15 Temmuz’un üzerinden on yıl geçti. Ancak o gece yaşananlara ilişkin resmî anlatının en kritik başlıkları, aradan geçen zamana rağmen hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Bu tartışmayı yeniden Türkiye gündeminin merkezine taşıyan yapımlardan biri de Adalet Devriyesi’nin “Beştepe” belgeseli oldu.
15 Temmuz’un 10. yıl dönümü öncesinde yayımlanan belgeselde, Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı’nda o gece yaşananlar; olayları doğrudan yaşayan askerlerin anlatımları, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi SEGBİS kayıtları ve yargılama sürecinde ortaya çıkan çelişkiler üzerinden ele alındı. Belgeselde, yıllardır tekrar edilen “Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı darbe girişiminin merkezlerinden biriydi” anlatısının karşısına çok sayıda tanıklık, balistik bulgu ve mahkeme beyanı konuldu.
Adalet Devriyesi YouTube kanalında yayımlandıktan sonra erişim engeli getirilen “Beştepe” Belgeseli, üç farklı sefer yeniden yayına alındı. Toplamda yaklaşık 2 milyon görüntülenmeye ulaşan belgesel, yalnızca KHK’lılar ve 15 Temmuz davalarını yakından takip eden çevrelerde değil, toplumun çok farklı kesimlerinde ilgi uyandırdı. Belgeselin gündem oluşturmasının en önemli nedenlerinden biri de 15 Temmuz’un 10. yılı dolarken, rejimin yıllardır tekrar ettiği anlatının temel taşlarını sorgulayan çok sayıda tespiti yeniden kamuoyunun önüne taşıması oldu.
Belgeselin ana anlatısını KHK’lı Jandarma subaylar Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca, Jandarma Yüzbaşı Ümit Berber ve Jandarma Üsteğmen Yaşar Tarım’ın tanıklıkları oluşturdu. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi SEGBİS kayıtlarından ise KHK’lı subaylar Jandarma Kurmay Binbaşı Kadir Söylemez, Jandarma Muhabere Üsteğmen Harun Aydın, Jandarma Muhabere Üsteğmen Teyfik Karaduman, Jandarma Üstegmen Cenk Burak Canberk, Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak ve Jandarma Yarbay Tuncay Koçak’ın beyanları da belgeselde gündeme getirildi.
15 Temmuz’dan Önce Oluşturulan Güvenlik Atmosferi
“Beştepe” belgeselinde 15 Temmuz gecesi yalnızca o gece yaşanan olaylarla sınırlandırılmadı. 2015-2016 döneminde Türkiye’de yaşanan Suruç, Ankara Garı, Sultanahmet, Merasim Sokak, Kızılay, İstiklal Caddesi, Vezneciler ve Atatürk Havalimanı saldırıları hatırlatıldı.
Belgeselde, art arda yaşanan terör saldırıları nedeniyle askerî personelin uzun süredir yüksek alarm hâlinde tutulduğu, olası bir saldırıda görev yerine dönmenin doğal bir askerî refleks hâline geldiği anlatıldı.
Ümit Berber’in şu sözleri bu çerçevede öne çıktı:
“Bir askerin kışlasına gitmesi, görevinin başına gitmesi bu normal bir reflekstir zaten. Yani Türkiye’de on beş patlama olmasa bile, bu refleks zaten geliştirilir. Ama on beş patlama ne yaptı? Kişilerin zihinsel hazırlığını hızlandırdı.” [1]
KHK’lı Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca’nın 15 Temmuz gecesi Beytepe Asker Hastanesinde bulunduğu, hastanenin WhatsApp grubuna “herkes görev yerine gelsin” mesajının düştüğü ve daha sonra Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki yaralıları almak üzere ambulansla karargâha gittiği anlatıldı.
Belgeselde böylece şu soru yeniden gündeme getirildi: Terör saldırısı beklentisi içinde görev yerine çağrılan askerlerin kışlalarına gitmeleri daha sonra hangi gerekçeyle darbe faaliyeti olarak değerlendirildi?
