“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

15 Temmuz: Darbeyi Kim Yaptı? 

15 Temmuz: Darbeyi Kim Yaptı? 

15 Temmuz yargılamaları sırasında mahkemelerde verilen beyanlar ile sanıkların çok kısıtlı imkânlara ve türlü engellemelere rağmen yaptıkları analiz ve tespitler yıllarca kamuoyundan saklandı. Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davası kapsamında Jandarma Binbaşı Osman Tuş’un iddianameye ve mütalaaya karşı yaptığı savunmalar, bu tablonun en çarpıcı örneklerinden birini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu savunmalar yalnızca 15 Temmuz gecesinin değil, o gecenin çok öncesinde kurulmuş bir düzenin izlerini sürüyor. Ortaya çıkan soru basit ama sarsıcı: Ortada anlatıldığı gibi bir darbe mi vardı, yoksa Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik planlı bir tasfiye mi yürütüldü?

“Hükümete Darbe” Anlatısı ve Boşluklar

Binbaşı Osman Tuş, savunmasının merkezine anlatı ile yaşananlar arasındaki uyumsuzluğu yerleştiriyor. Resmi söylemin, darbe girişiminin hükümete yönelik olduğu iddiasını taşıdığını; ancak sahadaki gerçeklerin bu iddiayı desteklemediğini vurguluyor. Bu çelişkiyi kendi cümleleriyle şöyle ifade ediyor:

“…darbe girişiminin hükümete yönelik olarak yapıldığının belirtilmesine rağmen görülen davalar ile yazılı ve görsel basından takip ettiğim kadarıyla herhangi bir hükümet üyesinin derdest edilmemiş olması; bunun yanı sıra aynı hükümet üyelerinin TV kanallarında çok rahat bir şekilde beyanat vermiş olmaları…” [1]

Bu gözlemin ardından savunma, odağını hızla başka bir noktaya çeviriyor. Aynı gece ve hemen sonrasında yaşananlara bakıldığında, askeri okullara ve hastanelere el konulması, yurt dışında görevli, hasta ya da kursiyer olan binlerce subayın kısa sürede tutuklanması, ihraç edilmesi ya da emekliye sevk edilmesi tesadüf olarak görülemiyor. Binbaşı Tuş, bu tabloyu net bir kanaatle tanımlıyor:

“…15 Temmuz 2016 günü terör eylemleri ve sıkıyönetim bahane edilerek personel kışlalara alınmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerine asimetrik bir darbe yapılmıştır. Geçen zaman içerisinde bu darbenin ana hedefinin ise Türk Silahlı Kuvvetlerini tasfiye etmek olduğu anlaşılmaktadır.” [2]

Geceden Önce Bilinenler

Savunmada dikkat çeken bir diğer unsur, 15 Temmuz gecesi Beştepe çevresindeki güvenlik yapılanmasının “çok önceden hazırlanmış” oluşu. Binbaşı Tuş, karargâha girişinden hemen önce gördüklerini ayrıntılı biçimde anlatıyor:

“…Hisarcıklıoğlu Camii’nin önündeki cepte polis özel harekâta mensup 8–10 kişiden oluşan bir unsurun zırhlı araçları ile birlikte her türlü silah, teçhizat, mühimmatlarla kuşanmış vaziyette hazır bir şekilde gördüm… bu unsurların en fazla 3–4 metre yanından hiçbir uyarı almadan geçerek karargâha girdim.” [3]

Bu manzaranın rastlantısal olmadığını, yalnızca zamansal açıdan bile saatler değil günler sürecek bir hazırlığı gerektirdiğini özellikle vurguluyor. Ardından şu kanaati dile getiriyor:

“Sonuç olarak polis özel harekât personelinin ve onlara emir verenlerin 15 Temmuz 2016 gecesi olacakları günler öncesinden bildiklerini düşünüyorum.” [4]

Bu beyan, kurulan kumpasın büyüklüğüne ilişkin önemli ipuçları veriyor. Çünkü burada anlatılan, son anda verilen refleksif bir güvenlik tedbiri değil; önceden planlanmış, konuşlandırılmış ve bekleyen bir güç.

Karargâha Açılan Ateş

Jandarma Binbaşı Osman Tuş, saat 24.00 sularında karargâha yönelik ateşi anlatırken, bunun dış tehditten çok karmaşık bir senaryoya işaret ettiğini söylüyor:

“…C nizamiyesi ve otoparkın hemen karşısındaki sivil apartmanlar bölgesinden karargâha doğru ateş edilmeye başlandı; tek tek atış yapılması ve ateş seslerinden anladığım kadarıyla keskin nişancı tüfeği ile atış ediliyordu.” [5]

Bu ateşin ardından, sivil giyimli ve kimliği belirsiz kişilerin otomatik silahlarla karargâha doğru ateş açtığını, çevre emniyetini sağlamaya çalışan TSK personelinin vurulduğunu anlatıyor. Daha da çarpıcı olan ise yaralı personele ulaşmaya çalışan ambulansın dahi hedef alınması:

“…yerde yaralı yatarken bağırarak yardım isteyen bir personelin yanına gitmeye çalışan ambulansa da ateş ederek yaklaştırmadıklarını gördüm.” [6]

Bu anlatımda dikkat çeken nokta, çatışmanın taraflarının belirsizliği ve hedefin doğrudan kışla içindeki askerler olması. Savunma, bu durumu klasik bir darbe çatışması çerçevesine sığdırmıyor.

Önceden Yazılmış Bir Gece

Binbaşı Osman Tuş’un savunmasının belki de en sarsıcı bölümü, 16 Temmuz 2016 tarihinde saat 01.00’de düzenlenen bir tutanağa ilişkin. Tuş, Cumhuriyet savcısı Serdar COŞKUN tarafından tutulan bu tutanağın, hiç gerçekleşmeyen ya da henüz yaşanmamış olayları içerdiğini belirtiyor:

“…bu tutanakta gerçekleşmeyen olaylar gerçekleşmiş gibi veya henüz gerçekleşmeyen bazı olaylar da saatler öncesinden büyük bir öngörü ile bilinerek yazıya dökülmüş.” [7]

Örneğin Ankara semalarında uçan ilk savaş uçağı 22.15’te havalanmış olmasına rağmen tutanakta 21.00 sıralarında yapılan alçak uçuşlardan söz edilmesi; TBMM’nin iddia edilen ilk bombalanma zamanı 02.32 olmasına rağmen sanki bombalamanın 01.00 civarında yapıldığından söz edilmesi; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yönelik hiç gerçekleşmeyen, sadece birkaç rütbeli asker ve erden oluşan bir gruba atfedilen “kuşatma” iddiasının saatler öncesinden yazılması; aslında hiç gerçekleşmeyecek olsa da Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bombalandığına dair yapılan gerçek dışı iddialar…[8] 

Binbaşı Tuş bu durumu şu soruyla bağlamaktadır:

“Olacakları önceden kimler ve nasıl biliyordu? Olmayan olayların yazılmasının sırrı nedir ?… Bu tutanağın gizemi çözülürse 15 Temmuz ile ilgili pek çok karanlık noktanın aydınlanacağını düşünüyorum.” [9]

Bu beyan, kumpas tartışmasını yalnızca sahadaki güvenlik güçleriyle sınırlamayla kalmayıp; adli sürecin en başına, ilk resmi belgelere kadar taşıyor.

Kumpasın Çerçevesi

Binbaşı Osman Tuş’un beyanlarında kurulan bütünlük çok açıktır: Hükümete yönelik bir darbe anlatısı ile eş zamanlı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin personel yapısını kökten değiştiren bir süreç işletilmiştir. 15 Temmuz’dan çok önce organize edilen ve o akşam erken saatlerde Jandarma Genel Komutanlığı bölgesinde hazır bekleyen unsurlar ile ilk hareketlilik başladıktan sonra karargâh çevresine getirilen müdahale birlikleri gece boyunca kışla içindeki askerleri ateş altına alırken, henüz yaşanmamış olayları kayda geçiren tutanaklar göz önüne alındığında soru işaretleri yerini açık ve net bir hüküm cümlesine bırakmaktadır.

15 Temmuz bir grup askerin hükümeti devirmeye yönelik giriştiği bir darbe denemesi değil; aksine hükümetin ve iktidarı elinde bulunduran bazı çıkar ortaklarının ülkeyi başkanlık sistemine geçirme stratejik hedefine ulaşmaya yönelik profesyonelce planladıkları ve daha önceden fişlenmiş askerlerin tasfiyesini öngören bir istihbarat operasyonudur. Binbaşı Osman Tuş’un bu beyanları yıllarca kamuoyundan saklanmış olsa da bugün gündeme getirildiği gibi gelecekte de herkesin kabul etmek zorunda kalacağı gerçekleri barındırmaktadır.


Kaynaklar

[1][2][3][4][5][6] Jandarma Binbaşı Osman Tuş’un iddianameye karşı savunması (EK-2B), SEG-BİS kaydı, Beştepe, 03.09.2018, 25.02.2020.
[7][9] Jandarma Binbaşı Osman Tuş’un mütalaaya karşı savunması (EK-2D), SEG-BİS kaydı, Beştepe, 03.09.2018, 25.02.2020.
[8]https://www.dogruaci.com/Haberler/allahin-lutfu-15-temmuzu-yargida-onceden-bilenler-kimdi-302

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR