“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Gözaltının Sekizinci Günü

Gözaltının Sekizinci Günü

Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı’nda, 15 Temmuz sonrasında kurulan gözaltı düzeninin iç yüzü, yıllar sonra duruşma salonlarında dile gelen beyanlarla görünür hâle gelmektedir. 10.11.2019 tarihli duruşmada, mağdur O.A., mütalaaya karşı savunmasında aktardıklarıyla yalnızca kendi yaşadıklarını değil; aynı mekânda, aynı süreçte uygulanan sistematik ve süreklilik arz eden bir işkence pratiğini tarif etmektedir.

Mağdurun anlatımı, gözaltının ilk anında insan onurunu hedef alan bir müdahaleyle başlıyor:

“…15 Temmuz 2016 günü Jandarma Genel Komutanlığı Beştepe binasında komuta katı girişinde bulunan polislerin yanında içinde bulunduğum kalabalıkla beraber gittim. Polisler üzerimize silahları doğrultarak bize küfürlerle bağırmaya başladılar. Sadece alt iç çamaşırım kalacak şekilde soyundurdular. Eşyalarımı çıkarıp hemen yanıma koymuşken, eşyalarımı tekmeleyerek sağa, sola dağıttılar. Eşyalarım tutanakla kayıt altına alınmadı. Hem komuta katı girişinde hem de daha sonra binanın hemen önündeki asfalt yolda daha önce de çokça anlatıldığı üzere işkence ve kötü muameleye maruz kaldım. Anlattıklarım kamera görüntülerinde teyit edilebilir..” [1]

Bu beyan, çıplak bırakma, tehdit, hakaret ve kişisel eşyaların kayıt dışı bırakılması gibi fiillerin gözaltının daha ilk aşamasında bir arada uygulandığını göstermektedir. 

Asfalt Üzerinde Kurulan Şiddet

Asfalt zemin, mağdurun anlatımında işkencenin sürekliliğini simgeleyen bir ara duraktır. Burada uygulanan şiddetin ardından sevk aşamasına geçilir; ancak bu, şiddetin sona erdiği anlamına gelmez:

“Asfalta yapılan işkencenin ardından tekmelerle, tüfek darbeleriyle otobüse bindirildim.” [2]

Bu aşamadan sonra süreç, İl Emniyet Müdürlüğü’ne doğru ilerlerken daha önce pek çok beyanla da tarif edilen bir uygulama devreye girer.

Koridordan Geçerken

İl Emniyet Müdürlüğü’ne varıldığında, mağdurun anlatımında “işkence koridoru” olarak yer eden uygulama başlar:

“Otobüs spor salonunun yakınına kadar varabilecekken çok uzak bir yere park edildi. İşkence koridoru oluşturuldu. Ellerim arkadan kelepçeli olarak buraya sokuldum. Defaatle tekmelendim, yere düşürüldüm. Kafamda iki çatlak oluştu ve yara bere içerisinde ancak salona varabildim.” [3]

Bu beyan, hem fiziksel şiddetin yoğunluğunu hem de mağdurun sağlık durumunun ne denli ağırlaştığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Kafatasında oluşan çatlaklar, sürecin hayati risk boyutuna ulaştığını göstermektedir.

Spor Salonunda Alenilesen Iskence

Spor salonu, işkencenin yeni bir evresini temsil ediyor. Burada şiddet, bireysel olmaktan çıkıp; alenileştirilmiş ve ayrıştırılmış bir düzen hâlini aliyor:

“…Bir süre sonra insanlar rütbelerine göre gruplandırıldılar. Bazı gruplar herkesin gözü önünde özel işkenceye tabi tutuluyordu. Yaşanan işkencelere rehine olduğu iddia edilen kişiler de şahit oluyordu.” [4]

Mağdurun anlatımı, bu uygulamanın yalnızca bedene değil, aynı zamanda izleyenler üzerinden psikolojik bir baskı kurmayı amaçladığını da göstermektedir.

Tıbbi Sürecin Askıya Alınması

Beyanlar, tıbbi müdahale süreçlerinin dahi bağımsız ve koruyucu bir nitelik taşımadığını ortaya koymaktadır:

“Emniyet görevlileri tarafından doktorlara muayene esnasında baskı yapılıyordu. Sırtıma aldığım tekme sonucu oluşan ayak izi o kadar belirgindi ki Adidas markası net olarak okunabiliyormuş. Kafama aldığım darbeler sonucunda kafatasımda iki ayrı bölgede çatlak oluştu.” [5]

Yaralanmaların tedavisi gecikmeli şekilde yapılmış, cezaevine sevk sonrasında da durum ciddiyetini korumuştur:

“İkinci gün zımba tipi dikiş atıldı. Cezaevine geldiğimde bu dikişler cezaevi doktoru tarafından alındı. İlk tuvalete götürüldüğümde iki polis beni işaret ederek ‘bu adam yakında ölür’ diye kendi aralarında konuşuyorlardı.” [6]

Sekizinci Gün

Gözaltının ilerleyen günlerinde işkencenin sistematik bir hâl aldiğini ifade eden mağdur, sekizinci günü şu şekilde tarif ediyor:

“…Gözaltının 8. gününde, günlerce aç, susuz ve uykusuz bırakılmış; sistematik ve organize psikolojik ve fiziki işkenceye tabi tutulmuş hâlde, avukatla görüştürülmeden tek tip kıyafetle mahkemeye sevk edildim.” [7]

Bu beyanlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde yer alan işkence yasağının, mutlak ve hiçbir koşulda sınırlandırılamaz nitelikteki güvencelerinin ihlal edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Beştepe’de yaşananlar, mağdurun kendi sesiyle kayda geçmiş bir işkence düzenini görünür kılmaktadır. Asfalt, koridor ve salon arasında kurulan bu anlatı; hukukun askıya alındığı bir dönemde, insan bedeninin ve onurunun nasıl sistematik biçimde hedef alındığını kayıt altına alan somut bir belgedir.


Kaynak

[1][2][3][4][5][6][7] O.A., SEG-BİS Kaydı – Mütalaaya Karşı Savunma (EK 2D), Beştepe, 10.11.2019.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR