“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Her Aşamada Hukuksuzluk: Ceza Yargılamasında Sınırların Aşılması

Her Aşamada Hukuksuzluk: Ceza Yargılamasında Sınırların Aşılması

Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’na ilişkin yargılamada ortaya çıkan tablo, tekil bir usul hatasından ibaret değildir. Süreç, gözaltı anından başlayarak soruşturma ve kovuşturma boyunca devam eden, sistematik bir hukuk dışılığın izlerini taşımaktadır. Dosyada ortaya çıkan tablo, savunmanın yargılama sürecinin doğal bir parçası olarak değil, aşılması gereken bir engel olarak görüldüğünü göstermektedir. Bu durum, basit hatalardan değil, savunmayı etkisizleştirmeye yönelik sistemli bir yaklaşımın varlığından kaynaklanmaktadır.

Bu sürecin nasıl işlediği, 15 Temmuz 2016 tarihinde Jandarma Okullar Komutanlığı Subay Temel Kurs Tabur Komutanlığına vekâlet eden Jandarma Binbaşı Tarık Görener’in, farklı celselerde mahkeme huzurunda yaptığı doğrudan beyanlarda açık biçimde ortaya konulmuştur. 

Yakalama ve Gözaltı Sürecindeki Hukuksuzluklar

Yargılamanın ilk halkasını oluşturan süreç, kişinin fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyla başlamıştır. Bu aşamada yapılan işlem, hukuki anlamda bir gözaltı işlemi olmaktan ziyade, yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirilen fiilî bir alıkoyma niteliği taşımaktadır. Gözaltı işlemi, ne usule uygun şekilde gerçekleştirilmiş ne de yasal güvencelere riayet edilmiştir:

Tarık Görener:“16 Temmuz 2016 günü hiçbir hukuki prosedür ve usule uyulmadan, yetkisiz kişilerce ve kanunsuz olarak, insanlık onur ve haysiyetine yakışmayacak şekilde gözaltına alındım… 16 Temmuz 2016 Cumartesi günü öğle saatlerinde tarafıma hiçbir savcılık talimatı gösterilmeden, neyle suçlandığım söylenmeden, adli kolluk görevlisi olmayan, eğitim komutanlığından görevli Albay Veli Tire, Albay Nuh Köroğlu ve beraberlerinde gelen silahlı askerler tarafından, büyük kısmımız sivil ve tamamımız silahsız olmamıza rağmen, ellerimiz ayakkabı bağcıkları ve bulabildikleri çeşitli malzemelerle bağlanarak belediye otobüslerine bindirildik ve Beştepe’de bulunan, Emniyet Genel Müdürlüğüne ait olduğunu düşündüğüm at ahırına götürüldük…” [1]

Bu anlatım, kanunsuz yakalama, yetkisiz kişilerin müdahalesi, orantısız güç kullanımı ve insan onurunu zedeleyen muamele unsurlarını birlikte barındırmaktadır. Süreç,İstanbul Protokolü’nde tanımlanan kötü muamele göstergeleriyle birebir örtüşmektedir. Kişi, herhangi bir yargı kararına dayanmaksızın fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır.

İfade Alma Süreci ve Savunma Hakkının Fiilen Ortadan Kaldırılması

Yakalama sonrasında yürütülen ifade alma süreci, hukuki güvencelerin tamamen devre dışı bırakıldığı ikinci bir aşamayı oluşturmaktadır. Bu aşamada ifade alma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik bir işlem olmaktan çıkmış; baskı ve yönlendirme aracı hâline getirilmiştir:

Tarık Görener: “Sayın Başkan, değerli üyeler; öncelikle iddianamede özeti bulunan ve bu hâliyle dahi bana ait olmayan cümlelerle zenginleştirilmiş ve değiştirilmiş olan, işkence, baskı ve yönlendirme altında, tamamen hukuksuz olarak alındığı artık herkesin malumu olan, tarafıma okutulmadan imzalatılmış ve tamamına hiç ulaşmadığım gözaltında alınan ifademi kabul etmiyorum… Ayrıca cezaevinde tutuklu bulunduğum 19 Temmuz 2016 tarihinden bugüne kadar avukatım tarafından getirilen hiçbir belge, cezaevi yönetiminin izin vermemesi sebebiyle tarafıma ulaşmadı… Cezaevinde bulunduğum süre boyunca avukat görüşmelerim süre kısıtlamaları, görüntü ve ses kaydı ve infaz memuru refakati altında yapıldı. Bu nedenle savunma hakkım ihlal edildi…” [2]

Bu anlatım, ifade alma sürecinin hukuki bir işlem olmaktan çıktığını açık biçimde ortaya koymaktadır. İfadenin kişiye okutulmadan imzalatılması, avukatla gizli ve serbest görüşmenin engellenmesi ve savunmanın kayıt altına alınarak yürütülmesi; Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişi dokunulmazlığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağı ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinde açıkça yasaklanan irade fesadı halleri ile doğrudan çelişmektedir.

