Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında insanları şoka uğratan şey, anlatılanların ağırlığından önce ayrıntıların soğukkanlılığı. Mağdur M.T.G.’nin kayıtlara geçen savunması, “işkence gördüm” demekle kalmıyor. Tarih, saat, yer ve rapor numarası vererek bir gözaltı sürecinin nasıl şiddete, sonra da o şiddetin izlerini silme çabasına dönüştürüldüğünü anlatıyor. TEM Şube Müdürlüğü spor salonunda yaşandığını söylediği darp, tehdit, aç-susuz bırakma ve aşağılamalar bir yana asıl sarsıcı olan, adli muayene raporlarının bir kısmının dosyaya hiç girmemesi, aynı numarayla birbirini boşa düşüren raporlar üretilmesi ve “darp yoktur” cümlesinin bir tür mühür gibi dolaşıma sokulması iddiası..
Mağdur, Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada bu hususları dile getirdi;
“Sayın Başkan, 16 Temmuz 2016’da gözaltına alındığım andan 22 Temmuz 2016’da cezaevine girene kadar Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube spor salonunda ağır işkence ve kötü muameleye maruz kaldım. Otobüsten indirildiğimde linç koridorundan geçirilerek darp edildim. Kafama aldığım darbe sonucu kafatası kırığı ve kesik oluştu, iki kez kan kaybından baygınlık geçirdim. Vücudumun çeşitli yerlerine tekme ve yumruk atıldı, plastik kelepçelerle saatlerce hareketsiz bırakıldım, kaynar su dökülerek ikinci derece yanık oluşturuldu. Günlerce uyutulmadım, ilk iki gün su, üçüncü güne kadar yiyecek verilmedi. Cam kırıklarının ve kanın olduğu, havalandırmasız bir ortamda yalnızca iç çamaşırımla yalın ayak tutuldum. Tüm bu yaşananlar, Anayasa’nın, AİHM’nin ve TCK’nın açıkça yasakladığı eylemlerdir.
Ancak asıl vahim olan, bu işkencenin üzerini örtmek amacıyla sistematik bir biçimde sahte tıbbi belge düzenlenmiş ve mevcut raporların bir kısmının mahkemenize kasıtlı olarak gönderilmemiş olmasıdır.
16 Temmuz 2016’da saat 15:30’da Dr. Sema Altıyaprak tarafından düzenlenen raporda sağ ön frontalde 4×1 cm hematom tespit edilerek hastaneye sevkim uygun görülmüştür. Ancak daha hastaneye ulaşmadan, saat 16:00’da başka bir doktor tarafından aynı rapor numarasıyla “darp ve cebir izine rastlanmamıştır” yazan ikinci bir rapor düzenlenmiştir. Bu iki rapor bir arada değerlendirildiğinde, gözaltı merkezinde sahte evrak düzenlendiği açıkça ortadadır. Buna karşın Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde saat 16:21’de Dr. Şeref Kerem Çorbacıoğlu tarafından hazırlanan raporda “olay esnasında darp” ifadesine yer verilmiş, sağ paryetal bölgede kesi ve hematom tespit edilmiş, beyin tomografisi istenmiştir. Aynı hastanede yapılan radyoloji incelemesinde ise sağ parietal kemikte deplase kırık, yani yer değiştirmiş kemik parçası saptanmış, çevresinde cilt altı hava dansite alanları görülmüştür. Bu bulgular, kafatası kemiğimin kırıldığını ve yapılanların öldürme kastı taşıdığını tıbbi olarak belgeleyen en kritik rapordur.
Bununla birlikte, 17 Temmuz’da Dr. İbrahim Karadağ tarafından düzenlenen ve temporal bölgedeki kesiyi, vücuttaki ekimotik lezyonları kaydeden rapor; 18 Temmuz’da Dr. Hüseyin Oktay Oflaz tarafından düzenlenen ve travmaya bağlı yaraları belgeleyen rapor; 19 Temmuz’da Dr. Erdal Reşit Yılmaz tarafından düzenlenen ve sağ kalçadaki yanık izini, kol ile omuz erozyonlarını ve göz altı morlukları kaydeden rapor, hiçbiri mahkemenize gönderilmemiştir. Bu raporlar benim tarafımdan temin edildiğinden dosyama girmiş, ancak tarafınıza ulaştırılmamıştır.
Raporlar arasındaki çelişkiler de son derece çarpıcıdır. 19 Temmuz’da aynı tarihte iki farklı doktor tarafından iki ayrı rapor düzenlenmiş; biri darp ve cebri açıkça kaydederken diğeri yalnızca “ek bulgu yoktur” yazmıştır. 21 Temmuz tarihli raporda ise doktor önce “ek bulgu yoktur” diyerek önceki raporları dolaylı biçimde doğrulamış, ardından “darp ve cebir yoktur” ifadesini eklemiştir. Bu çelişki, doktorların tutarlı sahte rapor düzenlemeleri için baskıya maruz kaldığının açık göstergesidir. 22 Temmuz tarihli rapor ise bizzat usulsüz bir şekilde düzenlenmiştir; zira 21 Temmuz’da tutuklandığım Sulh Ceza Hâkimliği kararından da anlaşılacağı üzere, raporun düzenlendiği tarihte artık cezaevindeyim ve polis gözetiminde değilim. Buna rağmen Dr. Şinasi Çetin tarafından adıma muayene yapılmaksızın “ek patoloji yok, darp ve cebir yok” yazan sahte bir rapor düzenlenmiştir.
En ayrıntılı ve güvenilir rapor, cezaevine girişimde polis gözetimi olmaksızın Dr. Reyhan Toprak tarafından hazırlananıdır. Bu raporda sol kolda 6×7 cm morluk ve 7 cm çizik, sağ kolda 5×5 cm ekimoz, sağ temporal bölgede altı dikişli kesi, sol skapula altında kabuk bağlamamış maserasyon ve sağ gluteal bölgede 10×10 cm ikinci derece yanık izi kayıt altına alınmıştır. Raporun bu denli ayrıntılı olmasının tek nedeni, düzenlendiği sırada orada polisin bulunmamasıdır.
Tüm bu veriler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yaşadığım işkenceyi gizlemek amacıyla adli raporlarda kasıtlı olarak sahte belge düzenlendiği, maruz kaldığım darp ve cebri belgeleyen raporların mahkemenize iletilmediği ve bu suretle hem delil karartıldığı hem de heyetinizin yanıltılmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir. Söz konusu belgeler, yaşananların yalnızca işkenceyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda yaşam hakkımın doğrudan ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.” [1]
Sonuç
Bu savunmanın en ağır tarafı, işkence iddialarının şiddeti kadar, raporlar üzerinden “temizlenmeye” çalışıldığı iddiasıdır. Linç koridoru, kaynar su, uykusuz bırakma, çıplak bırakma, coplama ve ölüm tehditleri iddialarında birisi gerçek olsa bile etkili şekilde soruşturulması gerekir.
Ama burada anlatılan ikinci katman daha da tehlikelidir. Aynı rapor numarasıyla iki ayrı içerik, tutukluyken “gözaltı raporu”, darp bulgularının yazılı olduğu raporların dosyadan kaybolması, “polis yokken” yazılan cezaevi giriş raporunun en detaylı olması… Bunların hepsi, yalnız kötü muamele şüphesi değil, aynı zamanda delil karartma şüphesi doğurur. İşkenceyi ispatlamak zaten zordur. Bir de ispatın ana araçlarından olan adli raporlar üzerinde oynandığı iddia ediliyorsa, burada artık “münferit taşkınlık” değil, kurumsal bir örtbas mekanizması tartışılır. Ve örtbasın olduğu yerde, adalet değil ancak sessizlik büyür.
Kaynaklar:
[1] M.T.G’nin 06.08.2018 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.