Ümit Berber bu noktada şu tespiti yaptı:
“Aslında o gece ne yaptığının, ne yapmadığının, nerede görevli olduğunun bir anlamı olmadı. Bunu daha sonra gördük. Çünkü gidenler var, gitmeyenler var. Gidip de eline silah alan var, gitmeyip de eline silah alan var. Tek konu şuydu: Onların listesinde misin, değil misin?” [1]
Belgeselde ayrıca Berber’in 2010’dan itibaren Jandarma içerisindeki bazı atamalarda yönetmeliklere aykırı uygulamalar yapıldığı, bazı isimlerin üst düzey yöneticilerin cebinden çıkan listelerle görevlerinden alındığı yönündeki tespitlerine yer verildi.
KHK’lı Kurmay Binbaşı Kadir Söylemez’in mahkeme beyanında ise Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nın 15 Temmuz’dan aylar önce Perinçek yanlısı bazı subayların toplantılar yaptığını tespit ettiği, bu toplantıların bir darbe planlamasi ile ilgili olabileceğinin ifade edildiği ve konunun üst makamlara taşındığı ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in ise kendisine aktarılan bu bilgiler karşısında “Biz o aşamayı çoktan geçtik” cevabının vererek aslinda 15 Temmuz’un bir istihbarat operasyonu olarak çok önceden planlamaya alındığını ifade ettiği vurgulandı.
“Buradan Darbe Yönetilemez”
“Beştepe” belgeselinde en fazla üzerinde durulan başlıklardan biri, Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı’nın darbenin yönetildiği merkezlerden biri olduğu yönündeki resmî anlatı oldu.
Ümit Berber, karargâhın konumunu ve fizikî yapısını anlatarak bu iddiaya itiraz etti. Jandarma binasının sivil konutlarla neredeyse bitişik olduğu, çevresindeki yüksek binalardan karargâhın tamamının görülebildiği ve askerî anlamda korunaklı bir merkez olmadığı anlatıldı.
Berber’in belgeselde öne çıkan tespiti şuydu:
“Burası askeri korunaklı bir yer değil. Buradan darbe yönetilemez.”
Berber ayrıca, Jandarma binasının 11 katlı, hemen yanındaki Ihlamur Konutları’nın ise 13 katlı olduğuna dikkat çekti:
“Jandarma binası 11 katlı, yanında bulunan Ihlamur Konutları 13 katlı. Zaten keskin nişancıları da oraya yerleştirmişler. 13. katta olan kişi yani hâkim olmuş oluyor ve buradan çok rahat bir şekilde tüm kışlayı ateş altında tutabiliyor ki, böyle de yaptılar.”
Olay gecesini Jandarma Genel Komutanlığı karargâhında geçiren Osman Elmalıca’nın anlatımlarında da karargâh içerisinden dışarıya doğru organize bir ateş açılmadığı, buna karşılık binanın dışarıdan yoğun biçimde ateş altına alındığı gündeme getirildi.
“Dışarıya ateş etme durumu yoktu. Yani bir çatışma durumu yoktu. Bina ciddi ateş altındaydı.” [1]
Belgeselde karargâhtaki personelin ve içeride bulunan diğer kişilerin dışarıdan gelen ateşten ve olası bombardımandan korunmak amacıyla bodrum kata indirildiği anlatıldı.
KHK’lı Jandarma Muhabere Üsteğmen Harun Aydın’ın Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi SEGBİS kayıtlarında askerlerini ve rütbeli personeli güvenli biçimde bodrum kata indirdiği yönündeki beyanı gündeme getirildi.
Ümit Berber bu durumu şu ifadelerle değerlendirdi:
“Bomba saldırısı düşünüldüğünde bu kişilerin tamamı sığınaklara, bodrum kata indirildi. Rehine mantığıyla hareket edilseydi sığınaklara indirilmezlerdi. Bu kişiler korunuyorlardı. Ama bunlar daha sonra rehine olarak kamuoyuna lanse edildi.” [1]
Belgeselde böylece bir başka temel soru ortaya atıldı: Korunmak amacıyla insanların bodrum kata indirilmesi daha sonra hangi delile dayanılarak “rehine faaliyeti” olarak nitelendirildi?
Yasin Özdemir’in Öldürülmesi ve Karargâh Çevresindeki Silahlı Unsurlar
“Beştepe” belgeselinde 16 Temmuz sabahı karargâhtan emniyet güçlerine teslim olmak üzere çıkan Yüzbaşı Yasin Özdemir’in öldürülmesi de gündeme getirildi.
Ümit Berber’in anlatımında Özdemir’in üzerinde askerî üniforma dahi bulunmadığı, elleri havada dışarı çıktığı, arkasında askerlerin bulunduğu ve her yönden gelen ateşle yere düştüğü anlatıldı. Yere düştükten sonra da ateş edilmeye devam edildiği belirtildi.
Belgeselde bunun yanında karargâhın çevresindeki silahlı unsurların kimliği ve hangi yönden ateş ettikleri sorusu da yeniden açıldı.
KHK’lı Kurmay Binbaşı Kadir Söylemez’in mahkeme beyanında şu ifadeler yer aldı:
“Beştepe’nin etrafındaki silahlı unsurlar başkanım. Bakın hedef gözetmeden ateş ettiler… Bir sütre, kendini saklayacak bir yer bulamayan herkesi katlettiler.” [1]
Ümit Berber ise karargâh çevresinde Jandarma Özel Harekât, Polis Özel Harekât ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içindeki silahlı unsurların bulunduğunu anlattı.
Belgeselde ayrıca Yasin Özdemir’in öldürülmesinden sonraki dakikalarda bir polis zırhlısından karargâh bahçesine uzun namlulu bir silah atıldığı ve bir süre sonra aynı silahın geri alındığı kamera görüntüsü gündeme getirildi.
Berber şu soruyu yöneltti:
“O silahı atan neden attın, hangi senaryoyu tamamlıyordu bu, niye geri aldın?” [1]
Beyaz Yelekliler, Plakasız Araçlar ve Kayıt Dışı Uçurulan Uçaklar
“Beştepe” belgeselinde 15 Temmuz gecesinin açıklanmayan ayrıntıları da tek tek gündeme getirildi.
Ümit Berber, Türkiye’nin farklı noktalarında görülen beyaz çelik yelekli kişilerin kullandığı ekipmanın Jandarma ve TSK envanterinde bulunmadığını anlattı ve aynı kıyafetlerin İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nde de görüldüğünü hatırlattı. Beyaz çelik yelek giyen bu asker kişilerin cok kapsamli ve önceden yapılan bir koordinasyon olmadan ülke genelinde farklı yerlerde aynı kıyafetle hazır bulunmalarının mümkün olmayacağı belirtildi.
Emniyet telsiz kayıtlarında geçtiği belirtilen “plakasız araçları ya da çalıntı araçları kullanın” şeklindeki konuşma da belgeselin dikkat çektiği başlıklardan biri oldu.
15 Temmuz sonrası dönemde görevinden ihraç edilmeden önce Sincan Cezaevi Jandarma Koruma Bölük Komutanı olarak görev yapan KHK’li Jandarma Üsteğmen Yaşar Tarım ise 15 Temmuz gecesi görev yaptığı belirtilen bazı uçakların uçuş kayıtlarının mahkemelere gelmediğini, bu uçakları kimin kullandığının ve ne yaptıklarının açıklığa kavuşamadığını anlattı.
Belgeselde ayrıca o aksam kışladan çıkan bazı tankların polislerin kontrolünde Ankara sokaklarında yürütüldüğü ve Beştepe Jandarma Genel Komutanlığına doğru yönlendirildiği tanık beyanları referans gösterilerek aktarıldı.
Böylece yıllardır “darbeciler tanklarla Ankara sokaklarını savaş alanına çevirdi” şeklindeki iddiada bahsedilen tankların gerçekte kimler tarafından kullanıldığı sorusu yeniden gündeme getirildi.
“Ölümlerin Hiçbirinden Askerler Sorumlu Değil”
“Beştepe” belgeselinin resmî anlatı açısından en sarsıcı bölümlerinden biri, Beştepe çevresindeki ölümlere ilişkin balistik bulgular ve mahkeme kararları oldu.
Ümit Berber, silah mukayese raporları, swap raporları ve otopsi raporları geldikten sonra karargâhta bulunan askerlerin ölümlerden sorumlu olmadığının ortaya çıktığını anlattı:
“Silahların mukayese raporu gelince, swap raporları gelince, otopsi raporları gelince durumun böyle olmadığı ortaya çıktı. Orada gerçekleşen dokuz artı sekiz ölüm var. Ve hiçbirinden buradaki askerler sorumlu değil.” [1]
Berber, mahkemenin gerekçeli kararına ilişkin şu tespiti de gündeme getirdi:
“Mahkeme artık karar verdi… ‘Ölümlerin hiçbirinden askerler sorumlu değil’ dedi. Türk halkının önemli bir kısmı bu konuyu hâlâ eksik biliyor.” [1]
Jandarma Kurmay Binbaşı Kadir Söylemez’in mahkeme beyanlarında ise birçok maktulün üzerinden çıkan çelik çekirdekli mühimmatın Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunmadığı anlatıldı.
KHK’lı Jandarma Kurmay Yarbay Bülent Ak da Beştepe çevresindeki cinayetlerin yargılanan personele yüklenmeye çalışıldığını ifade etti.
Belgeselde bu noktada çok daha temel bir soru gündeme getirildi: Eğer ölümlerin silah ve balistik bağlantısı karargâhtaki askerleri göstermiyorsa, gerçek failler kimdi?
MOBESE Görüntüleri Neden Dosyaya Gelmedi?
“Beştepe” belgeselinde karargâh çevresindeki ölümleri aydınlatabilecek kamera kayıtlarının mahkemeye sunulmaması da önemli bir başlık olarak ele alındı.
Ümit Berber, Beştepe kavşağındaki MOBESE kamerasının olayların önemli bölümünü aydınlatabilecek bir noktada bulunduğunu söyledi:
“O MOBESE kamerası aslında birçok olayı çözebilecek nitelikte. Oranın kayıtları mahkemeye verilmedi… Demek ki fail bulunmak istenmiyor ya da fail istemedikleri kişiyi gösteriyor.” [1]
Binbaşı Kadir Söylemez de aynı görüntülerin kendi suçsuzluğunu gösterecek en önemli delillerden biri olduğunu belirtti ve kayıtların bilerek gizlendiğini anlattı.
Belgeselde böylece olayı aydınlatabilecek görüntülerin neden yargılama dosyasına girmediği sorusu yeniden Türkiye gündemine taşındı.
Arif Çetin’in Açıklamaları ve İmamın Evi
Belgeselde dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanı Tümgeneral Arif Çetin’in 15 Temmuz gecesindeki tutumu da ayrıntılı biçimde ele alındı.
Ümit Berber, Arif Çetin’in o gece televizyonlara çıkarak karargâhta bulunduğunu, dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’nin emirlerini aktardığını ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın darbe girişiminin tarafı olmadığını söylediğini hatırlattı.
Ancak belgeselde, daha sonra Arif Çetin’in o saatlerde karargâhta değil, bir imamın evinde bulunduğunun ortaya çıktığı anlatıldı.
Çetin’in 18.30’da mesaiden ayrıldığı, 22.18’de karargâhı arayarak yaşanan hareketliliği sorduğu, telefondaki personele “Ben gelene kadar bir şey yapmayın, bekleyin beni” dediği ancak karargâha gitmediği gündeme getirildi.
Berber, Galip Mendi’nin ise o sırada Akıncı Üssü’nde gözetim altında bulunduğunu ve Arif Çetin’le temasının olmadığını anlattı.
Böylece belgeselde o gece kamuoyuna yapılan açıklamalarla daha sonra ortaya çıkan bilgiler arasındaki çelişki yeniden gündeme taşındı.
Turgut Aslan Vakası
“Beştepe” belgeselinde Emniyet Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan’ın karargâha gelişi ve yaralanması da ayrı bir başlık olarak ele alındı.
Ümit Berber, Turgut Aslan’ın Arif Çetin’i aradığını, Çetin’in de Aslan’a Jandarma Genel Komutanlığı’na gelmesini söylediğini anlattı. Buna karşılık Çetin’in kendisinin karargâha gitmediğini ve gece boyunca çeşitli makamlarla görüşmesine rağmen Turgut Aslan’ın içeride olduğu bilgisini kimseyle paylaşmadığını gündeme getirdi.
Belgeselin işkence bölümünde ise Osman Elmalıca’nın günlerce Turgut Aslan’ı öldürdüğünü kabul etmeye zorlandığı anlatıldı.
“Ölmemiş bir adamı öldürdüm diye günlerce işkence yaptılar. Ya acaba şunu düşünüyorum. ‘Tamam, öldürdüm’ desem, gidip adamı öldürüp üzerime mi atacaklardı?” [1]
Turgut Aslan olayıyla bağlantılı olduğu iddia edilen KHK’lı Jandarma Yüzbaşı Ramazan Karabulut’un da ağır işkenceye uğradığı, öldü sanılacak kadar dövüldüğü ve daha sonra olayla ilgisinin bulunmadığının anlaşıldığı gündeme getirildi.
İşkence Merkezlerinde Yaşananlar
“Beştepe” belgeselinde 16 Temmuz’dan sonra gözaltına alınan askerlerin yaşadığı işkence ve kötü muamele de geniş biçimde anlatıldı.
Mağdurların çıplak bırakıldığı, ellerinin plastik kelepçelerle veya ayakkabı bağcıklarıyla bağlandığı, tekme ve yumruklarla darp edildiği, cinsel saldırıyla tehdit edildiği, günlerce tuvalete çıkarılmadığı ve soğuk suyla ıslatıldığı anlatıldı.
Osman Elmalıca’nın maruz kaldığı işkence ve kötü muamelelere yönelik anlatımı belgeselin açılışına da taşındı:
“Kafamı duvara vurdu, beni yumrukladı, tekmeleme vesaire durumlar oldu. ‘Sana tecavüz edeceğiz, sana bunu yapacağız’ diyordu.” [1]
KHK’li Tabip Üsteğmen Elmalıca’nın işkence sırasında Fatiha suresini okumaya zorlandığı, ardından silaha mermi sürüldüğü ve Elmalıca’nın öldürüleceğini düşündüğü anlatıldı:
“Ve o mermi sesi geldi. Hayat gözümün önünden bir sahne gibi geçiyordu.”
KHK’lı Jandarma Üsteğmen Teyfik Karaduman’ın mahkeme kaydında insanların annelerine, eşlerine, kız kardeşlerine ve çocuklarına yönelik ağır cinsel içerikli küfürler edildiği anlatıldı.
Tuncay Koçak ise doktor muayenelerinin işkenceyi gerçekleştiren polislerin yanında yapıldığını, doktorların darp ve işkence bulgularını rapora geçirmek istediklerinde müdahale edildiğini anlattı.
Belgeselde insanların günlerce kan ve idrar birikintilerinin üzerinde tutulduğu, bazı kişilerin kalıcı fiziksel hasarlar yaşadığı, omurgası kırılanların ve görme kaybına uğrayanların bulunduğu da gündeme getirildi.
Bir başka çarpıcı tanıklık ise KHK’lı Jandarma Üsteğmen Yaşar Tarım’dan geldi. Tarım, nezarethanede yaklaşık bir buçuk yaşındaki bir çocuğun susuzluktan ağladığın ve görevlilerin KHK’lı bir annenin çocuğu olması nedeniyle kendisine su vermediklerini anlattı:
“O bir buçuk yaşındaki çocuğa bile su vermekten imtina edilmişti.” [1]
Yaşar Tarım ayrıca Sincan Cezaevi’nde mahkûmlara ilaçlarının verilmemesinin ve hastaneye götürülmelerinde sıkıntı çıkarılmasının rutin uygulamalar hâline geldiğini, cezaevi müdürünün çamaşır makinelerinin bilerek iptal edildiğini bizzat söylediğini anlattı.
Belgeselde böylece 15 Temmuz sonrasında kurulan gözaltı düzeninin yalnızca askerleri değil, aileleri ve çocukları da içine alan bir kötü muamele ortamına dönüştüğü anlatıldı.
İşkence Beyanlarının Mahkeme Kayıtlarından Çıkarılması
“Beştepe”, kötü muamelenin yalnızca gözaltı merkezleriyle sınırlı kalmadığını, işkence anlatımlarının yargılama aşamasında da görünmez hâle getirildiğini gündeme getirdi.
KHK’lı Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca ilk duruşmada yaşadığı işkenceyi anlatırken savcının müdahale ettiğini ve daha sonra bu bölümlerin SEGBİS kayıtlarından çıkarıldığını anlattı.
Belgeselde bu durum, işkence iddialarının neden etkili biçimde araştırılmadığı ve mahkeme kayıtlarından neden çıkarıldığı sorusuyla birlikte ele alındı.
“Bir Senaryo Yazılmış”
Yargılama sürecindeki çelişkiler de “Beştepe” belgeselinin ana başlıklarından biri oldu.
Ümit Berber, yaklaşık bir yılda hazırlanan iddianamenin yalnızca bir hafta içinde kabul edildiğini anlattı ve süreci “hukuki değil siyasi” olarak nitelendirdi.
Tahkikat raporlarında farklı kişilere ait olduğu belirtilen çok sayıda ifadenin onbir satırının kelimesi kelimesine aynı olduğunu söyledi:
“Bir senaryo yazılmış. O senaryoyu destekleyici ifade yazılmış oraya.” [1]
Yaşar Tarım ise bir mahkeme başkanının kendisine “Üzerimizdeki baskıyı bilmiyorsunuz, WhatsApp’ımı açsam mesajları göstersem inanamazsınız” dediğini aktardı.
Belgeselde mahkeme salonlarında milletvekilleri ve hükümet avukatlarının hâkimler üzerindeki baskısı, duruşma salonlarının dışına servislerle getirilen kalabalıklar ve yargılama atmosferi de gündeme getirildi. Yaşar Tarım, bu kişilerin önemli bölümünün günlük 70-100 lira ve öğle yemeği karşılığında getirildiğini, belirli servislerle mahkeme önlerine taşındıklarını ve bazı kişilerin “dünkü parayı hâlâ alamadık” şeklinde aralarında konuştuklarına şahit olduğunu anlattı.
Ümit Berber’in 10 yıl sonra hâlâ cevap bekleyen sorusu ise belgeselin ana tespitlerinden biri oldu:
“Pikniğe gidersen plan yaparsın… Darbeyle ilgili aradan 10 yıl geçti, bir plan ortaya konamadı. Hâlâ kimin ne yaptığını, ne zaman toplandığını, hangi belge bununla ilgili, herhangi bir belge ortaya konamadı.” [1]
10 Yılın Ardından Yeniden Gündemde
15 Temmuz 2026 itibariyle darbe girişiminin üzerinden tam on yıl geçti.
“Beştepe” belgeseli bu 10. yılın hemen öncesinde, yıllardır resmî anlatının dışında kalan çok sayıda tespiti yeniden kamuoyunun önüne çıkardı.
Belgeselde Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasında 244 askerin yargılandığı, 86 personele ağırlaştırılmış müebbet, 35 personele müebbet hapis cezası verildiği hatırlatıldı.
Bunun yanında bugünlerde Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden yargılaması devam eden davada, yerel mahkeme gerekçeli kararında Beştepe çevresindeki ölümlerin karargâhta bulunan askerlerin silahlarıyla gerçekleşmediğinin ortaya çıktığı; buna rağmen gerçek faillerin kim olduğuna ilişkin araştırma yapılmadığı gündeme getirildi.
“Beştepe”nin 15 Temmuz’un 10. yılında gündeme taşıdığı sorular bu nedenle yalnızca geçmişe ilişkin değil.
Karargâh çevresindeki ölümlerin silah ve mühimmat bağlantısı neden içerideki askerleri göstermedi?
Gerçek failler neden araştırılmıyor?
Müdahale ekiplerinin silahları neden balistik incelemeye alınmadı?
Olayları aydınlatabilecek MOBESE ve zırhlı araç kamera kayıtları neden mahkeme dosyasına girmedi?
Beyaz çelik yelekliler kimdi? Neden ve nasıl organize oldular?
Plakasız araçlar neden ve nerede kullanıldı?
Uçuş kayıtları bulunmayan uçakları kim uçurdu?
Tankları gerçekten kim kullandı?
Turgut Aslan neden karargâha çağrıldı?
İşkence altında insanlardan neden belirli isimleri suçlamaları istendi?
İşkence anlatımları neden mahkeme kayıtlarından çıkarıldı?
Ve aradan on yıl geçmesine rağmen, darbenin somut planı neden hâlâ ortaya konulamadı?
Erişim engellerine rağmen üç kez yeniden yayına alınan ve sadece YouTube platformunda yaklaşık 2 milyon görüntülenmeye ulaşan “Beştepe”, 15 Temmuz’un 10. yılında bu soruları yeniden kamuoyunun önüne koydu.
Belgeselin açtığı tartışmanın merkezindeki soru da değişmedi:
Beştepe’de gerçekte ne yaşandı ve bu gerçek neden on yıl boyunca görünmez kaldı?
Alternatif link:
Kaynak
[1] 15 Temmuz Gecesinin En Dramatik Sahnesi: BEŞTEPE