“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Kazaklı Fotoğraf, Kes-Kopyala Suçlama: Beytepe Jandarma Okullar Davasında İddianame Nasıl Kuruldu? 

Kazaklı Fotoğraf, Kes-Kopyala Suçlama: Beytepe Jandarma Okullar Davasında İddianame Nasıl Kuruldu? 

Bazı dosyalarda tartışmanın yönünü olayların kendisi değil, olayların dosyada nasıl kurulduğu belirler. Hangi görüntünün dosyaya girdiği, aynı ifadelerin kimler için tekrarlandığı, kişisel fiiller ile toplu suçlama arasındaki sınırın nasıl çizildiği; mahkeme salonunda verilen savunmaların önemli başlıkları arasında yer alır. Jandarma Pilot Yarbay Orhan Çetin dosyasında da duruşma kayıtlarına yansıyan beyanlar, özensiz hazırlandığı belirtilen raporlardan, olay anı delili olarak dosyaya konulduğu ifade edilen fotoğraflara; tekrar eden suçlama kalıplarından kişiselleştirilmeyen isnatlara kadar uzanan bir tartışma alanına işaret ediyor. Bu yazıda yer verilen mahkeme ifadeleri, Yarbay Çetin’in hâkim huzurunda verdiği beyanlar ile müdafii tarafından duruşmalarda dile getirilen savunmalardan derlenmiştir. 

Olay Anı Görüntüsü mü, Kışlada Çekilmiş Fotoğraf mı?

Mahkeme kayıtlarına yansıyan en dikkat çekici itirazlardan biri, idari tahkikat raporunda kullanılan görsellere ilişkin:

“İdari tahkikat raporunda, kışlada kazakla çekilmiş fotoğrafı sanki olay esnasında tespit edilen bir görüntü gibi sunulmuştur. Bu husus, raporun ne kadar özensiz hazırlandığının bir göstergesidir.” [1]

Mahkeme salonunda bu eleştiri daha ayrıntılı biçimde dile getiriliyor:

“İddianamede, bir nolu nizamiye ve Hizmet Destek Birliği’nin doldur-boşalt istasyonunda bulunduğum söylenmiş; ancak ben burasının neresi olduğunu bilmiyorum. Şu an dahi gitsek o bölgeyi size gösteremem. Orada kamera görüntüsü olarak sunulan, ‘72 nolu fotoğraf’ diye idari tahkikat heyetinin bir ifadesi var. Buradaki arkadaşlar da bakınca güldüler; maalesef diğerlerinin kamera görüntüsü varken, benim yerime kışlık mont ve kazakla çekilmiş bir fotoğrafım konmuş. Hangi amaçla konmuş, neden konmuş bilmiyorum. Bu durum bile idari tahkikat raporunun ne kadar gelişigüzel şekilde iddianameye girdiğini gösteriyor. Sosyal medyadan mı, nereden aldılar bilmiyorum; resmen vesikalık fotoğrafım konmuş. Bu kadar özensizlik olur mu?” [2]

Burada dikkat çekilen husus, bir görüntünün dosyada hangi bağlam içinde delil olarak sunulduğu sorusu etrafında şekilleniyor. Yarbay Çetin’in anlatımına göre olay anına ilişkin kamera görüntüsü gibi gösterilen materyal, gerçekte farklı bir zamanda çekilmiş sıradan bir fotoğraftan ibaret. Üstelik Ankara’nın Temmuz sıcağında yaşandığı bilinen bir geceye ilişkin dosyada, kışlık kıyafetlerle çekilmiş bir fotoğrafın ‘olay anı görüntüsü’ gibi sunulması, duruşma salonunda dile getirilen özensizlik eleştirilerini daha görünür hâle getiriyor.

Bir ceza soruşturmasında görsel materyalin delil niteliği taşıyabilmesi için zamanı, yeri ve bağlamının açık biçimde ortaya konulması bekleniyor. Aksi hâlde, delilin açıklayıcı gücü kadar güvenilirliği de tartışmalı hâle geliyor. Ceza yargılamasında bir görsel materyalin delil niteliği taşıyabilmesi; kaynağının, elde edilme biçiminin ve olayla bağının ortaya konulmasına bağlıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesi uyarınca hüküm, ancak duruşmada tartışılmış ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillere dayanabilir. Delilin zamanı, mekânı ve bağlamına ilişkin belirsizlikler ise savunmalar bakımından delilin güvenilirliğini tartışmalı hâle getirebilir. 

“Kes-Kopyala-Yapıştır Tekniği”

Fotoğraflara ilişkin itirazların yanında, suçlamaların kurulma biçimi de Yarbay Çetin’in dikkat çektiği başlıklardan biri:

“İddianamede, sanıklar için kolektif bir suç anlayışı oluşturulmuş. Örneğin, bulunduğum bir nolu nizamiye çevresinde nereden baksanız on kadar rütbeli personel var. Buna rağmen tüm personel için kes-kopyala-yapıştır tekniğiyle aynı ifadeler kullanılıyor ve hepsinin sevk ve idare ettikleri söyleniyor. Oysa bu teknik olarak mümkün değil. Askerlikte emir-komuta diye bir sistem vardır; orada birisi emir-komutayı alır.” [2]

Ardından kişisel rolüne ilişkin şu ayrımı yapıyor:

“Benim zaten sevk ve idare ile ilgili bir faaliyetim yok; bununla ilgili zaten bir beyan da yok.”[2]

Savunmada dikkat çekilen temel mesele, kişiselleştirilmiş suç isnadı ile toplu suçlama arasındaki fark. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde düzenleniyor ve herkesin yalnızca kendi fiilinden sorumlu tutulabileceğini hükme bağlıyor. Aynı yerde bulunmak, benzer ifadelerle aynı anlatının içine yerleştirilmek ya da ortak bir suçlama kurgusu içerisinde değerlendirilmek; bireysel sorumluluğun somut fiiller üzerinden ortaya konulması gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Yarbay Çetin’in savunmasında da tam olarak bu ayrımın görünür kılınması gerektiği vurgulanıyor. 

“Bir Dakika Ya Da Otuz Saniye”

Dosyada tartışılan bir diğer başlık, olay gecesine ilişkin fiili konum ve hareketlilik. Yarbay Çetin, gece boyunca bulunduğu yeri şu sözlerle anlatıyor:

“Benim bütün gece oturduğum yer kayıt kabul ziyaretçi yerinin ön tarafındaki çimenlik; ihtiyat için bekliyorum. Bir dakika ya da otuz saniye kadar bir kere nizamiyenin içine girdim. Lavabo için içeri girmişimdir. Bunun dışında herhangi bir faaliyetim yok.”[2]

Yarbay Çetin’in anlatımında, dosyada atfedilen hareketlilik ile kendi tarif ettiği fiili durum arasında belirgin bir fark bulunuyor. Bu nedenle müdafii, kamera kayıtlarının celp edilmesini ve incelenmesini talep ediyor. Kişinin nerede bulunduğu ve isnat edilen fiillerle ilişkisinin kurulup kurulamayacağı bakımından kamera kayıtlarının dosyanın önemli delilleri arasında olduğu vurgulanıyor. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi bakımından kamera kayıtları gibi teknik deliller, kişinin olay yerindeki konumu ve fiillerle ilişkisinin somutlaştırılmasında önem taşıyor. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesi kapsamında delillerin toplanmasına yönelik talepler, kişinin isnat edilen fiille ilişkisinin somut biçimde ortaya konulabilmesi bakımından savunma hakkının önemli unsurları arasında yer alıyor.

Bariyer Kuruldu mu, Kurulmadı mı?

İddianamede, araçlarla giriş çıkışın engellendiği ve nizamiye bölgesinde bariyer oluşturulduğu yönündeki suçlamaya da itiraz ediliyor:

“Arabaları nizamiye bölgesine çekerek giriş çıkışı engelleyecek şekilde bariyer oluşturduğum söyleniyor. Aracım benim ilk geldiğimde subay temelin park yerindeydi. Ve kimsenin oraya arabaları çekerek bariyer oluşturduğunu görmedim.”[2]

Yarbay Çetin, bu anlatımda hem kendisine atfedilen fiile doğrudan katılımı reddediyor hem de olay gecesi araçlarla bariyer oluşturulduğu yönündeki anlatının fiili gözlemiyle örtüşmediğini ifade ediyor. 

