“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Bir Kurmay Subayın Yargı Manifestosu – 2: “Kanunlardan en çok kanunları bilen korkar.”

Bir Kurmay Subayın Yargı Manifestosu – 2: “Kanunlardan en çok kanunları bilen korkar.”

Bir önceki yazıda, Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak’ın 15 Temmuz Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasında mütalaaya karşı savunmasında yer alan “Geçmiş Günahın Gölgesi Uzun Olur!” başlıklı beyanını vicdanlarınıza sunmuştuk. Bülent Ak, o savunmasında yargı bağımsızlığı ilkesinin uygulanmasının bir zaruret olduğunu vurgulamış; devletin, bir yargıcın ya da savcının korumasına muhtaç olmayacak kadar güçlü olduğunu ifade etmişti. Ayrıca, adalet mekanizmasının temel amacının bireyi devlet aygıtına karşı korumak olduğunu güçlü bir biçimde ortaya koymuştu.

Bu yazıda ise, yine aynı duruşmada yaptığı beyanında, Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasında yargı bağımsızlığı ilkesinin nasıl yok sayıldığını ve mahkeme heyetinin yargılama sürecinde işlediği hukuksuzlukları, onların yüzüne karşı tüm çıplaklığıyla dile getirişine tanıklık edeceğiz.

Geçmiş günahların gelecekte değerlendirilmesi adına tarihe düşülen not

“…Bu milletin bir ferdi olarak benim hak ve hukukumu korumak da mahkemenizin öncelikli ve asli vazifesi olmasına rağmen, mahkemenizce yapılan yargılamalar esnasında bizzat heyetinizce bu ilke ve prensiplere aykırı sözler söylediniz, fiiller gerçekleştirdiniz, kararlar verdiniz. Tarafsızlık ve bağımsızlığınıza gölge düşürdüğünü değerlendirdiğim beyanlarda bulundunuz. Ben hayatım boyunca gündelik yaşamadığım için buradaki savunmam esnasında mahkemenizle ilgili beyan ettiklerimi ve edeceklerimi sadece bugüne ilişkin söylemiyorum. Benim hukukumu ihlal ettiğine inandığım varsa, geçmiş günahlarınızın gelecekte değerlendirilmesi adına bir şerh olarak da tarihe not düşüyorum…

Adil Yargılanma İlkesi Yerine ‘Hızlı Yargılama’ Safsatası

…Bu dava kapsamında 244 sanık yargılanmakta ve siz, apar topar hazırlanmış, yetersiz bir iddianameyle başladığınız yargılamaları hızla tamamlamaya çalışıyorsunuz. Adalet Bakanlığınca, darbe davalarının 2019 yılı sonuna kadar tamamlanması yönünde yapılan açıklamalar yazılı ve görsel medyaya yansımıştı [1]. Ancak ‘hızlı yargılama’ diye bir hukuk ilkesi olmadığını biliyorsunuz. Bu nedenle Adalet Bakanlığının talimatı veya açıklaması hukuk açısından yok hükmündedir.

Hızlı yargılama adına evrensel hukukun adil yargılanma ilkesini ayaklar altına aldığınızın farkında mısınız bilmiyorum. Savunma hakkını kullanabilme, adil yargılanmanın bir parçasıdır. Ancak siz bu evrensel hukuk ilkesini yok sayıyorsunuz.

İnsanları on ağırlaştırılmış müebbetle yargılıyorsunuz ama ne modern ne de dini hukuk sisteminde yeri olmayan 3-4 saatlik savunma süresi gibi bir uygulamayı, hem de kesenizden veriyormuş ve lütufta bulunuyormuş gibi dayatıyorsunuz. Savunma hakkının kutsal olduğuna inanmıyorsunuz. Niye? Çünkü hukukçu gibi değil, yürütme erkinin memuru bir bürokrat gibi davranıyorsunuz.

İlk savunmalar yapılırken ve sizin ‘delillerin değerlendirilmesi’ olarak ifade ettiğiniz safhalarda sanıklara dediğiniz, ‘Sen esasa giriyorsun, bunu esasta söylersin, biz esasta buna müdahale etmeyiz.’ beyanlarınızı nereye koyacaksınız?

Kayıtlardan bir ikisini söylüyorum:

‘…Bülent Ak: Başkanım, söyle, şimdi önceki olaylar cereyan ettikten sonra ifade…
Başkan Abdullah Köksal: Yok, bu şekilde değerlendirmen tüm müştekilerin ve tanıkların ifadesinin değerlendirilmesi şeklinde olur. O olmaz. Sadece bu müştekinin ifadesine katılmıyorsan neden katılmadığını değerlendir, yeter. Evet.
Başkan Abdullah Köksal: Bu konuda esas hakkında beyanda bulunurken uzun uzun anlatırsın o konuları.’

Mahkemenizce delillerin değerlendirilmesi olarak ifade edilen safhadan:

Başkan Abdullah Köksal: İlker, esasa girme. Arkadaşlarınız giriyor zaman zaman ama kısa olduğu için müsamaha gösteriyoruz çoğuna. Ama esasa girme, esasta nasıl olsa savunma yapacaksın. Oldu mu?
Başkan: Cemal, sen delillere karşı beyan yapma; yorumlarını esasa karşı beyanında belirtirsin.
Başkan (Erdoğan Çiçek’in beyanında): Biz size esasta sınırsız süre vereceğiz.

Bizlere o zaman ‘esasa giriyorsun’ diye engel oldunuz ve savunmaları kısıtladınız. Şimdi de 3-4 saati geçince savunmayı kestiriyorsunuz. Dedim ya, ne modern ne de dini hukuk sisteminde kişinin kendisini savunması engellenmez ve savunması kısıtlanmaz

Kanunlardan en çok kanunları bilen korkar.

“…Ceza hukukçusu Prof. Dr. Doğan Soyaslan diyor ki: ‘Kanunlardan en çok kanunları bilen korkar.’ Sizin kanunları da çok iyi bildiğinizi düşünürsek, cesaretinizin dayandığı başka şeyler olsa gerek. Siz neye veya kime güveniyorsunuz da bu savunmaları yaptırmıyorsunuz bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, o da böyle bir yetkinizin olmadığıdır. Yoksa bu yetkinizi FETÖ çalıştayında alınan, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamaları dikkate alınarak müdafi sayısı ile savunma süresi makul süre (bu süreyi mahkemenin takdir etmesi) ile sınırlandırılmalıdır, mevzuatta bu yönde düzenleme yapılması gerekmektedir’ şeklindeki sözde utanç vesikası bir karara mı dayandırıyorsunuz?…[2]

Sorguda silahla ve işkenceyle tehdit eden savcı

…Savcı Mustafa Manga’nın Kalaşnikov silahı tam dolduruş yapıp Fatih Karabağ’ın göğsüne dayaması yönündeki beyanlar sonrası ‘Savcı böyle şey yapar mı?’ şeklinde sert bir tavır takınıp inanmamıştınız ya… İşte siz, nasıl savunma hakkını koruması beklenen birisi olarak savunmayı kestirip hukuksuz bir eylemde bulunabiliyorsanız — ki bu da başkasının duyduğunda inanamayacağı bir şeydir — o savcı da silahı doldurup ifadesini alacağı kişinin göğsüne dayayabiliyor. Yargı mensubu suç işlemez diye bir şey yok. Halı sahada maç yapabilmek için 14 öğretmeni gözaltına aldıranına da [3], kız yurdunu polisle basıp ‘kız arkadaşımla görüşeceğim’ diye olay çıkaran savcısına da [4], Ankara Adliyesi’nde görevli hakimin daha geçtiğimiz ay kendi makam odasında bir hukuk fakültesi öğrencisi kıza cinsel istismarda bulunması olayına da şahit oldu bu millet…[5]

Savunma hakkı benim kutsalım, sizin değil; benim kutsalıma dokunamazsınız

…Bu yargılamaları belirlenen bir takvimde bitirme zorunluluğunuz var. Ancak savunmaları kestirmenizde başka bir şey tespit ettim: Siz, savunmalar içerisinde size yönelen eleştirileri duymak, bunların burada bahsinin geçmesini istemiyorsunuz. Sizin şahsınız ve olaylarla ilgili gerçekleri duymaktan, bunların sizin kararlarınızı etkileyebilecek olma ihtimalinden korkuyorsunuz.

Kısa savunma yapana ve bir de sizi hiç eleştirmeyenlere teşekkür ediyorsunuz. Zülfiyare dokunmayan sanıklara lütuf babından ‘eşinle görüşebilirsin’ diyorsunuz.
Hakkınızda hiçbir şey söylenmesini, konuşulmasını istemiyorsunuz. Çünkü sahip olduğunuz makam nedeniyle sosyal hayatınızda kimsenin sizin hakkınızda olumsuz, eleştirel bir şey söylediğine şahit olmadığınız için, size göre benim gibi bir sanık parçasının ‘salona elinizde tespihle kasıla kasıla girdiniz’ demesi ağırınıza gidiyor. ‘Benim savunmamı kestirme hakkın yok, yetkin yok’ demesi; size göre ders verir gibi konuşması ağırınıza gidiyor. Hani Hakim Murat Bey demişti ya, ‘Biz sizleri izliyoruz buradan.’ Tabi farkında mısınız bilmiyorum ama siz de izleniyorsunuz. Sizin nasıl kendinize göre mesleki tecrübeleriniz varsa emin olun — ve hiç şüpheniz olmasın — buradaki insanların da var. Onlar da sizi analiz ediyorlar. Savunma hakkı benim kutsalım, sizin değil; benim kutsalıma dokunamazsınız. Ayrıca savunma hakkının kısıtlanmasının net bir bozma sebebi olduğunu biliyor olmanıza rağmen bunu hangi mantıkla yapıyorsunuz, gerçekten çok ilginç.[6] FETÖ’cü olsam, sizin de FETÖ’cü olduğunuzu ve bu davalar üst mahkemeler tarafından bozulsun diye kasıtlı yapıyorsunuz diye düşünürdüm…

Size yönelen şey aslında sizin attığınız bumerang

…Türk sivil ve askeri yargı sisteminde hâkimler ve yargıçlar kararlarında bağımsızdı. Bundan dolayı yargılanamazdı. Ancak bu FETÖ yargılamaları ile başlayan süreçte yüzlerce sivil, asker, yargı mensubunun verdikleri kararlardan dolayı mahkemelerde kendini savunma durumunda kaldığı görülüyor.

Örneğin Yargıtay, İlker Başbuğ’un bir tanığının dinlenmesi talebinin reddedilmesini bozma gerekçesi olarak açıklarken, o talebi reddeden hâkimin yargılanması esnasında bu talebi niçin reddettiğini, örgütsel bir tavır veya bir talimat neticesinde mi reddettiğini duruşmalarda aylarca sorguladı.

Kişisel olarak, yargı mensubunun bağımsızlığına zarar verdiğini ve hâkimlik görevinin icrasını olumsuz etkileyeceğini düşündüğüm yargı mensubunun kararının sorgulanması sürecinin önünü siz açtınız. Siz de bir gün bu davalar kapsamında verdiğiniz kararlardan dolayı yargı önünde izahat yapmak durumunda kalırsanız, o zaman ‘hâkim olduğum için sorumlu tutulamam, bağımsızlığım var’ diyemeyeceksiniz. Çünkü size yönelen şey aslında sizin attığınız bumerang olduğu için kimseyi sorumlu tutamayacaksınız.

Hiçbir mahkemede olmadığı kadar savunmalara müdahale ettiniz ve ediyorsunuz…” [7]

Kurmay Yarbay Bülent Ak, mahkeme salonunda yalnızca savcılık mütalaasına karşı kendisini değil, aynı zamanda adalet duygusunu, hukuk onurunu ve yargı bağımsızlığını savundu. Söyledikleri, hukuka, somut kanıtlara ve vicdana dayanan bir hukuk manifestosu niteliğindeydi. Bu kadar açık, bu kadar cesur ve bu kadar tutarlı bir şekilde gerçeği dile getiren bir kurmay subayın sözlerinin üzerine söylenecek başka bir söz bulamıyorum. Çünkü o, söylenmesi gereken her şeyi yıllar önce söylemiş, tarihe düşülmesi gereken notu çoktan düşmüştü.

Kaynaklar:

[1]https://www.ahaber.com.tr/gundem/2019/12/10/adalet-bakanligindan-15-temmuz-darbe-girsimi-davalari-hakkinda-flas-aciklama

[2] 2018 yılında Polis Akademisi Başkanlığı bünyesinde hazırlanan ve “FETÖ’nün yapısı, yöntemleri ve yargı sürecine etkileri” konulu geniş katılımlı bir değerlendirme çalıştayının çıktısı niteliğinde yayımlan “Yeni Nesil Terör: FETÖ’nün Analizi” başlıklı rapor: https://cdn2.pa.edu.tr/Upload/Rapor/Dosya/yeni-nesil-teror-fetoe28099nun-analizi.pdf

[3]https://www.sozcu.com.tr/savci-hali-saha-tartismasinda-14-ogretmeni-gozaltina-aldirdi-iddiasi-wp3724637

[4]https://www.cnnturk.com/turkiye/nisanlisina-telefondan-ulasamayan-savci-polisle-kiz-yurdunu-basti-756760

[5]https://www.cnnturk.com/turkiye/hakimin-odasinda-taciz-iddiasi-1466957

[6]5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Madde 289 – Hükmün bozulmasını gerektiren hukuka kesin aykırılıklar
(1) Aşağıda yazılı hâllerde, hukuka kesin aykırılık var sayılır:
(…)
h) Sanığın veya müdafiinin savunma hakkının sınırlandırılması.

[7] Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak’ın 05 Şubat 2020 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği “Mütalaaya Karşı Savunma” kapsamındaki beyanları.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR