15 Temmuz sonrasında açılan en büyük toplu davalardan biri olan Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davası, toplam 244 kişi hakkında hazırlanan iddianameyle başladı. İlk duruşması 7 Kasım 2017 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava, yaklaşık iki buçuk yıl süren yargılamanın ardından 26 Haziran 2020 tarihinde karara bağlandı.
Yerel mahkeme, dosyası ayrılan sanıklar dışındaki 235 kişi hakkında hüküm kurdu. Bunlardan 86 sanık asker, “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, 35 kişi hakkında ise takdiri indirim uygulayarak müebbet hapis cezası verdi. Yüzden fazla sanık ise “darbeye yardım”, “silahlı terör örgütü üyeliği” ve benzeri suçlamalar kapsamında 6 yıl 3 aydan 25 yıla kadar değişen süreli hapis cezalarına mahkûm edildi.
Yerel mahkeme olan 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmettiği sanıklar arasından tespit ettiği 15 kişilik sözde “yönetici kadro” olarak tanımlanan isimler ise, darbe suçuna ilave olarak o gece karargâh çevresinde hayatını kaybeden 8 vatandaşın ölümünden de sorumlu tutularak toplam 9’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi.
Faili Meçhul Ölümlerden Kimin Sorumlu Tutulacağı Tartışması
Yerel mahkeme yargılaması sonrasında üst mahkeme sıfatıyla dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi, 17 Aralık 2021 tarihinde istinaf başvurularını büyük ölçüde reddederek yerel mahkeme kararlarını hukuka uygun buldu.
Dosyanın son inceleme mercii olan Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 19 Şubat 2025 tarihli ilamı ilamıyla davanın seyrini önemli ölçüde değiştiren bir karar verdi.
Ancak Yargıtay’ın kararı, sadece az sayıda sanık hakkında verilen lehe bozma kararlarıyla değil, aynı zamanda sanıkların büyük çoğunluğu açısından en ağır sonuçları doğurabilecek bir başka müdahalesiyle de tartışmaların merkezine yerleşti.
Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasının en tartışmalı başlığı, karargâh dışında hayatını kaybeden vatandaşlara ilişkin verilen hükümler oldu.
Yerel mahkeme, gerekçeli kararında önemli bir tespitte bulunmuştu. Mahkemenin balistik raporlara dayanarak yaptığı tespitlere göre, hayatını kaybeden vatandaşların vücutlarından çıkan mermi çekirdekleri, karargâhta bulunan personelin kullandığı silahlarla eşleşmiyordu. Kararda faillerin kesin olarak tespit edilemediği zikredilirken, ölümlerin büyük ölçüde helikopter atışları, uçak faaliyetleri ve zırhlı araçlarda bulunan ağır silahların kullanımından kaynaklandığı kabul edildi. [1]
Bir başka ifadeyle mahkeme, “tetiği çeken asıl failin” teknik olarak belirlenemediğini kabul etmişti.
Ancak buna rağmen, olay gecesi karargâh çevresinde müdahale unsuru olarak bulunan dönemin Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Şube Müdürü Eraslan Er ve dönemin Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Yaman Ağırlar komutasındaki Polis Özel Harekât personeli ile dönemin Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Başkanı Tümgeneral Arif Çetin’in sevk ve idaresindeki Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı (JÖAK) unsurlarının silahları inceleme konusu yapılmadı.
Yerel mahkeme, gerçek failin belirlenemediğini kabul etmekle birlikte, helikopter, uçak ve zırhlı araç atışlarının koordinasyonunda rol aldıkları gerekçesiyle “yönetici kadro” olarak tanımladığı 15 kişiyi müşterek fail kabul ederek, 8 vatandaşın ölümü nedeniyle ayrıca 8’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etti.
Buna karşılık, aynı mahkeme, “yönetici kadro” olarak tanımladığı gruba dâhil olmayan 114 sanık hakkında ise cinayet suçlamasından beraat kararı vermişti.
Yerel mahkemenin yaklaşımı, asıl fail belirlenemediği için sorumluluğun sadece saldırıyı planladığı kabul edilen ve adını “yönetici kadro” olarak belirlediği grupla sınırlı tutulması esasına dayanıyordu.
Yargıtay’ın Müdahalesi: Müşterek Faillik Çemberinin Genişletilmesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bozma kararı, sanıklar açısından asıl kırılmayı burada gerçekleştirdi. Daire, yerel mahkemenin 114 kişi hakkında verdiği beraat kararlarını isabetli bulmadı.
Yargıtay’a göre, karargâha girdikleri andan itibaren darbe iradesine iştirak eden bu kişiler, silah kullanmamış olsalar da, maktullerin vücutlarından çıkan mermiler kendi silahlarından ateşlenmemiş olsa da, meydana gelen bütün sonuçlardan müşterek fail olarak sorumluydu.
Bu nedenle, 114 kişi hakkında sivil vatandaşların hayatını kaybetmesi olayına ilişkin verilen beraat hükümleri bozuldu. Böylece daha önce cinayet suçlamalarından beraat etmiş olan bu isimler, yeniden yargılanmak ve 8 vatandaşın ölümü nedeniyle 8’er kez daha ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle hâkim karşısına çıkmak durumunda bırakıldı.
Bu karar, faili teknik olarak belirlenemeyen ölümlerin sorumluluğunun karargâha gelen neredeyse bütün personele yayılması anlamına geliyor. [2]
Yargıtay Aynı Dosyada Bireysel Sorumluluğu Hatırlattı
Yargıtay’ın aynı ilamında dikkat çekici bir başka yön ise, farklı bir grup bakımından tam tersine bireysel sorumluluk vurgusu yapması oldu.
28. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı personelinden 17 kişi ile Jandarma Okullar Komutanlığından 21 kursiyer teğmen başta olmak üzere toplam 41 kişi yönünden verilen hükümler bozuldu.
Yargıtay, bu kişiler bakımından yerel mahkemenin “herkes aynı ölçüde sorumludur” anlayışını hukuken yeterli bulmadı.
Karargâha giriş saatleri, kişilerin hangi aşamada olaylardan haberdar oldukları, somut olarak ne yaptıkları, hazırlık hareketi aşamasında kalıp kalmadıkları ve hatta “kaçınılmaz hata” hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Bu nedenle;
- Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’ndan 17 kişi,
- Jandarma Okullar Komutanlığından 21 kursiyer teğmen,
- Ankara İl Jandarma Komutanlığı’ndan 1 kişi,
- münferit durumda bulunan 2 kişi
hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verildi.
Sanıklar açısından bu bölüm, yıllardır dile getirilen “bireysel sorumluluk” tezinin yüksek mahkeme tarafından ilk kez dikkate alınması olarak yorumlandı.
8 Haziran 2026: Beştepe Davasında Yeniden Yargılama Sincan’da Başladı
Yargıtayın bozma kararının ardından Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davası, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı. Abdullah Köksal başkanlığındaki eski heyetin değiştiği yeni mahkeme heyetinde, başkanlık görevini Nesrin Şener yürütürken, Alparslan Ün ve Ayça Kervan Varol üye hâkim olarak görev yapıyor.
İlk duruşması 8 Haziran 2026 tarihinde Sincan Cezaevi Kampüsü içerisindeki büyük salonda görülen davanın duruşmalarının önümüzdeki birkaç ay daha devam etmesi bekleniyor.
Mahkeme Salonundan Notlar
8 Haziran 2026 tarihinde Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan yeniden yargılamanın ilk günleri oldukça gergin bir atmosfer içerisinde geçti.
Başka şehirlerden sevk edilen tutuklular gece saatlerinde Sincan’a getirildi. Elazığ’dan getirilen Jandarma Kurmay Yarbay Cemal İyigün, nakil sırasında yaşadıkları güçlükleri anlatarak Ankara’ya iki saatlik uykuyla geldiklerini, kendilerine su dahi verilmediğini ve cezaevinde avukatıyla görüşme imkânı bulamadığını ifade etti. Geçmiş yıllarda Genelkurmay Çatı davası için yapılan sevklerin bir hafta önceden planlandığını hatırlatan İyigün, sağlık sorunlarına ilişkin daha önce mahkemeye dilekçe verdiğini belirtti.
Duruşma başlamadan önce salonda bulunan avukatlar, bütün sanıklar salona getirilmeden Yargıtay ilamının okunamayacağını belirterek itirazda bulundu. Mahkeme Başkanı başlangıçta tüm sanıkların gelmesinin bekleneceğini ifade etmesine rağmen, daha sonra eksik sanıkların gelmesi beklenmeksizin Yargıtay ilamının okunmasına geçildi.
Mahkeme heyeti tarafından Yargıtay ilamına karşı yapılacak beyanlar için sanıklar ve müdafilerine kişi başına 45 dakika süre tanınacağı açıklandı. Bu süre sınırlaması, müdafiler tarafından önceki çatı davalarındaki uygulamalarla kıyaslandığında kabul edilemez bulundu.
Duruşma sırasında mahkeme başkanı tarafından sanıkların avukatlarıyla görüşmelerine izin verilmeyeceği ifade edildi. Cezaevlerine yazı yazılarak avukat-müvekkil görüşmesi için ayrıca süre verileceği belirtilse de, salonda bulunan birçok avukat, Akıncı ve Genelkurmay Çatı davalarında da benzer yazılar yazıldığını ancak uygulamada bu taleplerin karşılanmadığını belirterek itiraz etti.
Bazı müdafiler, CMK’nın 154. maddesini hatırlatarak müvekkilleriyle duruşma salonunda görüşebilmelerinin engellenmesine sert tepki gösterdi.
Salonda güvenlik tedbirleri de dikkat çekti. Yaklaşık 140 kişilik sanık grubuna karşılık yaklaşık 100 güvenlik görevlisinin bulunduğu, sanıklar ile müdafiler arasına kalkanlı jandarma personelinin yerleştirildiği belirtildi. 2017 yılında başlayan ana dava boyunca benzer yoğunlukta bir güvenlik uygulamasına ihtiyaç duyulmamış olması ise avukatlar tarafından ayrıca dile getirildi.
Duruşmanın saat 10.00’da başlaması gerekirken yaklaşık yarım saat gecikmeyle başlanmasının ardından müdafiler tarafından peş peşe usule ilişkin itirazlar dile getirildi.
Savunma makamının dile getirdiği başlıca itirazlar şunlar oldu:
- Yoklama işlemlerinin usulüne uygun yapılmaması,
- Sanıklara herhangi bir hak hatırlatmasında bulunulmaması,
- Eksik sanıklar salona getirilmeden Yargıtay ilamının okunmasına başlanması,
- Müşteki bölümünde yer alan koltuklarda bazı polis görevlilerinin oturtulması,
- “Sesinizi kesin”, “Bir tek kelimeden fazla söz söylemeyin” şeklindeki uyarılarla savunmalara müdahale edilmesi,
- Avukatların oturduğu bölümde polis personelinin görevlendirilmesi ve araya kalkan konulması,
- Avukatların müvekkilleriyle görüştürülmemesi, acil ihtiyaçların dahi ancak mübaşir aracılığıyla karşılanabilmesi,
- Sanıkların istedikleri yerlere oturtulmaması ve jandarma personelinin müdafilerle sanıklar arasına yerleştirilmesi,
- Müşteki beyanlarının önceden talimat yoluyla alınmış olması,
- Duruşma salonunda kamera ve mikrofonların bulunması,
- Salon içerisinde görüntü alınmasının yasaklanması,
- Sanıklara ve avukatlara hitap şekline ilişkin itirazlar.
Duruşma sırasında söz alan Jandarma Kurmay Yarbay Yusuf Köz de, sanıklarla avukatları arasına kalkanlı jandarma personeli yerleştirilmesini, müdafilerle müvekkilleri arasındaki iletişimin engellenmesini ve mahkeme başkanı tarafından kendilerine söz verilmemesini gerekçe göstererek reddi hâkim talebinde bulundu.
Birçok müdafi de benzer gerekçelerle reddi hâkim taleplerini dile getirdi. Ancak mahkeme heyeti, bütün talepleri davayı uzatmaya yönelik girişimler olarak değerlendirerek reddetti.
Jandarma Kurmay Yarbay Cemal İyigün ise Yargıtay ilamına karşı savunma hazırlıklarını tamamladığını, ancak avukatıyla görüşemediğini söyledi. Yargıtay ilamının kendisine tebliğ edilmesinden sonra mahkemeye sunduğu dilekçelere cevap verilmediğini belirten İyigün, Genelkurmay Çatı davasında sanıklara iki-üç saate varan süreler tanınırken, burada savunmaların 45 dakikayla sınırlandırılmasının kabul edilemez olduğunu ifade ederek Yargıtay ilamına karşı yapılacak beyanlarda süre sınırı konulmamasını talep etti.
Sağlık sorunları bulunan Jandarma Muhabere Üsteğmen Fuat Pala kolaylık talebinde bulunurken, gazi Üsteğmen Musa Kılıçarslan da sağlık problemi yaşayan kişiler için gerekli düzenlemelerin yapılmasını istedi.
İlk celsede yaşananlar, Yargıtay’ın bozma kararının ardından başlayan yeni yargılamanın yalnızca esasa ilişkin tartışmalarla değil, savunma hakkı ve duruşma usulüne ilişkin itirazlarla da şekilleneceğini gösteren ilk işaretler olarak kayda geçti. [3]
Genel Değerlendirme
Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasında bugün gelinen noktada, iki farklı Yargıtay yaklaşımı aynı ilam içerisinde yan yana bulunuyor.
Bir tarafta, 28. Mekanize Piyade Tugayı personeli ve Jandarma Okulları kursiyerleri bakımından bireysel sorumluluğun esas alınması gerektiği vurgulanıyor; hazırlık hareketi, somut eylem ve kaçınılmaz hata kavramları yeniden tartışmaya açılıyor.
Diğer tarafta ise, yerel mahkemenin “asıl faili tespit edilemeyen ölümler” karşısında sınırlı tuttuğu müşterek faillik anlayışı genişletiliyor ve sadece karargâha gelmiş olmayı esas alan bir yorumla 114 kişinin daha “faili belirlenemeyen” ölümlerden sorumlu tutulmasının yolu açılıyor.
Bu nedenle 8 Haziran 2026 tarihinde Sincan’da başlayan yeniden yargılama, yalnızca bozulan birkaç hükmün yeniden ele alınmasından ibaret değil.
Sanıklar açısından bu süreç, yıllardır cevaplanamayan ve hatta mahkeme tarafından araştırılmayan “tetiği çeken kimdi?” sorusunun cevabı bulunamadan, faili meçhul ölümlerin sorumluluğunun giderek daha geniş bir personel kitlesine yayılması girişimine karşı verilen yeni bir hukuk mücadelesi olarak görülüyor.
Adalet Devriyesi olarak bu hukuk mücadelesini izlemeye, adaletin sessiz ama kararlı çığlığını siz takipçilerimize duyurmaya ve gerçeğe ulaşma yolculuğunda vicdan sahiplerine eşlik etmeye devam edeceğiz.
Kaynaklar
[1] Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26/06/2020 tarihli, 2017/30 Esas ve 2020/7 Karar sayılı kararı.
[2] Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 19 Şubat 2025 tarihli, 2022/24021 Esas ve 2025/5246 Karar sayılı ilamı.
[3] Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasının 8-9 Haziran 2026 tarihli celselerine ilişkin mahkeme salonu gözlemleri.