Bir ceza soruşturmasında delillerin varlığı kadar, bunların nasıl elde edildiği ve nasıl denetlenebildiği de belirleyici olur. Çünkü hukuk, bir soruşturmanın vardığı sonuçtan bağımsız olarak, o sonuca hangi usuller ve deliller üzerinden ulaşıldığıyla da ilgilenir. Beytepe’de görülen yargılamalarda, Jandarma Pilot Yarbay Orhan Çetin hakkında yürütülen süreçte dile getirilen savunmalar doğrudan şu sorulara işaret ediyor: Soruşturmanın temelini oluşturan raporlar kimler tarafından hazırlanmıştır, dijital deliller nasıl doğrulanmıştır ve kişi hakkında ileri sürülen teknik veriler gerçekten denetlenebilir midir?
Duruşma salonunda yapılan savunmada, soruşturmanın başlangıç zeminine ilişkin önemli bir itiraz dile getiriliyor:
“Olaydan zarar gördüğü iddia edilen kişilerin idari tahkikat raporunu düzenlemesi ve bu raporun iddianamenin temelini teşkil etmesi usule ve hukuka aykırıdır.” [1]
Burada dikkat çekilen husus, bir prosedür eksikliğinin ötesine geçiyor. İtiraz, raporu hazırlayanlarla olayın tarafları arasında kurulduğu belirtilen ilişki üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu husus daha açık bir ifadeyle şöyle dile getirilmektedir:
“Zarar gördüğünü iddia edilen kişilerin raporu tanzim etmesi elbette raporu geçersiz kılacaktır.” [1]
Bir idari tahkikat raporunun soruşturmanın omurgasını oluşturduğu durumlarda, tarafsızlık ilkesi özel önem taşır. Ceza muhakemesinde delillerin tarafsız ve objektif şekilde toplanması, yalnızca bir usul meselesi değil, adil yargılanma hakkının da temel unsurlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, tarafsız süreç ilkesini zorunlu kılar. Özellikle bir raporun iddianamenin temel dayanağı hâline geldiği durumlarda, raporu hazırlayanların olayın doğrudan tarafı olduğu yönündeki itirazlar hukuki önem taşımaktadır.
Denetlenemeyen Dijital Delil Sorunu
Duruşma beyanlarında öne çıkan ikinci başlık ise ByLock verilerinin dosyaya sunuluş biçimine ilişkindir. Dijital delillerin teknik niteliği, onları diğer delillerden farklı bir inceleme alanına taşır. Çünkü dijital materyalin yalnızca varlığı değil, hangi yöntemle elde edildiği ve nasıl doğrulandığı da tartışmanın önemli bir parçasıdır.
Duruşmada bu mesele şu sözlerle ifade edilmektedir:
“Bylock hukuka uygun bir delil olsaydı … bunun nasıl tespit edildiğine dair bir bilirkişi raporunun dosyaya sunulması gerekirdi.” [2]
Ceza muhakemesinde teknik ve dijital verilerin ispat gücü, bağımsız biçimde denetlenebilir olmalarına bağlıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 67. maddesi bilirkişilik kurumunu düzenler ve teknik uzmanlık gerektiren meselelerde bilirkişi incelemesini hukuki güvenceye dönüştürür. İtirazın esas olarak yoğunlaştığı nokta, teknik bir verinin kişiye özgü biçimde ortaya konulabilir ve doğrulanabilir olmasıdır.
Bu noktada şu tespit yapılmaktadır:
“Her bir şahsa özel olarak hazırlanmış bir bilirkişi raporunun sunulması lazım ki denetlenebilir olsun ve bir şey ifade etsin.” [2]
Asıl soru, genelleştirilmiş teknik kabullerin bireysel yargılamada yeterli görülüp görülemeyeceğidir. Bir kişiye ait olduğu belirtilen dijital verinin, o kişiye özgü inceleme yapılmaksızın dosyada yer almasının ne ölçüde hukuki güvence sağladığı sorusu, dosyada öne çıkan ana eksenlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
Dijital Verinin Sınırları
Savunmalarda bir diğer vurgu, dijital materyalin tek başına belirleyici delil olarak değerlendirilmesine yöneliktir:
“Dijital verilerin zaten tek başına delil olamayacağı…” [2]
Ceza yargılamasında mahkûmiyetin, şüpheden uzak ve kesin delillere dayanması gerektiği ilkesi; hem Yargıtay içtihatlarında hem de ceza muhakemesi pratiğinde temel bir ölçüt olarak kabul edilmektedir. Teknik bir verinin, başka maddi olgularla desteklenmeden tek başına belirleyici kabul edilmesine yönelik itirazlar bu nedenle önem kazanmaktadır.
Delilin Kendisi mi, Delile Giden Yol mu?
Mahkeme kayıtlarına yansıyan savunmalar bir araya geldiğinde, dosyada öne çıkan tartışmanın yalnızca belirli delillerin varlığına ilişkin olmadığı görülüyor. İdari tahkikat raporlarının kimler tarafından hazırlandığı, dijital verilerin hangi yöntemlerle doğrulandığı ve kişiye özgü bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmadığı soruları, yargılama sürecinin merkezinde yer alan başlıklara dönüşüyor. Teknik verilerin savunma tarafından ne ölçüde denetlenebildiği de bu tartışmanın önemli bir parçası hâline geliyor.
Bu çerçevede tartışma, bir delilin dosyada bulunup bulunmamasının ötesine taşınıyor. Delilin hangi koşullarda üretildiği, ne ölçüde doğrulanabilir olduğu ve bağımsız biçimde incelenip incelenemediği soruları önem kazanıyor. Özellikle teknik ve dijital materyalin belirleyici rol oynadığı dosyalarda, denetlenebilirlik ve şeffaflık talepleri savunma hakkının temel unsurları arasında değerlendiriliyor.
Savunmalarda ortaklaşan çizgi de burada belirginleşiyor: Bir soruşturmanın temelini oluşturan raporların tarafsızlığı tartışmalıysa, dijital verilerin kaynağı ve doğrulama yöntemi açıklanamıyor, kişiye özgü bilirkişi incelemesi bulunmuyor ve deliller bağımsız biçimde incelenemiyorsa; adil yargılanma hakkına ilişkin soru işaretleri de büyüyor.
Kaynaklar
[1] Orhan Çetin müdafii Avukat Utku Coşkuner Sakarya’nın, 19.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.
[2] Orhan Çetin müdafii Avukat Utku Coşkuner Sakarya’nın, 16.11.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.