Beytepe Davası’nda Yüzbaşı Adem Yaşar’a yöneltilen suçlamaların önemli bir bölümü, olay gecesinde kendisini gördüklerini söyleyen kişilerin anlatımlarına dayanıyor. Ancak tanıkların Yaşar’ı önceden tanımaması, kışlada karartma uygulanması ve rütbe tariflerinin birbiriyle uyuşmaması, bu beyanların güvenilirliğine ilişkin ciddi sorular doğuruyor. Bir tanığın apolet bulunmadığını, diğerinin ise gördüğü kişinin üsteğmen olduğunu söylemesine karşılık Yaşar’ın o tarihte yüzbaşı olması ve isnat edilen faaliyeti gerçekleştirdiğini gösteren açık bir görüntünün ortaya konulmadığının belirtilmesi, kimliklendirme sürecini tartışmalı hâle getiriyor.
Savunmanın itirazı, anlatımların yalnızca kendi içlerinde çelişkili olmasıyla sınırlı değildi. Yaşar, kimliklendirme koşulları yeterince sınanmadan ve beyanlar maddi delillerle doğrulanmadan suçlamanın kurulduğunu ileri sürdü.
İsim Gösterilerek Kurulan Bağ
Hamza Cevizci’nin beyanında, olay gecesi gördüğünü söylediği kişinin kimliğini idari soruşturma sırasında kendisine gösterilen isimler üzerinden Adem Yaşar olarak öğrendiği belirtildi:
“Hamza Cevizci’nin ifadesinde, 15 Temmuz 2016 günü saat 24.00 sıralarında kamuflajlı, mavi bröveli, tesisatlı, fakat rütbesini daha önce görmediği bir şahsın nizamiye bölgesine gelerek, ‘Burada adam azmış, ben gidip biraz adam getireyim.’ dediği; bir müddet sonra askerî transit minibüsü ile 10-15 kadar silahlı ve tesisatlı kursiyer teğmen olduğunu tahmin ettiği şahısları 1 No’lu Nizamiye bölgesine getirdiği belirtilmiştir. İdari soruşturma kapsamında kendisine gösterilen isimlerden bu şahsın ismini Adem Yaşar olarak öğrendiğini beyan etmiştir.” [1]
Yaşar ise Cevizci’yle hiçbir zaman yüz yüze gelmediğini belirterek bu kimliklendirmeye itiraz etti:
“Öncelikle Hamza Cevizci’nin bu beyanlarının doğru olması için kendisinin benimle aynı ortamda bulunması gerektiği aşikârdır. Transit minibüsle 10-15 kadar askerî personeli 1 No’lu Nizamiye’ye getirme gibi bir faaliyeti yaptığıma bizzat şahit olması ve bunu görmesi gerekmektedir. Hâlbuki ben kendisiyle o gece öncesinde, sırasında veya sonrasında aynı ortamda ve yüz yüze hiç bulunmadım. Kendisini de tanımıyorum.” [1]
Buradaki itiraz, görüldüğü ileri sürülen kişinin hangi yöntemle Adem Yaşar olarak belirlendiği noktasında yoğunlaşıyor.
Karanlıkta Ayırt Etmenin Güvenilirliği
Yaşar, olay gecesindeki gözlem koşullarının kişilerin birbirinden ayırt edilmesine elverişli olmadığını savundu:
“O gece ciddi bir karanlık vardı ve güvenlik tedbirleri kapsamında herhangi bir saldırıya karşı kışla içinde karartma uygulaması da bulunuyordu. Her asker, bu tür alarm durumlarında bunun gibi birçok güvenlik tedbirini ister istemez alır. Bu kapsamda, karanlıkta bir kişiyi teşhis etmek için yüz yüze gelinmesi ve karşılıklı konuşularak temas kurulması gerekir. Belli bir mesafeden ve karanlık bir ortamda, herhangi bir vasıtayla veya çıplak gözle, hatta kamera aracılığıyla kesin teşhis yapılamaz; tespit dahi çok zor yapılabilir. Bu kadar mesafeli ve karanlık bir ortamda birçok karıştırma ve yanılmanın meydana gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Yukarıdaki iddiaların hiçbiri somut delillerle desteklenmemiş olup bu konuyla ilgili kamera kaydı bile yoktur.” [1]
Bu itiraz, tanığın bir kişiyi gördüğünü söylemesinden çok, o gözlemin kimliği kesin biçimde belirlemeye yeterli olup olmadığıyla ilgilidir. Savunmaya göre Yaşar’ı isnat edilen faaliyeti gerçekleştirirken gösteren bir görüntü veya başka bir maddi delil bulunmadan, bu gözleme kesin kimlik belirleyici bir değer verilmesi güvenilir değildir.
Aynı Tanığın Başka Bir Sanık Hakkındaki Beyanı
Hamza Cevizci’nin Abidin Göktaş hakkındaki anlatımı da Yaşar’ın savunmasında gündeme getirildi. Cevizci’nin, Göktaş’ın 1 No’lu Nizamiye’de telefon kablolarını kopardığını söylediği; bu beyanın ardından Göktaş’ın uzun süre cezaevinde kaldığı ve daha sonra tahliye edildiği belirtildi:
“Bu şahsın Abidin Göktaş hakkında, 1 No’lu Nizamiye’de telefon kablolarını kopardığı şeklindeki ifadeleri yüzünden Abidin Göktaş’ın 12 aydır cezaevinde kaldığını hepimiz biliyoruz. Bir önceki oturumda da söz konusu şahsın ifadelerinin asılsız, hayal ürünü ve çelişkili olduğu, verilen ifadelerden ortaya çıkmış ve anlaşılmıştır. Abidin Göktaş da mahkemenizin takdiriyle tahliye olmuştur.
Ben söz konusu faaliyeti gerçekleştirmedim. Bu asılsız bir iddiadır. (…) Sonuç olarak, söz konusu şahsın asılsız iddia içerikli beyanlarına itibar edilerek hakkımda değerlendirme yapılması hukuken mahsurlu olacaktır. Hakkımdaki iddiaların hiçbirine katılmıyorum ve hepsini reddediyorum.” [1]
Yaşar’ın kurduğu bağlantı, aynı kişinin başka bir sanık hakkındaki anlatımının tartışmalı hâle gelmesi üzerine kendi hakkındaki beyanın da bağımsız delillerle doğrulanması gerektiği yönündedir. Göktaş’ın tahliye edilmesi tek başına tanığın bütün anlatımlarının yanlış olduğunu göstermese de, savunma açısından beyanın güvenilirliğinin daha dikkatli değerlendirilmesini gerektiren bir unsur olarak sunuluyor.
Yanlış Rütbe ve Birbirini Tutmayan Tarifler
Vakkas Üveyik’in anlatımı, hem kişinin önceden tanınmaması hem de rütbe tarifindeki uyuşmazlık nedeniyle yeni sorular doğurdu. Üveyik’in, olay yerine sonradan gelen bir üsteğmeni daha önce hiç görmediğini; ertesi gün izletilen görüntüler üzerinden bu kişinin Adem Yaşar olduğunu öğrendiğini söylediği aktarıldı:
“Yine Vakkas Üveyik ifadesinde, 15 Temmuz 2016 günü bulundukları yere sonradan gelen bir üsteğmen olduğunu, bu üsteğmeni daha önce hiç görmediğini, ertesi gün kendisine izlettirilen kamera kayıtlarından bu şahsı tanıdığını ve isminin Adem Yaşar olduğunu öğrendiğini beyan ederek şahsı teşhis ettiğini belirtmiştir.” [1]
Yaşar, hem bu yönteme hem de yapılan rütbe tarifine itiraz etti:
“Başka bir kişi benim rütbe işaretlerimin olmadığını söylemişti. Bu şahıs ise üsteğmen olduğumu söylemektedir. Bu da çelişkili ifadelere inanmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Hâlbuki ben bu şahsı hiç görmedim. Yüz yüze hiç gelmedim ve konuşarak hiçbir temas kurmadım. Böyle bir durumda, kendisinin de belirttiği gibi hiç görmediği bir şahsı nasıl teşhis edebildiğini çok merak ediyorum.
15 Temmuz günü benim rütbem yüzbaşıdır. İddianamede belirtildiği gibi orada birçok askerî personel bulunmaktadır. Teşhisin zor olduğu bir ortamda başkalarıyla karıştırma ve yanılma yapılabileceği unutulmamalıdır.” [1]
Bir tanığın rütbe işaretlerinin bulunmadığını, diğerinin ise gördüğü kişinin üsteğmen olduğunu söylemesi; Yaşar’ın olay tarihinde yüzbaşı olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, anlatımların aynı kişiye işaret edip etmediği sorusunu ortaya çıkarıyor.
Yaşar’ı Gösteren Görüntü Yok, Tarifler Uyuşmuyor
Yaşar, dosyadaki kamera görüntülerinin tanıkların tarif ettiği kişi olmadığını gösterdiğini; buna karşılık isnat edilen faaliyeti gerçekleştirirken kendisini gösteren bir görüntünün bulunmadığını savundu:
“Kamera görüntüleriyle sabittir ki ben adı geçen şahsın tarif ettiği kişi değilim. Teşhisin mümkün olmadığı bir ortamda ve birbirlerini hiç görmediklerini beyan eden şahıslar, nasıl olur da bir gün sonra şahsımla ilgili rütbemi de yanlış söyleyerek beyanda bulunabilir? Böyle asılsız iddia içerikli beyanlara nasıl itibar edilebilir?
Yukarıda açıkladığım nedenlerle ve kamera görüntüleriyle sabittir ki söz konusu iki şahsın da şahsımla ilgili beyanlarının asılsız ve çelişkili olduğu gün gibi aşikârdır. Benim onlarla ilgili bir husumetim yoktur. Ne ben onları tanırım ne de onlar beni tanır. Birileri tarafından yönlendirildiklerini değerlendiriyorum.” [1]
Sanık müdafii Av. Ömer Çelikkesen de Yaşar’ı isnat edilen faaliyeti gerçekleştirirken gösteren bir resim veya görüntü bulunmadığını, suçlamanın birbiriyle uyuşmayan tanık anlatımlarına dayandığını belirtti:
“Müvekkilim hakkında iddianamede ne bir resim ne de başka bir şey, hiçbir delil yoktur. Sadece bir-iki kişinin ifadesi vardır. Bunlar diyorlar ki: ‘Biz bu şahsı 1 No’lu Nizamiye’de gördük.’ Birisi, omzunda rütbe işaretlerinin olmadığını söylüyor. İkincisi ise rütbesinin bulunduğunu ve üsteğmen olduğunu söylüyor. Oysa müvekkilim o tarihte yüzbaşıdır. Bu ifadelere dayanılarak kendisi bir yıldır tutukludur. (…) O akşam yaptığı, sadece güvenlik tedbirleri alan görevli personeli takviye etmek için orada bulunmaktır. Olayın niteliğini anlayınca dışarı çıkmak istemiş, ancak buna da izin verilmemiştir.” [2]
Sanık ve müdafi beyanları üç noktada birleşiyor: Tanıklar Yaşar’ı daha önce tanımıyordu, rütbe ve apolet tarifleri birbirini doğrulamıyordu ve Yaşar’ı isnat edilen faaliyeti gerçekleştirirken gösteren açık bir görüntünün bulunmadığı ileri sürülüyordu. Yaşar’ın tanıkların yönlendirilmiş olabileceğine ilişkin değerlendirmesi ise savunmanın suçlamaların kuruluş biçimine yönelttiği en dikkat çekici itirazlardan birini oluşturuyor.
Çelişkili Beyanların Hukuki Ağırlığı
Dosyadaki temel sorun, tanık anlatımlarının Adem Yaşar’ın kimliğini güvenilir biçimde belirlemeye yeterli olup olmadığıdır. Yaşar’ı önceden tanımayan kişilerin karartma uygulanan bir ortamda yaptıkları gözlemler, birbirini doğrulamayan rütbe ve apolet tarifleri ile isnat edilen faaliyeti gösteren açık bir görüntünün bulunmadığı yönündeki savunma, bu anlatımların delil değerini tartışmalı hâle getiriyor.
CMK’nın 217. maddesine göre hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir; bu delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe takdir eder. Tanık beyanının bu kapsamda değerlendirilmesinde ise kişinin önceden tanınıp tanınmadığı, gözlem koşulları, anlatımın kendi içindeki tutarlılığı ve başka delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı önem taşır.
Bu nedenle rütbe ve apolet gibi kimliği belirlemeye yarayan temel unsurlardaki uyuşmazlıklar, tali bir ayrıntı olarak görülemez. Savunmaya göre söz konusu çelişkiler bağımsız maddi delillerle giderilmeden tanık anlatımlarına belirleyici bir ağırlık verilmiş; yanılma ve başka biriyle karıştırılma ihtimali yeterince sınanmamıştır.
Kaynaklar
[1] Yüzbaşı Adem Yaşar’ın Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19.07.2017, 31.10.2017 ve 16.11.2017 tarihli 13., 15. ve 27. celse SEGBİS çözümlerindeki beyanları.
[2] Sanık müdafii Av. Ömer Çelikkesen’in Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19.07.2017 tarihli 13. celsedeki beyanı.