15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürütülen davalar, yalnızca tanık ifadeleriyle değil, teknik delillerle de gölgelenen bir sürece dönüştü. Turgut Aslan’ın vurulması olayı bu bağlamda en kritik başlıklardan birini oluşturuyor. Dava dosyasına yansıyan ifadeler, olayın aydınlatılmasında kilit rol oynayabilecek kamera görüntülerinin manipüle edildiğini, silindiğini ve değiştirilerek mahkemeye sunulduğunu ortaya koyuyor.
Jandarma Genel Komutanı Özel Kalem Müdürü Jandarma Kurmay Albay Erkan Öktem, mahkemede yaptığı açıklamalarda görüntüler üzerindeki oynama iddialarını ayrıntılarıyla aktararak şu çarpıcı sözleri dile getiriyor: “…05:00’da başlayan görüntüyü 06:00’da başlamış gibi göstermeye çalışmışlar. 05:30 ile 09:00 arasını talep ettim ama bu o saat diliminde değil. Ayrıca 1 dakikalık görüntüyü 2 dakika gibi göstermişler; ama 1 dakikası silinmiş.”[1]
Öktem, yalnızca zaman kaydırması değil, görüntülerin bütünlüğünün de bozulduğunu iddia ediyor: “Saat 07:00’de başlayan bir kamera için ‘2 dakikalık görüntü gönderdik’ diyorlar. Ama bunun 59 saniyesi silinmiş. Saat 08:00’de gelen görüntünün de 1 dakikası silinmiş. Kameralarda olması gereken tarih ve saat bilgisi yok, kameranın adı da yok. Ayrıca görüntülerde ‘maus’ (fare) hareketi var. Orijinal görüntülerde ‘maus’ hareketi olmaz. Bu, birilerinin müdahale ettiğini gösterir.”[1]

Bu iddialar, basit bir teknik arızadan çok, bilinçli bir manipülasyon ihtimalini gündeme getiriyor. Öktem’in vurguladığı gibi, Turgut Aslan’ın yanında kaç kişi olduğu bile raporlarla çelişiyor: “…Bir görüntüde 5 kişi var, diğerinde 3 kişi. Kamuflajlı kişi birinde var, diğerinde yok. Binlerce kez izledim; bu görüntülerde beni göstermeye çalışıyorlar ama orada yokum.”[1]
Dava açısından kritik tanıkların mahkemeye gelmemesi, iddiaları daha da ağırlaştırıyor. Öktem bu duruma şu sözlerle dikkat çekiyor: “…15 Temmuz günü yaşananların en önemli tanıklarından biri Harekat Daire Başkanı Tümgeneral Arif Çetin’dir. TBMM’nin kurduğu komisyona gidip ifade verdi, İçişleri Bakanlığı’nın davetlerine koşarak gitti ama mahkemenizin davetine gelmedi. Eraslan Er için de aynı şey geçerli. Meclise gidiyor, yürütmenin davetine gidiyor ama mahkemeye gelmiyor. Oysa Turgut Aslan’ın vurulmasına sebep olan ateş açma emirlerinin arkasında bu isimlerin olduğu açıktır.”[1]
Tüm bu tabloya, bilirkişi raporlarının tarafsızlığına ilişkin çekinceler de ekleniyor. Öktem, heyetin hukuka aykırı biçimde oluşturulduğunu ileri sürerek şunları söylüyor: “…Bilirkişi heyeti, görevlendirme olmadan inceleme yaptı. Üstelik uzman olmayan subaylar raporlara suçlayıcı ifadeler yazarak tarafsızlıklarını kaybettiler. Mahkemeniz, görüntülerde oynama yapılıp yapılmadığını sormuş ama bilirkişiler bu soruya hiç cevap vermemiş. Silme ve oynama yapıldığını ikrar ediyorlar ama rapora yazmıyorlar.”[1]
Teknik delillerin güvenilirliğinin tartışmalı hâle gelmesi, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir unsur. Öktem, durumu çarpıcı bir benzetmeyle özetliyor: “…Bize diyorlar ki ‘ameliyat yapmadık’, ama hastanın karnında makas unutmuşlar. Kamera görüntülerinde ‘yetersiz disk alanı’ yazısı çıkıyor; bu, orijinal olmadığını gösterir. ‘Maus’ hareketleri var, ‘hız 2.00’ yazıyor. Bunların hepsi oynama yapıldığının kanıtı.”[1]
Bütün bu iddialar, yalnızca bireysel bir savunma değil; tersine, 15 Temmuz sonrasında yürütülen en kritik davalardan birinde adaletin nasıl gölgelenebildiğine dair somut bir tablo sunuyor. Öktem, adalet talebini şu sözlerle dile getiriyor: “Sayın başkanım, adil yargılanmak istiyorum. Masumiyetimin ispatı için kamera görüntülerinin tarafıma da verilmesi adaletin gereğidir. Turgut Aslan ve korumasını vuranları ortaya çıkaracak görüntüler mahkemenize dahi verilmemişse artık adaletten söz etmemiz mümkün değildir.”[1]
Sonuç olarak, eksik, silinmiş ya da manipüle edilmiş kamera kayıtları; gerçek faillerin açığa çıkmasını engelleyen en büyük bariyerlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, yalnızca bir kişinin masumiyet iddiasını değil, Türkiye’de adil yargılanma hakkının nasıl yara aldığını da gösteriyor. 15 Temmuz davalarında en güvenilir kanıtlar olması beklenen kamera kayıtlarının, iddiayı güçlendirmek yerine tartışma yaratması, yargılamayı yapan mahkemelerin ısrarla cevap araması gereken şu temel soruyu gündeme taşımalı: “Neden kamera kayıtları uzman ve yetkili personel tarafından derhâl güven altına alınmadı?”
Böyle bir yaklaşım, mahkeme kararlarını hem kamuoyu nezdinde hem de yargılanan kişiler karşısında daha güçlü kılacaktı. Ne var ki kararların, orijinalliği tartışmalı kayıtlar ile güvenilirliği sorgulanan tanık anlatımlarına dayanması, adalet duygusunu zedeliyor.

Kaynaklar:
[1] Erkan Öktem’in SEG-BİS üzerinden alınan mahkeme savunma tutanakları, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma zabıtları ve bilirkişi raporları.