Türkiye, 15 Temmuz gecesinin karmaşık karanlığını aralamaya çalışırken, yıllar sonra bile bazı olaylar hâlâ sis perdesi arkasında duruyor. Bu sisin en yoğun olduğu başlıklardan biri, ağır yaralanan TEM Daire Başkanı Turgut Aslan adına düzenlenen dilekçe ve olayla ilgili delillerin doğruluğu üzerine yürüyen tartışmalardır.
15 Temmuz 2016 darbe davalarının bu kadar hızlı yürütülmesi ve kısa sürede karara bağlanması, Türkiye yargı tarihinde pek rastlanan bir durum değildi. Normal bir zamanda böylesine önemli bir olayla ilgili delillerinin toplanıp ifadelerin alınması bile yıllar sürmeliydi. Ancak duruşmalarda hâkimlerin sanık savunmalarını kısıtlaması, sanıklara bazı delillerin verilmemesi, yeni delillerin ortaya çıkmasının engellenmesi ve kritik beyanların “Geçelim bunları.” denilerek susturulması, yargılamalara olan güveni ciddi biçimde zedeledi.
Daha da dikkat çekici olan, başından iki mermiyle vurulan ve aylar süren yoğun bakım sürecinden sonra hayata tutunan bir mağdur adına —kendisi farkında bile değilken— bir dilekçe hazırlanması ve kendisi yerine imza atılmasıdır. Bu durum, davaların hızla sonuçlandırılması ve sanıkların bir an önce cezalandırılması için nasıl bir acele edildiğini açık şekilde gösteriyor.
TEM Daire Başkanı Turgut Aslan’ı vurmakla ve korumasını öldürmekle suçlanan dönemin Jandarma Genel Komutanı Özel Kalem Müdürü Jandarma Kurmay Albay Erkan Öktem’in mahkemede dile getirdiği tespitler, sadece teknik detayların değil, olayın bütününün yeniden sorgulanması gerektiğine işaret ediyor. Öktem’in ifadeleri, resmî belgeler ile gerçek sağlık durumu arasındaki uçurumu gözler önüne sererken, dilekçenin “kimin tarafından” ve “hangi amaçla” yazıldığı sorusunu da gündeme taşıyor.
“Bu Dilekçe Turgut Aslan’ın Kaleminden Çıkamaz”
Öktem’in işaret ettiği en önemli noktalardan biri, dilekçenin dili ve içerik yapısı. Öktem ağır beyin travması geçirmiş, bilinci uzun süre kapalı kalmış, konuşması aylar sonra sınırlı biçimde açılmış bir kişinin:
- Askerî terminolojiye hâkim,
- Karargâh yazışma kalıplarını doğru kullanan,
- Harekât terminolojisini eksiksiz aktaran,
- Teknik kısaltmaları yerli yerinde uygulayan
bir dilekçe yazamayacağını belirtiyor:
“Turgut Arslan’ın dilekçesinde Jandarma Genel Komutanlığı kısaltmaları kullanılmış ve bu askeri terminolojiye ve talimnamelere uygun olarak yazılmış. Harekât, karargâh yazılarındaki A harflerinin üzerlerindeki şapka ve Jandarma Genel Komutanlığı, Harekât Başkanı, Tümgeneral, Jandarma Okullar Komutanlığı gibi askeri terminolojinin kullanılması ki bunu birçok askeri personel bile özellikle eğitim almamışsa tam olarak yazamaz başkanım…” [1]
Öktem’e göre dilekçedeki askeri detaylar, askeri eğitim almış kişiler tarafından yazıldığı izlenimini açıkça veriyor.
“Salon adlarından talimname ibarelerine kadar, bu metnin profesyonel bir el tarafından hazırlandığı belli.”[1] diyor Öktem.
Dahası, dilekçedeki imzanın da Aslan’ın önceki imzalarıyla uyuşmadığını, bunun bile tek başına ciddi bir sahtecilik şüphesi doğurduğunu vurguluyor.
Turgut Aslan’ın Sağlık Durumu Gerçekleri: Neyi Mümkün Kılar, Neyi Kılmaz?
Resmî raporlar ve doktor açıklamaları, Aslan’ın:
- Başından vurulduğunu,
- Uzun süre yoğun bakımda kaldığını,
- Bilincinin aylar sonra açıldığını,
- Konuşma yetisinin ağır hasar gördüğünü,
- Yüz felci ve motor kayıplarının aylarca sürdüğünü
ortaya koyuyor.
Bu tablo, dilekçedeki akıcı teknik dil ve kavramsal derinlik ile yan yana getirildiğinde, mantıksal bir çelişki oluşturuyor. Konuşmakta bile zorlanan bir kişinin karmaşık bir askeri metni yazması, hatta yönlendirilmeden yazdırması dahi hayatın olağan akışıyla bağdaşmıyor.
15 Temmuz 2025 yılında bir televizyon kanalına verdiği röportajda da dikkat çeken birçok husus var. Olayın üzerinden sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ konuşmakta zorlanıyor ve belirgin hareket kısıtlılığı bulunuyor. Röportaj sonunda bir şehidin resmi üzerine çiçek koymaya çalışırken elini kullanamadığı açıkça görülüyor. Anlattıklarının ise büyük ölçüde kendisine başkaları tarafından aktarılmış olduğu hissediliyor. Önceki röportajlarında da aynı anlatım tarzı ve benzer kelime seçimi göze çarpıyor. Sık sık “yapmışım, söylemişim” diye bahsederek o güne dair bir şey hatırlamadığını belli ediyor. [2]
Mahkemeye Gelmeyen Kritik Tanıklar: Sessizlik Neden?
Öktem’in dikkat çektiği diğer bir husus, olay gecesinin kritik isimlerinin mahkemede ifade vermemesi. Bunların başında dönemin Harekât Daire Başkanı Tümgeneral Arif Çetin geliyor. Çünkü Tümgeneral Çetin, TEM Daire Başkanı Turgut Aslan’ı Jandarma Genel Komutanlığı’nda buluşmaya çağırdığı halde kendisi zamanında gelmemiş ve sonrasında da Karargâha girmemiştir. Bu nedenle bir nevi Turgut Aslan’ın vurulmasının müsebbiplerindendir. En azından vefa gereği mahkemeye gelip gerçekleri söylemesi beklenen isimlerin başında geliyordu.
Mahkemenin çağrısına katılmayan Arif Çetin gönderdiği bir dilekçede “Turgut Aslan’ın kamera görüntülerinde de görüldüğü üzere, Erkan Öktem Turgut beye ateş edip yaralamış korumasını şehit etmiştir” [1] şeklinde aslında kamera kayıtları olmayan bir olayı gerçekmiş gibi ifade ederek mahkemeyi manipüle etmeye çalışmıştır. 15 Temmuz 2016 günü ile ilgili sanıklar aleyhine tüm görüntüler mahkemelerden bile önce basında yer almıştır. Bu olayı doğrulayan bir görüntü olsaydı haftalarca televizyon kanalları ve sosyal medyada gösterileceği kamuoyu tarafından bilinmektedir.
Meclis ve bakanlık davetlerine katılan ancak mahkemenin çağrılarına icabet etmeyen bu isimler, sanıkların ve avukatlarının gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik muhtemel sorularından uzak tutulmuştur. Bu yaşananlar kamuoyunda sıkça sorulan şu soruyu yeniden gündeme taşıdı:
“Neden bazı bilgiler TBMM’de anlatılıyor da mahkemede anlatılmıyor?”
Bu sorunun cevabı verilmedikçe, olayın bütünlüklü şekilde aydınlandığını söylemek mümkün görünmüyor.
Adalet, Kayıp Halkayı Arıyor
Dilekçede askerî terminoloji bolluğu ile Turgut Aslan’ın sağlık durumu arasındaki çelişki; tanıkların mahkemeye gelmemesi, imza tutarsızlıkları, belgenin yazımındaki sistematik askeri üslup, tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, olayın aydınlatılmasında hâlâ büyük boşluklar olduğunu gösteriyor.
Öktem’in talebi ise, hukukun özünü hatırlatan sade bir cümle:
“Adil yargılanmak istiyorum.”
Gerçeğin kimden yana olduğu, ancak eksiksiz delillerle yargılama yapıldığında ortaya çıkar.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
“Gerçeği ortaya çıkaracak tüm koşullar sağlandı mı?”
Cevap netleşmedikçe, adalet arayışı da bitmeyecek gibi görünüyor.
Kaynaklar:
[1] Jandarma Albay Erkan Öktem’in ifade tutanakları, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, SEG-BİS kayıt çözümlemeleri ve duruşma zabıtlarından derlenmiştir.
[2] Turgut Aslan’ın 15 Temmuz 2025 tarihinde verdiği röportaj: https://www.youtube.com/watch?v=gW3LgXVzkYc