda, Beytepe dosyasında tanıklık müessesesinin asli amacından saptığı görülmektedir. Tanıklar, gördüklerini anlatan kişiler değil; idari tahkikatla şekillenen bir senaryoyu teyit eden aktörler hâline gelmiştir. O gece orada olmayanlar, olanlar hakkında kesin hükümler kurabilmiş; emir verenler korunmuş, uygulayanlar suçlanmıştır.

Bu tablo, “tanıklar neye tanık oldular?” sorusunu cevapsız bırakırken; başka bir gerçeği görünür kılmaktadır: Tanıklık, burada hakikatin değil, kumpasın hizmetine sokulmuştur.


Kaynaklar

[1] Tarık Görener müdafii Avukat Uğur Altun’un, 12. Celse, 18.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı (SEG-BİS kaydı).

[2] Tarık Görener’in, 15. Celse, 31.10.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı (SEG-BİS kaydı).

[3] Tarık Görener müdafii Avukat Uğur Altun’un, 27. Celse, 16.11.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı (SEG-BİS kaydı).

[4] Tarık Görener’in, 38. Celse (Esas Hakkında Mütalaa), 26.06.2018 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı (SEG-BİS kaydı).

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR