15 Temmuz 2016 gecesi Jandarma Okullar Komutanlığında bulunan kursiyer teğmenler, Jandarma Okullar Komutanı Sadık Köroğlu’nun emriyle, saat 21.00’de Tabur Komutanı Tarık Görener tarafından gece eğitimi amacıyla içtimaya alındı. Ardından, terör saldırısı şüphesiyle nizamiye ve kışla içi güvenliğin sağlanması için görevlendirildiler. Kursiyerlerin sabaha kadar kışla içerisinde hukuka veya disipline aykırı herhangi bir eylemleri olmadı. Ancak sabah saatlerinde Albay Veli Tire ve ekibi tarafından hukuka aykırı biçimde hakaret, küfür ve tehditlere maruz bırakılarak peşinen darbeci ilan edildiler ve emniyete teslim edildiler.
Kursiyer teğmen R.K. 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği ifadede o sabah yaşadıklarını şu şekilde anlattı:
“16 Temmuz sabahı bizler, sivil kıyafetle okulu terk etmek istediğimizde, 2 No’lu nizamiyeden gelen arkadaşlarımız, üzerlerine ateş açıldığını ve oraya gitmememiz gerektiğini söylediler. Bizler ne yapacağımızı bilemez hâlde beklerken, nereden çıkıp geldiğini bilmediğim Yarbay Halil Murat Bilgiç bizlerden Selen Amfi’de toplanmamızı ve tüm arkadaşlarımızı da buraya çağırmamızı istedi. Selen Amfi’ye gittik. Kısa bir süre sonra, bir gün önce bölüklerinde tek tek yoklama alan fakat ne hikmetse yoklamadan sonra ortadan kaybolan ve sabaha kadar sesi soluğu çıkmayan Üsteğmenler Muhlis Koçak ve Uğur Kuzucu geldiler. Bizlere aynen şunları söylediler: ‘Arkadaşlar, merak etmeyin, bizler sizin gerçekten olaylarla bir ilginiz olmadığını ve suçsuz olduğunuzu biliyoruz. Ancak tanık sıfatıyla ifade vermeniz gerekiyor. Birazdan Albay Veli Tire gelecek ve sizinle konuşacak.’
…4-5 saat orada bekledik. Hainlik ve ağza alınmayacak küfürler savurarak Albay Veli Tire ve beraberindekiler geldiler. ‘Yakalandınız, sakın kaçmaya kalkmayın, kaldırın ellerinizi!’ diyerek garip, anlamlandıramadığım saçma sapan bir şekilde oraya girdiler. İsmini ve rütbesini sonradan öğrendiğim Binbaşı Hasan Mutlu, elindeki silahı sallayarak, ‘Eğer nizamiyeye gelmeye devam etseydiniz hepinizi tek tek vuracaktım,’ dedi.
Bizler Selen Amfi’de beklerken bir arkadaşımız, ‘Haydi, nereye gideceksek gidelim,’ deyince Hasan Mutlu, ‘Acele etmeyin, gideceğiniz yer o kadar da iyi bir yer değil,’ dedi.
Meğer bize kurulan bu kumpasta sözde kahramanlık rolleri hemen kapışılmış, bizlere ise vatan hainliği payesi biçilmişti. Sonrasında hiçbir kolluk görev ve yetkisi olmayan Albay Veli Tire ve beraberindekiler tarafından, ellerimiz kollarımız bantlanarak, ayakkabı bağcıklarıyla bağlanıp Gaffar Okkan Polis Atlı Eğitim Merkezi’ndeki at ahırına götürüldük…”[1]
Tespit Edilen Hukuksuzluklar
1. Hukuka Aykırı Yakalama ve Teslim İşlemi
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m.90’ye göre “Kişiye suçu işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma ihtimalinin bulunması ya da kimliğinin derhâl belirlenememesi hâlinde herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.”[2] Oysa kursiyer teğmenler, amirlerinin emriyle nizamiye ve kışla içerisinde emniyet görevi icra etmiş, darbe teşebbüsü kapsamında herhangi bir fiili eylemleri bulunmamış; ayrıca komutanlarının talimatıyla Selen Amfi’de toplanmış ve kimlikleri de herkes tarafından bilinir durumdaydı. Bu koşullar altında CMK m.90’da öngörülen yakalama şartları oluşmadığından, söz konusu madde kapsamında işlem yapılması mümkün değildir.
2. İşkence, Tehdit ve Kötü Muamele
Kursiyer teğmenlere yönelik olarak gerçekleştirilen küfür, hakaret, ellerin koli bandı ve ayakkabı bağcığı ile bağlanması ile ölüm tehdidi fiilleri; Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi kapsamında ‘işkence’ ve 106. maddesi kapsamında ‘tehdit’ suçlarını oluşturmaktadır.[3]
Ayrıca, Anayasa’nın 17/3. maddesinde düzenlenen ‘Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamaz’[4] hükmünün açık ihlali söz konusudur.
3. Masumiyet Karinesinin İhlali
Kursiyerlerin sabaha kadar kışla içerisinde hukuka aykırı herhangi bir faaliyette bulunmamalarına rağmen ‘darbeci’ olarak ilan edilmeleri, Anayasa’nın 38/4. maddesinde ve AİHS’in 6/2. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin[4][5] açık ihlalini teşkil etmektedir.
4. Hileyle Özgürlüğün Kısıtlanması
Muhlis Koçak ve Uğur Kuzucu tarafından tanık olarak ‘ifade vereceksiniz’ denilerek Selen Amfi’ye çağrılan kursiyerler, burada herhangi bir resmi ifade işlemi yapılmaksızın iradeleri dışında tutulmuş, elleri bağlanarak emniyete teslim edilmişlerdir. Bu durum, Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’[3] suçunu teşkil etmektedir.
Hukuki Değerlendirme ve Sonuç
15 Temmuz gecesi Jandarma Okullar Komutanlığı’nda görevli kursiyer teğmenlerin yaşadıkları, hukukun temel ilkelerinin bilinçli olarak göz ardı edildiğini göstermektedir. Sabaha kadar kışla içinde herhangi bir suç teşkil eden eylemleri bulunmayan kursiyerler, Albay Veli Tire emir komutasında Nuh Köroğlu, Alparslan Ateşci, Hasan Mutlu, Muhlis Koçak, Sait Uğur Kuzucu, Efraim Doğan ve kimlikleri henüz tespit edilemeyen diğer yetkisiz kişiler tarafından hileyle bir araya toplanmış, hakaret ve küfürlere maruz bırakılmış, ölümle tehdit edilmiş ve masumiyet karinesi hiçe sayılarak suçlu ilan edilmişlerdir. Kolluk yetkisi bulunmayan kişiler tarafından elleri ve kolları bağlanarak Cumhuriyet savcısına bilgi verilmeksizin emniyete teslim edilmeleri, yalnızca bireysel hak ve özgürlüklerin ihlali değil; aynı zamanda devlet adına hareket eden kişilerin yetki sınırlarını aşarak işledikleri ağır bir hukuk ihlalidir. Bu tablo, 15 Temmuz gecesi yaşanan kaos ortamında dahi hukukun üstünlüğünün korunması gerekirken, tam tersine, hukuksuzluğun kurumsallaşmasına zemin hazırlandığını ortaya koymaktadır.
Dosyada yer alan ifadeler ve ilgili hukuki normlar birlikte değerlendirildiğinde CMK m.90, TCK m.94, TCK m.106, TCK m.109, Anayasa m.17 ve m.38 hükümlerinin ihlal edildiği, masumiyet karinesinin ve kişi hürriyetinin yok sayıldığı, işlemlerin tamamen hukuki dayanaklardan yoksun olduğu, açıkça görülmektedir.
Bugün hâlâ cevaplanmamış temel soru şudur: Haklarında işlem yapılan kursiyer teğmenler, gerçekte yalnızca kışla emniyeti için görevlendirilmişken hangi kanuni dayanak ve hukuki gerekçe ile yakalanarak emniyete teslim edilmiştir? Bu soruya tatmin edici bir yanıt verilmedikçe, yapılan işlemler ağır bir hak ihlali ve suç olarak dava dosyalarında yer almaya devam edecektir.
Kaynaklar
[1] R. K.’nın 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı.
[2] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), 4.12.2004 tarihli ve 25673 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
[3] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 12.10.2004 tarihli ve 25611 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
[4] 1982 Anayasası (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası), 7.11.1982 tarihli ve 17863 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
[5] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), 4.11.1950 tarihinde Roma’da imzalanmış, 19.03.1954 tarihli ve 8662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.