İfade süreci yalnızca hukuka aykırı değil, aynı zamanda sistematik bir psikolojik baskı içermektedir. Kişi, suç ikrarına zorlanmış, ifadesi okunmadan imzalatılmış ve savunma hakkı fiilen etkisizleştirilmiştir:

Tarık Görener: “15 Temmuz gecesinde yaşadıklarımı anlatırken memur bana sürekli örgütün nesi olduğumu, her şeyi bildiklerini, itiraf etmemi söyledi… İfademin sonunda ifadem bana ve avukatıma okutulmadan imzalatıldı… Ne yazdıklarını göremedim. Gece 22.30’dan beri yanımda bulunan avukat da ifademin büyük bir kısmında uyukladı…” [1]

Bu tablo, ifade alma işleminin hukuki sınırların tamamen dışına çıktığını göstermektedir. Savunma hakkı şeklen varlığını sürdürmüş görünse de, fiilen ortadan kaldırılmıştır. Ortaya çıkan durum, münferit bir usulsüzlükten ziyade, savunmayı etkisizleştirmeye yönelik sistematik bir uygulamaya işaret etmektedir.

İddianamenin Kurgulanışı ve Delilsizlik

Soruşturma aşamasında savcılık makamı, sanıkla doğrudan temas kurmaksızın tutuklama yoluna gitmiştir:

Tarık Görener: “Savcı beyin odasında yaklaşık bir saat bekletildim. Daha sonra savcı benimle görüşmeye gerek görmemiş olacak ki dosya üzerinden beni tutuklamaya sevk etti…” [1]

Yargılamanın ilerleyen aşamalarında ortaya çıkan bir diğer husus ise, isnadın somut delillere değil, sonradan oluşturulmuş bir anlatıya dayanmasıdır:

Tarık Görener: “28 Mart 2018 tarihli mütalaada, tarafıma isnat edilen suç kapsamında bazı yapılanmalardan söz edilmektedir. Oysa Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı’nda yaptığım tüm faaliyetler, emir ve komuta zinciri içinde ve kışla emniyetine yönelik görevlerdir. Tarafıma atfedilen şekilde herhangi bir yapı, grup ya da oluşuma karşı veya onlar adına yürütülmüş bir faaliyet söz konusu değildir. Bu yönde ileri sürülen iddiaları destekleyen tek bir somut delil bulunmamaktadır… İddianamede yer alan konuşma metni bana ait değildir. Daha önce yapılan idari tahkikatlarda ya da emniyet aşamasında bu yönde tek bir beyan dahi bulunmamaktadır. Buna rağmen bu metnin nereden alındığını, hangi gerekçeyle iddianameye dâhil edildiğini bilmiyorum.” [3]

Bu noktada yargılama, maddi gerçeğin araştırılmasından uzaklaşmış; savcılık makamı lehde olan delilleri göz ardı ederek, suç kurgusunu ayakta tutmaya yönelmiştir. Bu durum, ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan objektiflik yükümlülüğünün açık ihlalidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Beytepe dosyasında ortaya çıkan tablo, tekil hataların toplamı değildir. Gözaltından ifadeye, savunma hakkından delil değerlendirmesine kadar uzanan süreç, baştan sona hukuk dışı bir zeminde yürütülmüştür. Kişinin iradesi baskı altına alınmış, savunma hakkı etkisizleştirilmiş, lehine olan deliller sistematik biçimde yok sayılmıştır.

Bu dosya, bir kişinin eylemlerinden çok, bir yargı sürecinin nasıl yönlendirildiğini göstermektedir. Ortaya çıkan tablo, hukukun denetim aracı olmaktan çıkıp, sonucu önceden belirlenmiş bir sürecin parçası hâline getirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.


Kaynaklar:

[1] Jandarma Binbaşı Tarık Görener’in 31 Ekim 2017 tarihli SEGBİS oturumunda verdiği ifadeler.

[2] Jandarma Binbaşı Tarık Görener’in 12 Temmuz 2017 tarihli SEGBİS oturumunda verdiği ifadeler.

[3] Jandarma Binbaşı Tarık Görener’in 26 Haziran 2018 tarihli SEGBİS oturumunda verdiği ifadeler.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR