“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Savunmadan Önce Verilen Hüküm

Savunmadan Önce Verilen Hüküm

Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanlığı Kriminal Daire Başkanlığında görev yapan Jandarma Yüzbaşı Adem Yaşar’ın Beytepe Davası’nda verdiği beyanlar, soruşturmanın daha ilk aşamalarından itibaren hukuki güvencelerin nasıl tartışmalı hâle geldiğini ortaya koyuyor. Yaşar, soruşturma aşamasında alınan beyanını kabul etmediğini belirterek mahkeme huzurundaki savunmasının esas alınmasını istedi. Bu itiraz, önceki beyanın özgür iradeyi ve sağlıklı değerlendirmeyi etkileyen koşullar altında verildiği yönündeki savunmaya dayanıyordu.

Sürecin devamında, idari inceleme yapılmadan verilen meslekten çıkarma kararı, yetkisiz kişilerce gerçekleştirildiği belirtilen alıkoyma işlemi ve dijital materyaller üzerinde uygulanmayan usuller gündeme geldi. Müdafiyle görüşmelerin denetlenmesi ve savunmanın hazırlanabilmesi için gerekli belgelerin temin edilememesi de bu tabloya eklendiğinde, birbirinden kopuk işlemlerden değil, savunma hakkının bütününü etkileyen geniş ve çok katmanlı bir sorun alanından söz etmek gerekiyor.

Tahkikat Yapılmadan Meslekten Çıkarma

Yüzbaşı Yaşar, meslekten çıkarılmasına ve tutuklanmasına uzanan süreçte kendisine açıklama yapma imkânı tanınmadığını savundu:

“Öncelikle hiçbir şekilde adli veya idari yargılama yapılmadan, kanuna aykırı bir şekilde, yangından mal kaçırırcasına bir KHK ile meslekten atıldım. (…) Tutuklanma öncesinde herhangi bir idari tahkikat yapma lüzumu dahi duymadılar. Meseleyi aydınlatmak üzere ifademe bile başvurmadılar.” [1]

Meslekten çıkarma, kişinin görevini sona erdirmenin yanı sıra ekonomik ve sosyal hayatı üzerinde de doğrudan sonuçlar doğuran ağır bir işlemdir. Adem Yaşar’ın beyanına göre, bu karar öncesinde olayları araştıran bir idari süreç işletilmedi ve kendisine isnat edilen hususlara cevap verme fırsatı verilmedi.

Bu itiraz, kararın sonucuyla birlikte karar öncesinde işletilmesi gereken sürecin eksikliğine de yöneliyor. Mesleki hayatını sona erdiren işlem, savunması alınmadan ve idari değerlendirme yapılmadan uygulanmış oldu.

Beytepe’de Yetkisiz Alıkoyma

Yaşar, Beytepe’de gerçekleştirilen alıkoyma işleminin hukuki dayanağını ve işlemi yapan kişilerin yetkisini tartışmaya açtı:

“Yine hiçbir surette tutuklama yapma hakkı ve kolluk yetkisi olmamasına ve suçüstü hâlinin bulunmamasına rağmen, Beytepe Destek Kıtaları Komutanı Albay Nuh Köroğlu ve yanındaki askerî personel tarafından 18 Temmuz Pazartesi günü mesai sırasında kanuna aykırı bir şekilde tutuklama işlemi yapıldı ve o günün akşamında bizler Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube polislerine teslim edildik.” [1]

Yaşar’ın itirazı, suçüstü hâli bulunmadığı bir durumda kişi özgürlüğünü sınırlayan işlemin kolluk yetkisine sahip olmayan askerî personel tarafından gerçekleştirildiği iddiasına dayanıyor. Bu beyan, alıkoymanın hangi hukuki yetkiye ve usule dayandığı, işlemin kim tarafından kararlaştırıldığı ve ne şekilde denetlendiği sorularını gündeme getiriyor.

Dijital Materyallerde İmaj Alma Sorunu 

Adem Yaşar, el konulan dijital materyaller üzerinde CMK’nin 134. maddesinde öngörülen işlemlerin uygulanmadığını savundu:

“CMK 134 kapsamında el konulan dijital telefonlarımızın ve veri depolama birimlerinin imajlarının alınarak bir yedeğinin bizlere verilmesi gerekirken, el koyma ve gözaltı işlemleri esnasında ne askerî personel ne de polis memurları yapılması gereken bu işlerin hiçbirini yapmamış ve kanunda belirtilen açık hükme aykırı hareket etmişlerdir.” [1]

CMK’nin 134. maddesi, dijital materyaller üzerinde yapılacak arama, kopyalama ve el koyma işlemlerini belirli usul güvencelerine bağlıyor. Yaşar’ın beyanı, bu güvencelerin yerine getirilmediği ve savunmaya dijital verilerin bir örneğinin verilmediği iddiasını içeriyor.

İmaj alma işleminin yapılmaması, dijital verilerin ilk hâlinin korunup korunmadığının denetlenmesini ve savunmanın aynı materyaller üzerinde bağımsız inceleme yapmasını güçleştiren bir sonuç doğuruyor.

Müdafiyle Görüşmenin Gizliliği

Savunmanın etkili biçimde hazırlanabilmesi için müdafiyle kurulan iletişimin gizli ve denetimden uzak olması gerekiyor. Bu güvencenin korunmadığını belirten Yaşar, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin üçüncü kişilerin denetimine açık hâle getirildiğini anlattı:

“Başka bir durumda ise CMK 154 kapsamında şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duymayacağı bir ortamda görüşebilir; bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz. Ancak bu kanun maddesine aykırı olarak avukatlarımızla olan görüşmelerimiz çeşitli vasıtalarla kontrol altına alınmakta ve üçüncü kişilerin denetimine tabi tutulmaktadır.” [1]

CMK’nin 154. maddesinde düzenlenen güvence, müdafiyle görüşme imkânının yanında bu görüşmenin başkalarının duyamayacağı bir ortamda yapılmasını ve yazışmaların denetlenmemesini de kapsıyor. Beyanda anlatılan uygulama, savunmanın gizliliğini zedeleyen ve müdafiyle bağımsız iletişim kurulmasını doğrudan etkileyen bir sorun olarak öne çıkıyor.

Savunma İçin İstenen Belgeler

Dosyadaki delillere erişim ihtiyacı, sanık müdafii Av. Ömer Çelikkesen tarafından mahkemeye ayrıntılı biçimde iletildi. Savunmanın hazırlanabilmesi için hangi belgelerin gerekli olduğu açıkça belirtildi:

“Müvekkilim savunma yapmak için ek süre istemişti. Bazı belgelerin teminini istedi. (…) Müvekkilimin ihtiyacı olan, dosyadaki delillerle ilgili bir dilekçe kendisi tarafından verilmişti. (…) Şu belgelere ihtiyacı var müvekkilimin: İddianamede yer alan, şahsıyla ilgili şüpheli, müşteki ve tanık ifadelerinin kendisine teminini istiyor. İdari tahkikat raporunu, şahsıyla ilgili kamera kayıtlarını veya resimleri, ByLock raporunu ve varsa bu konularda şahsıyla ilgili kararı etkileyecek diğer belgelerin teminini istiyor.” [2]

Müdafi beyanı, ek süre talebinin dosyadaki delillere erişme ihtiyacından kaynaklandığını ortaya koyuyor. İfadeler, idari tahkikat raporu, kamera kayıtları ve ByLock raporu incelenmeden, suçlamalara karşı kapsamlı ve etkili bir savunma hazırlanması mümkün değildi. Talep edilen belgelerin tek tek sayılması, savunmanın genel ve belirsiz bir istekte bulunmadığını; doğrudan hükme etki edebilecek materyallere erişmek istediğini gösteriyor.

Savunma Hakkının Bütünlüğü 

Dosyada farklı aşamalarda ortaya çıkan uygulamalar, savunma hakkı bakımından ortak bir tablo oluşturuyor. Soruşturma beyanı kabul edilmiyor; meslekten çıkarma kararı öncesinde açıklama alınmıyor; alıkoyma işleminin yetkisi tartışmalı hâle geliyor; dijital materyaller üzerinde CMK’nin 134. maddesinde öngörülen usullerin uygulanmadığı ileri sürülüyor. Müdafi görüşmelerinin gizliliğinin korunmaması ve savunma için gerekli belgelere erişim talebinde bulunulması da bu tabloyu tamamlıyor.

Savunma hakkı, duruşma salonunda söz alabilmenin ötesinde, kişinin kendisine yöneltilen suçlamaları öğrenmesini, delilleri inceleyebilmesini, müdafiiyle gizli biçimde iletişim kurabilmesini ve hakkında sonuç doğuracak işlemlerden önce açıklama yapabilmesini gerektiriyor.

Adem Yaşar ile müdafiinin beyanları, kararların ve işlemlerin etkili bir savunma imkânı sağlanmadan ilerlediği yönündeki itirazları kayda geçiriyor. Farklı aşamalarda ortaya çıkan bu uygulamalar, birlikte değerlendirildiğinde savunma hakkının bütününü etkileyen ortak bir tablo oluşturuyor.


Kaynaklar

[1] Yüzbaşı Adem Yaşar, Beytepe Davası, 07.07.2017, 19.07.2017, 31.10.2017 ve 16.11.2017 tarihlerinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde 5., 13., 15. ve 27. celse SEGBİS çözümlerinde verdiği beyanlar. CMK m. 134 ve CMK m. 154.

[2] Sanık müdafii Av. Ömer Çelikkesen’in Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19.07.2017 tarihli 13. celsedeki beyanı.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR