Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı davasında, 10 Temmuz 2017 tarihli 6. celsede kayda geçen Cemil Çetin’in beyanları; yargılamanın henüz ilk adımında kurulan usulün, nasıl kalıcı bir hukuksuzluk zeminine dönüştüğünü açığa çıkarıyor. Metin boyunca aktarılan anlatım, mahkeme salonunda tutanaklara geçen bu sözlerin, dosya içindeki sessizliğe rağmen nasıl ısrarla varlığını sürdürdüğünü göstermeyi amaçlıyor.
İfade Metni Değil, Dayatılan Bir Senaryo
10 Temmuz 2017 tarihli 6. celsede Çetin, emniyette alınan ifadenin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğini, kendisine isnat edilen metnin kendi anlatımı olmadığını ve ifade alma sürecinin özgür iradeye dayanmadığını açık biçimde dile getirir. Bu beyanlar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesi kapsamında ifadenin hukuki geçerliliğini doğrudan tartışmalı hâle getirmektedir. Buna rağmen, söz konusu ifadelerin dosyada delil olarak yer aldığı görülmektedir.
“Emniyette alınmış olan ifademi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 148. maddesinde belirtilen yasak usullerle alındığı için kabul etmiyorum. Emniyette polise anlattıklarımdan tamamen farklı bir metin önüme kondu ve bu metni kendi ifademmiş gibi söylemek zorunda bırakıldım.
Bu ifadeleri özgür irademle vermedim, bilinçli şekilde bu yönde beyanda bulunmadım.” [1]
Tanınmayan İsimler, Yazılmış Roller
İfade sürecinde Çetin’in karşı karşıya kaldığı bir diğer hukuka aykırılık, hiç tanımadığı kişilere ilişkin isimler, adresler ve ilişkiler üzerinden beyan vermeye zorlanmasıdır. Bu durum, ifade alma işleminin gerçeği ortaya çıkarmaya değil, önceden kurgulanmış bir anlatıyı onaylatmaya yöneldiğini göstermektedir.
“Önüme hiç tanımadığım kişilere ait isimler, adresler ve senaryo içerikli metinler konuldu. Hayatımda hiç görmediğim, tanımadığım kişilerle örgütsel irtibatım varmış gibi ifade verdirtildi.” [1]
Fotoğraf Teşhisi Değil, Yönlendirme
İfade sürecinde hukuka aykırılıklar, fotoğraf teşhisi adı altında yürütülen işlemlerle devam eder. Çetin, kendisine sunulan görseller üzerinden tanımadığı kişilerle ilişkilendirilmeye çalışıldığını, teşhis işleminin tarafsız ve serbest iradeye dayalı olmaktan çıkarılarak yönlendirici bir uygulamaya dönüştürüldüğünü dile getirir. Bu anlatım, teşhisin gerçeği ortaya çıkarmak yerine önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmayı amaçladığını göstermektedir:
“Önüme resimli kataloglar ve fotoğraflar getirildi. Tanımadığım kişiler için tanıyormuşum, irtibatım varmış gibi beyan vermem istendi. Bazı fotoğraflarda kişilerin isimleri ve rollerinin önceden yazılı olduğu kağıtlar önüme kondu. Söylemediğim halde, bu kişilerle örgütsel bağım varmış gibi tutanaklara geçirildi.” [1]
Avukat Varken de Savunmasız
Dosyada CMK kapsamında görevlendirilmiş bir avukat bulunmasına rağmen, savunma hakkının fiilen kullanılamadığı vurgulanır:
“Barodan gönderilen CMK avukatı hazır olduğu halde, baskı altında ifade vermek zorunda bırakıldım. Avukatın bulunması, ifadenin özgür iradeyle alındığı anlamına gelmedi. Söylemek istediklerimi tam olarak ifade edemedim, önüme konulan metni söylemeye zorlandım. Dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen, avukatımın dahi dosyaya erişimi kısıtlandı.” [1]
Masumiyet Karinesi ve Özel Hayatın İhlali
Yargılama sürerken yaşanan bir diğer hukuka aykırılık, masumiyet karinesinin ihlalidir:
“Hakkımda yargılama devam ederken, isimlerimiz gizlenmeden ifadelerimiz basında yayımlandı. Henüz kesinleşmiş bir hüküm olmamasına rağmen, kamuoyu önünde suçlu gibi gösterildim. Benim ve eşimin ifadeleri yazılı ve görsel basına servis edildi.” [1]
Delil Toplanmaması, Delil Üretilmesi
Çetin, hukuka aykırı şekilde alındığını belirttiği ifadelerin dosyada delil olarak kullanıldığını vurgular:
“Hukuka aykırı şekilde alındığını belirttiğim ifadeler, dosyada delil olarak kullanıldı. Buna karşın lehime olan deliller toplanmadı, sadece aleyhime olan hususlar dosyaya eklendi. İddia makamının, delil toplamak yerine benim adıma delil ürettiğini düşünüyorum.” [1]
Sonuç Yerine: İfade Odasından Mahkeme Salonuna Taşınan Hukuksuzluk
Bu beyanlar, Beytepe dosyasında yaşananların tekil usul hatalarından ibaret olmadığını; ifade alma anından başlayarak soruşturma pratiğine, delil değerlendirmesinden savunma hakkının kullanımına kadar uzanan bütünlüklü bir hukuka aykırılık zincirini ortaya koymaktadır. Emniyette baskı altında alındığı belirtilen ifadelerin dosyada delil olarak tutulması, yönlendirmeye dayalı fotoğraf teşhislerinin esas alınması, avukatın varlığına rağmen savunmanın etkisizleştirilmesi ve yargılama sürerken masumiyet karinesinin ihlal edilmesi, adil yargılanma hakkını aşındıran ortak bir zeminde birleşmektedir. Çetin’in mahkeme huzurunda kayda geçen bu anlatımı, yalnızca bireysel bir savunma değil; ceza yargılamasında hukukun hangi aşamalarda ve nasıl geri plana itildiğine dair açık bir kayıt niteliği taşımaktadır.
Kaynaklar
[1] Cemil Çetin’in Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 10 Temmuz 2017 tarihli SEGBİS oturumunda (6. celse) verdiği ifadeler.