Bir mahkeme salonunda savunma hakkı, yalnızca söz verildiğinde konuşabilmekten ibaret değildir. Hakkındaki suçlamaları bilmek, delillere erişebilmek, bu delilleri inceleyerek savunmasını hazırlayabilmek de adil yargılanmanın asli unsurları arasındadır. Üsteğmen Onur Demirel’in 22 Haziran 2018 tarihli SEGBİS savunmasında dile getirdiği beyanlar ise tam da bu temel zeminin kendisiyle ilgili olarak kurulamadığını ortaya koymaktadır. Beytepe’de görülen dava kapsamında yaptığı savunmada Demirel, yargılamanın ilk gününden itibaren delillere ulaşamadığını, buna rağmen savunma yapmak zorunda bırakıldığını ifade etmektedir.
Delillere Ulaşamayan Savunma
Üsteğmen Demirel, savunmasının başlangıcında yaşadığı temel sorunu doğrudan ortaya koymaktadır:
“Sayın başkan ve değerli heyet. Yargılamanın başladığı ilk günden itibaren dava dosyasıyla ilgili delilleri defaatle yazılı ve sözlü olarak talepte bulunmama rağmen, bazı sanık ve tanık ifadeleri dışında hiçbir belge ve delil tarafıma tebliğ edilmemiştir.” [1]
Savunmanın dayandığı bilgiye erişim imkânı ortadan kalktığında, mahkeme salonundaki söz hakkı biçimsel bir imkâna dönüşebilmekte; içerik bakımından eksik kalan bir savunma, adil yargılama tartışmalarını beraberinde getirmektedir.
Demirel, önceki celselerde bu sorunu heyete ilettiğini ve kendisine teknik bir çözüm önerildiğini de anlatmaktadır:
“28 Mart 2018 tarihli 31. celsede bu hususu sayın heyetinize söylediğimde ise avukatım aracılığı ile flash bellek içerisinde alabileceğim söylenmiştir. 128 GB’lık flash belleği mahkemenize vermemize rağmen, dosya kapsamı elime ulaşmadı.” [1]
Mahkeme dosyasındaki delillere erişim, özellikle kapsamlı ve çok sanıklı yargılamalarda savunmanın hazırlanabilmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Delil inceleme imkânının sınırlı veya gecikmeli olması, savunmanın etkinliğini doğrudan etkileyebilmektedir.
Savunma İçin Süre, Delil ve Tanık Talebi
Onur Demirel, dosya kapsamına ulaşamamasının savunması üzerindeki etkisini açık ifadelerle dile getirmektedir:
“Sayın başkanım, ben savunmamı hazırlayabilmem için mahkemenize hem yazılı hem de sözlü olarak başvurdum. Fakat tüm bu çabalarıma rağmen bugün itibarıyla hakkımda iddia edilen suçlamalara dair hiçbir delili inceleyemedim. Dolayısıyla savunmamı usulüne uygun hazırlayamadım.” [1]
“Bu nedenle öncelikle tarafıma isnat edilen suçlamalara ait delillerin tarafıma ulaştırılması ve bunları incelemek için sayın heyetinizden yeteri kadar ek süre talep ediyorum.” [1]
Aynı savunmada, olay gününe ilişkin bilgi verebileceğini düşündüğü bir kişinin tanık olarak dinlenmesini de istemektedir:
“Ayrıca yapacağım savunmaya katkı sağlayacağını düşündüğüm, 15 Temmuz 2016 günü nöbetçi olan Uzman Çavuş S. B.’nin da tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum.” [1]
Bu talepler, savunmanın yalnızca şeklen değil, fiilen de kullanılabilmesine ilişkin bir itiraz niteliği taşımaktadır. Kişinin isnatların dayanağını oluşturan delillere erişememesi ve buna karşı hazırlık yapamaması, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkıyla doğrudan ilişkilidir.
“Savunma hakkımı kısıtlamış olacaksınız”
Demirel, konuşmasının sonunda yaşanan süreci doğrudan bir hak ihlali değerlendirmesiyle bağlamaktadır:
“Eğer tarafıma talep ettiğim delilleri ve savunma yapmak için yeterli süreyi vermezseniz, başta Anayasamız olmak üzere İnsan Hakları Kararları ve yürürlükteki kanunlar uyarınca açıkça savunma hakkımı kısıtlamış olacaksınız. Ve adil yargılama ilkelerini hiçe saymış olduğunuz kanaatinde olacağım. Saygılarımla.” [1]
Savunma Yapma İradesinin Tekrar Edildiği Süreç
22 Haziran 2018 tarihli savunmadan sonra, kararın açıklandığı duruşmaya kadar geçen yaklaşık bir aylık süreçte Onur Demirel’in dile getirdiği temel itirazın değişmediği anlaşılmaktadır. Delillere erişim sağlanmadan, hakkındaki suçlamaların dayanaklarını inceleme imkânı verilmeden savunma yapamayacağını ifade eden Demirel’in bu talebinin yargılamanın son aşamasına kadar sürdüğü görülmektedir.
09 Temmuz 2018 tarihli duruşmada Avukat Ayten İzmirli de mahkeme heyetine hitaben, savunmadan kaçınılmadığını; aksine savunma hakkının kullanılabilmesi için gerekli koşulların talep edildiğini şu sözlerle ifade etmektedir:
“Onur Demirel savunma yapacağını özellikle söyledi burada. Ancak dilekçelerimiz karşısında ne kamera kayıt görüntüleri ne dosyada bulunan diğer delillerin tarafımıza gönderilmesi ne de inceleme için süre verilmesi sağlandı. Savunma yapacağımızı özellikle belirtmemize rağmen sanki savunma hakkımızdan vazgeçmişiz gibi bir hava yaratılmış; ‘eğer savunma yapmazsan susma hakkını kullandığınızı varsayacağım’ şeklinde CMK 148’e açıkça aykırı davrandınız ve müvekkillerime ruhsal işkence yapıldığı kanaatindeyiz. Israrla söylüyorum, tekrar biz savunma yapacağız. Müvekkillerimin de yasal hakkıdır ve sonuna kadar kullanacaklardır. Asla savunma hakkımızdan vazgeçmiyoruz; ancak silahların eşitliği ilkesi karşısında, mahkemede bulunan tüm bilgi, belge ve kamera görüntülerinin müvekkillerime gönderilmesinden sonra savunma hakkımızı kullanacağız elbette. Biliyorsunuz, her zaman usul olmadan esas olmaz.” [2]
Onur Demirel’in, kararın açıklandığı 17 Temmuz 2018 tarihli son savunmasında da benzer şekilde hakkındaki isnatları öğrenemediğini ve bu isnatlara karşı etkili bir savunma yapamadığını ifade ettiği; [3] buna rağmen gerekli belgeler kendisine ulaştırılmaksızın, suçlamaların kapsamını öğrenemeden yargılamanın sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu sürecin sonunda Demirel hakkında mahkeme tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükmü kurulmuştur.
Kaynaklar
[1] Onur DEMİREL’in 22 Haziran 2018 tarihli 20. Ağır Ceza Mahkemesindeki beyanı.
[2] Avukat Ayten İZMİRLİ’nin 09 Temmuz 2018 tarihli 20. Ağır Ceza Mahkemesindeki beyanı.
[3] Onur DEMİREL’in 17 Temmuz 2018 tarihli 20. Ağır Ceza Mahkemesindeki beyanı.