Beytepe davasında yargılanan Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Şube Müdür Vekili Yüzbaşı Coşkun Kazankaya’nın savunmaları, 15 Temmuz gecesine ilişkin suçlamaların yalnızca maddi olaylara dayanmadığını ortaya koyan bir anlatı taşıyor. Kazankaya’nın beyanlarında; sonradan oluşturulan kahramanlık hikâyeleri, aynı kişiler tarafından yürütülen idari tahkikat, gerçekleşmediğini söylediği bir görüşme ve kendisine ait olmayan bir telefon numarası üzerinden kurulan ByLock bağlantısı öne çıkıyor.
Onun anlatımında kumpas, tek bir işlemden değil; birbirini tamamlayan suçlama, rapor ve tutuklama adımlarından oluşuyor.
Sabah Altıdan Sonra Kurulan Hikâye
Kazankaya, yaşadığı mağduriyetin sorumluları olarak, olayların ardından gerçekleri kendi lehlerine çarpıtan ve kendi hatalarını başkalarını suçlayarak örtmeye çalışan kişilere dikkat çekti:
“Bu mağduriyetin oluşturulmasında asıl sorumlu olanlar; bu darbeyi planlayanlar ve sabaha kadar ortada yokken, sonradan gerçekleri kendi lehlerine değiştirerek kendi hatalarını masumları karalayarak başkalarına gidertmeye çalışanlardır. Bazı personelin sorduğu, ‘Kim bizi darbeci ilan etti, bu kumpası kim kurdu, yaşadığımız bunca acının ve haksızlığın sorumluları kimlerdir?’ sorularının cevaplanması gerekir.” [1]
Kazankaya’ya göre kamuoyuna anlatılan olay örgüsü, yaşananların değil, sonradan oluşturulan bir kahramanlık hikâyesinin sonucuydu:
“Bunu bulmak için, arkamızdan kahramanlık hikâyeleri yazanlar, attıkları iftiranın ortaya çıkmayacağını düşünmüş olacaklar ki… Toplamda 5-10 kişiyi geçmeyen Veli Tire, Nuh Köroğlu ve yanındakiler; bütün nizamiyeleri ve içerideki yaklaşık 300 kişiyi mücadele ederek, dikkatinizi çekiyorum, savaşarak ele geçirdiklerini televizyon dâhil her yerde anlatmışlar; hatta isimlerimiz ve ifadelerimiz sızdırılarak, hakkımızda ‘darbeci’, ‘FETÖ’cü’ yaftalarıyla haberler yazdırılmasına vesile olmuşlardır.” [1]
Bu beyana göre, sabaha kadar olay yerinde bulunmayan kişiler saat 06.00’dan sonra sürecin belirleyici aktörleri hâline geldi. Suçlamaları yönelten, gözaltı işlemlerini gerçekleştiren ve idari tahkikat raporunu hazırlayan kişiler aynıydı:
“06.00’dan sonra gelip hiçbir soruşturmaya dâhil olmadan, buna gerek duymadan suçlamalar ve gözaltılar yapan, ardından da kendilerinin yazıp yönettiği idari tahkikat raporunu hazırlayanlar arasında Nuh Köroğlu ve Veli Tire yer almaktadır.” [1]
Suçlayan, Tanıklık Yapan ve Raporu Yazan Aynı Kişiler
Kazankaya’nın kumpas değerlendirmesinin merkezinde idari tahkikat raporu bulunuyor. Onun anlatımına göre bu rapor, daha sonra hazırlanan iddianamenin temelini oluşturdu. Ancak raporu hazırlayan kişiler aynı zamanda şikâyetçi, tanık ve suçlayıcı konumundaydı:
“İddianameye dayanak teşkil eden idari tahkikat raporudur. Neredeyse birebir kopyalanarak iddianameye alınan ifadeler bu tahkikat raporunda yer almaktadır. Raporu hazırlayan, ifadeyi alan ve sonuç kısmını yazan kişiler aynı zamanda bu davada müştekidir. Yani hem iddiada bulunan, hem şahit, hem şikâyetçi hem de raporu yazan aynı kişilerdir. Bu nedenle idari tahkikat raporu geçersizdir ve bu rapora istinaden hazırlanan iddianame de sakatlanmıştır.” [1]
Kazankaya’ya göre idari tahkikat, olayları tarafsız biçimde ortaya çıkarmak yerine önceden kurulmuş anlatıyı resmîleştiren bir araca dönüştü. Rapordaki ifadelerin iddianameye neredeyse aynen aktarılması, aynı suçlama zincirinin yargılama dosyasına taşınmasını sağladı.
Avukatı Deniz Akbulut da Kazankaya’nın emniyetten serbest bırakılmasına rağmen aynı ekip tarafından yeniden TEM Şube’ye gönderilmesini bu anlatının devamı olarak değerlendirdi:
“Müvekkilim… Ankara Emniyet Müdürlüğünün TEM Şubesine gönderilmiştir. Emniyetten serbest bırakılmasına rağmen yine aynı ekip tarafından, kendi sahte kahramanlıkları ortaya çıkmasın diye, tekrar TEM Şubeye gönderilmiştir…” [2]
Olmayan Görüşme Nasıl Dosyaya Girdi?
Dosyadaki anlatılardan biri, Sadık Köroğlu’nun Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı karargâh binasını ele geçirmek amacıyla geldiği ve burada Coşkun Kazankaya ile Özkan Doğanay’la görüştüğü yönündeydi.
Kazankaya, bu görüşmenin hiç gerçekleşmediğini, suçlamanın hangi delile dayandığının iddianamede gösterilmediğini söyledi:
“İddialardan birisi… Sadık Köroğlu’nun Eğitim Komutanlığı Karargâh binasını ele geçirmek için karargâh binasına geldiğinde… Coşkun Kazankaya ve Özkan Doğanay ile buluştuğu iddiasıdır. Sayın Başkan, değerli üyeler; bu gülünç ve mesnetsiz iddianın kime veya hangi delile dayandığı iddianamede yoktur. Zira teknik olarak mümkün değildir. Olmayan bir görüşme, bakın dikkatinizi çekiyorum, kurguyla idari tahkikata, oradan da iddianameye aktarılmıştır.” [1]
Bu sözler, Kazankaya’nın kumpas anlatısındaki temel işleyişi özetliyor: Önce gerçekleşmeyen bir olayın kurgulanması, ardından bu kurgunun idari tahkikata yazılması ve son olarak iddianameye aktarılması.
“Maddi Tek Gerçek Bir Kasa Kirazdı”
Kazankaya, Cihan Gültekin’in o akşam yanlarına geldiğini kabul etti. Ancak bu buluşmanın darbe faaliyeti veya alıkoyma şeklinde yorumlanmasına karşı çıktı:
“Cihan Gültekin o akşam yanımıza gelmiştir, doğrudur… Zaten darbeci olsam Cihan Gültekin’i derdest eder, ellerini bağlar, telefonunu alır, kimseyle görüştürmez, orada bir kenara atar ve orada bulundururdum. Eğer nizamiye kontrolünü ele geçirip bu kişileri alıkoyduysak, neden bize kiraz ikram ettiler, neden saatlerce muhabbet ettik? Burada yaşanan maddi tek gerçek, bir kasa kirazın orada bulunanlarca yenmesidir.” [1]
Bir kasa kiraz, bu anlatıda sıradan bir ayrıntı olmaktan çıkıyor. Kazankaya, cebir ve alıkoyma üzerine kurulan suçlamanın karşısına, saatlerce süren sohbeti ve birlikte yenilen kirazları koyuyor. Böylece dosyadaki kurgu ile yaşandığını söylediği maddi gerçek arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.
Kendisine Ait Olmayan Numara
Kazankaya’nın yeniden tutuklanmasına giden süreçte ByLock kaydı da belirleyici oldu. Ancak bağlantı kurulduğu belirtilen telefon numarasının kendisine ait olmadığını söyledi:
“ByLock isimli programı kesinlikle yüklemedim… Ne olduysa, her nasılsa beni ısrarla tutuklatmak isteyen birileri tarafından bu kez ‘ByLock kullandı’ iddiası ortaya atılmıştır. Bilirkişi Rafet Öngöçmen’in hazırladığı raporda… 505 223 ** ** numaranın bana ait olduğu iddia ediliyor. Oysa benim böyle bir numaram hiçbir zaman olmadı. Bana ait olan numara 555 767 ** **’dir. ByLock bağlantısı olduğu iddia edilen numara bana ait değildir.” [1]
Kazankaya, CGNAT kayıtlarının bağlantının mümkün olmadığını söylediği tarihlere kadar uzandığını belirtti:
“Bağlanılması mümkün olmayan tarihlerde, 12.12.2014 tarihine kadar CGNAT kaydı bulunmaktadır. Bu verilerde ya bir hata var ya da birileri ısrarla oraya sokmaya çalışıyor. Her hâlükârda, ekleme çıkarma yapıldıysa da dijital verilerin sağlıksız olduğu Ergenekon ve Balyoz davalarında çok fazla ortaya çıktı.” [1]
Savunma makamının incelediği MİT sorgulama çıktısında da telefon numarası, IP numarası ve cihaz bilgisi bulunmadığı; mesaj, posta ve çağrı içeriklerinin sıfır olduğu belirtildi:
“ByLock iddiasına ilişkin müvekkilin sorgulama çıktısında telefon numarası yazmıyor. MİT tarafından yapılan sorgulama çıktısında telefon numarası bölümü boş bırakılmış. Müvekkilim Wi-Fi hattından giriş yaptıysa, hangi IMEI numaralı cihazla giriş yapıldığının tespit edilmesi gerekmektedir. Yine aynı MİT sorgulama çıktısında yaptığımız incelemede, müvekkilimin bulunduğu hanede IP numarasının da telefon numarasının da bulunmadığı, bu hanelerin boş olduğu görülmektedir. Mesaj, e-posta ve çağrı içeriklerinin de sıfır, sıfır, sıfır olduğu; yani hiçbir şekilde herhangi bir mesaj veya e-posta gönderilmediği, çağrı yapılmadığı, bunların hem kendisi tarafından hem de kendisine yönelik olarak gerçekleşmediği anlaşılmıştır, ortadadır.” [2]
Kazankaya, önce tanık konumunda bulunduğunu ve bildiklerini paylaştığını, daha sonra birilerinin dışarıda bulunmasından rahatsız olması üzerine yeniden tutuklandığını ifade etti:
“25 Kasım tarihinde bu sefer ByLock iddiasıyla gözaltına alındım, ilginç bir şekilde tutuklandım ve bu davaya iliştirildim. Yani tanık pozisyonundayken… bildiğim bütün bilgileri orada paylaşmışken ve olayın aydınlatılması için 16 Temmuz sabahında yaptığım onca gayrete rağmen, daha sonra birileri dışarıda olmamdan rahatsız olmuş ki… tekrar tutuklatılarak bu iddianameye maalesef iliştirildim.” [1]
Beytepe dosyasındaki kumpas izleri, Kazankaya’nın anlatımında birbirinden bağımsız olaylar olarak görünmüyor. Sabah saatlerinden sonra kurulan kahramanlık hikâyesi, aynı kişilerce hazırlanan idari tahkikat, gerçekleşmediğini söylediği görüşme ve kendisine ait olmayan numara üzerinden oluşturulan ByLock kaydı aynı zincirin halkaları olarak yer alıyor.
Bu nedenle dosyanın merkezinde “Ne yaşandı?” sorusunun yanı sıra Kazankaya’nın duruşma salonunda yönelttiği diğer soru da yer alıyor: “Bu kumpası kim kurdu?”
Kaynaklar
[1]–[4], [6]–[9], [11] Coşkun Kazankaya, Beytepe Davası, 10.07.2017, 18.07.2017 ve 19.06.2018 tarihlerinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde 6., 12. ve 33. celse SEG-BİS çözümlerinde verdiği beyanı.
[5], [10] Av. Deniz Akbulut’un 18.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde 12. celse SEG-BİS çözümündeki verdiği beyanı.
Not: Telefon numaraları, kişisel verilerin korunması amacıyla kısmen maskelenmiştir.