“Bu Tamamen Hayal Ürünü ve Kurgu”

İddianamede, Yarbay Çetin’in Güvercinlik Lojmanları’ndaki jandarma generallerini derdest ederek Akıncı Üssü’ne götürmekle görevlendirildiği yer alıyor. Ancak Çetin, bu suçlamaya olay örgüsü bakımından itiraz ediyor. Kendisi zaten Güvercinlik’te ikamet ettiğini, derdest etmekle görevlendirildiği belirtilen kişilerin de aynı yerleşkede bulunduğunu hatırlatarak; böyle bir amacı olsaydı neden yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki Beytepe Kışlası’na gittiğinin açıklanamadığını ifade ediyor. Çetin’e göre, hedefinde olduğu söylenen kişilerin bulunduğu yerden ayrılıp başka bir kışlaya gitmesi, suçlamanın kendi içinde ciddi bir çelişki barındırdığını gösteriyor:

“Bu zaten generallerin derdest edilmesi meselesi tamamen hayal ürünü ve kurgu bu konu hakkında hiçbir bilgim yok.”[2]

“Askeri birliğin gaspı” suçlamasına karşı da Çetin, kışlaya gizlice veya zor kullanarak değil; askeri kimliğini göstererek ve nizamiye girişinden geçtiğini vurguluyor:

“Askeri birliğin gaspı suçlaması var. Askeri birliğe askeri kimliğimi göstererek normal nizamiyeden girdim. Biz başka bir yerden tel örgüden atlayarak bir grupla oranın işgali gibi bir durum içerisinde olmadık; bu çok zorlama bir suçlama.”[2]

Bu anlatımda Çetin, suçlamaların niteliği ile olay gecesi yaşandığını ifade ettiği somut fiiller arasında bağ kurulamadığını dile getiriyor. Derdest iddiasından askeri birliğin gaspı suçlamasına kadar uzanan isnatların, kendi anlatımına göre olay gecesi yaşananlarla örtüşmediğini savunuyor.

Bir Dosyanın Kuruluş Biçimi

Dosyada, Yarbay Çetin aleyhine doğrudan bir beyan ya da somut bir delil bulunmadığı da savunmanın dikkat çektiği başlıklar arasında yer alıyor. Müdafii, duruşmada şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Dosyada tek bir delil bile yok müvekkilim hakkında, silahı yoktu kamuflajlı değildi.”[3]

“Yine ifadesinde kimse müvekkilim aleyhinde beyanda bulunmuyor.”[3]

Mahkeme kayıtlarına yansıyan beyanlar bir araya geldiğinde; olay anına ait olmadığı mahkeme huzurunda ifade edilen bir fotoğrafın dosyada delil olarak kullanılması, farklı kişiler için tekrarlandığı belirtilen suçlama kalıpları, kamera kayıtlarının incelenmesi talepleri, kişisel sorumluluğun somutlaştırılmasına ilişkin itirazlar ve olay gecesi anlatımıyla bağ kurulamayan isnatlar ortak bir tartışma zemini oluşturuyor.

Bu nedenle dosyada öne çıkan soru, ne yaşandığından ziyade yaşananların hangi deliller, hangi anlatım biçimi ve nasıl bir kurgu üzerinden dosyaya dönüştürüldüğü oluyor. Yarbay Çetin ve müdafiinin mahkeme salonunda dile getirdiği beyanlar da, kişisel sorumluluğun somutlaştırılması, delillerin bağlamı ve suçlamaların kişiye özgü biçimde kurulup kurulmadığı ekseninde aynı noktada birleşmektedir. 


Kaynaklar

[1] Orhan Çetin’in, 11.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği savunması.

[2] Orhan Çetin müdafii Avukat Utku Coşkuner Sakarya’nın, 19.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.

[3] Orhan Çetin müdafii Avukat Utku Coşkuner Sakarya’nın, 16.11.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR