15 Temmuz 2016 gecesi Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’nda yaşananlar, sonradan kurgulanan darbe anlatılarının aksine, bir darbe faaliyeti değil; belirsizlik, bilgi kirliliği ve kaos ortamı içinde, birliğe yönelik muhtemel terör saldırısı ihbarına karşı alınan emniyet tedbirlerinden ibaretti. O gece Ankara’nın birçok noktasında silahlı hareketlilik yaşanırken, resmî ve gayriresmî kanallardan gelen çelişkili bilgiler doğrultusunda birliklerin kendi güvenliğini sağlamaya çalışması, askeri ve idari sorumluluğun doğal bir sonucuydu. Ne var ki bu olağan güvenlik refleksi, sonradan yapılan yargılamalarda bağlamından koparılmış; terör tehdidine karşı emir–komuta düzeni içerisinde alınan emniyet tedbirleri, “darbe faaliyeti” olarak nitelendirilmiştir. Aşağıda yer verilen duruşma tutanakları, bu kurgunun nasıl inşa edildiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Emre İtaatsizlik ve Hiyerarşinin Askıya Alınması
Dikkat çeken ilk husus, terör saldırısı ihtimaline karşı emniyet tedbiri almaya çalışan amirin talimatlarının, ast konumundaki personel tarafından açıkça yerine getirilmemesi ve bu itaatsizliğin, hiyerarşik olarak amir konumunda olmayan bir başka kişinin talimatına dayandırılmasıdır. Bu aşamada, birlikte görev yapan personel daha baştan “darbeci” olarak ilan edilmiş, gece boyunca sergilenen tutum ve davranışlar bu peşin hükmün belirlediği bir niyet çerçevesinde şekillenmiştir. Burada hukuken suç teşkil etmeyen bir güvenlik tedbirine karşı sergilenen bu tutumun, yargılamada sorgulanmadığı; aksine, tedbir almaya çalışanların sorumluluk altına sokulduğu görülmektedir. Tarık Görener’in tanık Muhlis Koçak’ı çapraz sorgusunda:
“TARIK GÖRENER:…Selen amfiye girdiğinizde, ben size hitap ettiğimde, “Ben artık sizi dinlemiyorum, siz benim tabur komutanım değilsiniz, ben sizden emir almıyorum” şeklinde bir diyaloğumuz oldu mu?
TANIK MUHLİS KOÇAK: Siz bana Veli Tire’yi aramamı söylediniz. Ben de size, sizden emir almadığımı, sizin emrinizle Veli Tire’yi aramayacağımı söyledim.
TARIK GÖRENER:Peki, size bu emri kim verdi?
TANIK MUHLİS KOÇAK:Veli Tire Albay verdi.
TARIK GÖRENER: Veli Tire Albay, “Tarık Görener’in emirlerini dinlemeyeceksin, ondan emir almayacaksın” diye size net bir emir verdi mi?
TANIK MUHLİS KOÇAK: …
TARIK GÖRENER: Tamam, teşekkür ederim. Veli Tire size o gün itibarıyla amir pozisyonunda emir verme yetkisine sahip miydi, yoksa amiriniz Yüksel Yiğit miydi?
TANIK MUHLİS KOÇAK:O esnada amir–memur aranacağını zannetmiyorum. Çünkü…
TARIK GÖRENER: Ben o soruya cevap istiyorum, Sayın Başkanım.
BAŞKAN MELİH UÇAR: Tamam, verdi cevabını. O gün amir–memur aramıyordum dedi.
TARIK GÖRENER:Sayın Başkan, ben şunu soruyorum: Veli Tire o gün itibarıyla sizin amiriniz miydi, yoksa amiriniz Yüksel Yiğit miydi?
BAŞKAN MELİH UÇAR: Ya, tamam, değildir dedi.”[1]
Bu konuşmalar birlikte değerlendirildiğinde, terör tehdidine karşı tedbir almaya çalışan amirin emrinin bilinçli şekilde yerine getirilmediği, buna karşın hiyerarşik olarak amir olmayan bir kişinin talimatının esas alındığı açıkça görülmektedir. Ayrıca, amir–memur ilişkisinin netleştirilmesine yönelik ısrarlı soruların mahkeme tarafından kapatılması, olayın hiyerarşik boyutunun tartışılmasının özellikle engellendiğini göstermektedir.
Darbeci Kriterinin Seçici Uygulanması
Yargılamada öne çıkan ikinci temel mesele, darbeci nitelendirmesinin hangi ölçütlere göre yapıldığıdır. Terör tehdidi karşısında birlik içinde kalan ve tedbir alanlar şüpheli olarak değerlendirilirken, bu tedbirleri engelleyen ya da emir-komuta dışı yönlendirmelerde bulunan kişilerin neden darbe faaliyeti içinde görülmediği sorusu yanıtsız kalmaktadır. Tarık Görener’in tanık Muhlis Koçak’ı çapraz sorgusu devamında:
“TARIK GÖRENER:Yukarı çıkarken Halil Murat Bilgiç’e “Biz yukarıya geliyoruz, bilginiz olsun” diye bilgi verdiniz mi? Böyle bir şey söylediniz mi?
TANIK SAİT UĞUR KUZUCU:Bu bilgiyi Veli Tire verdi.
TARIK GÖRENER: Veli Tire’nin verdiğini biliyorsunuz. Tamam, teşekkür ederim. Veli Tire dışında, okullar komutanlığındaki herkesin darbeci olduğuna karar vermişsiniz.
BAŞKAN MELİH UÇAR: Yorum yapmadan soru soralım.
TARIK GÖRENER: Tamam, Sayın Başkanım. Yüksel Yiğit ve diğer görüştüğünüz kişilerin darbe girişimi içinde olmadığına nasıl karar verdiniz?
TANIK SAİT UĞUR KUZUCU:Yani…
TARIK GÖRENER:Gitme kararını nasıl verdiniz?
TANIK SAİT UĞUR KUZUCU:O anda sıralı amirlerinden birlik içinde olmayan tek kişi oydu. Ben de onu aradım. (Albay Yüksel Yiğit o sırada İzmir Yeni Foça’daydı.)
TARIK GÖRENER: Peki, İzmir Yeni Foça’da bir kalkışma girişimi olmadığını biliyor muydunuz?
TANIK SAİT UĞUR KUZUCU:Öyle bir bilgim yoktu.”[1]
Bu konuşmalar birlikte değerlendirildiğinde, terör tehdidine karşı tedbir almaya çalışan amirin emrinin bilinçli şekilde yerine getirilmediği, buna karşın hiyerarşik olarak amir olmayan bir kişinin talimatının esas alındığı açıkça görülmektedir. Bu tercih, kimin “darbeci” sayılacağına ilişkin ölçütün fiillerden değil, önceden kurgulanan bir yönlendirmeden hareketle belirlendiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’na ilişkin bu duruşma kayıtları, 15 Temmuz yargılamalarında nasıl bir kırılma yaşandığını bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Terör tehdidine karşı alınan güvenlik tedbirleri suçun merkezine yerleştirilirken, bu tedbirleri etkisizleştiren irade görünmez kılınıyor. Emir-komuta zincirinin kimde olduğu sorusu mahkeme tarafından geçiştiriliyor; itaatsizlik değil, görev sorumluluğu cezalandırılıyor.
Ortaya çıkan tablo, bireysel bir adaletsizliğin ötesinde, sistematik bir hukuksuzluğa işaret ediyor. Hukuk, güvenliği sağlayanları korumak yerine, onları suçun öznesi hâline getiriyor. Okuyucunun önünde kalan soru artık 15 Temmuz’da ne yaşandığı değil; bu kumpasın nasıl kurulduğu ve kimler tarafından organize edildiğidir.
Kaynaklar:
[1] Jandarma Binbaşı Tarık Görener’in 27 Mart 2018 tarihli SEGBİS oturumunda tanık Muhlis Koçak’a yönelttiği çapraz sorguda yer alan ifadeler.