“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Olay Yeri Güvenliği Alınmadıysa Delil Ne Söyler?

Olay Yeri Güvenliği Alınmadıysa Delil Ne Söyler?

Olay yeri olarak nitelendirilen herhangi bir vakada yapılması gereken ilk işlem, “olay yerinin güvenliğini almak”tır. Bu, adli kolluk birimleri olan polis ve jandarmanın ilk öğrendiği kurallardan biridir. Basit bir hırsızlık veya yaralama olayında bile olay yeri hemen şeritlerle çevrilerek güvenli hale getirilir. Ancak olay yerinin bizzat kolluk kuvveti olan Jandarma Genel Komutanlığı olduğu bir durumda, yapılması gereken tüm bu işlemlerin atlanarak hareket edilmesi, ihmalin bilinçli ve planlı şekilde gerçekleştirildiğini düşündürmektedir. 

Jandarma Muhabere Üsteğmen Muzaffer Taha Gümüş, Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı davasındaki beyanlarında; kamera kayıtlarına yetkisiz müdahalede bulunulduğunu, delil zincirinin kurulmadığını ve olay yeri incelemesi sürerken temizlik yapıldığını belirterek, delillere ilişkin şüphelerin büyüdüğünü ileri sürdü. Çünkü ceza yargılamasında bir bulguyu “delil” yapan şey, yalnızca varlığı değil; hukuka uygun şekilde elde edilmesi, bütünlüğünün korunması ve denetlenebilir bir zincir içerisinde mahkeme önüne getirilmesidir. Bu zincir zayıfladığında, mesele teknik bir tartışmanın ötesine geçerek adil yargılanma hakkına ilişkin bir tartışmaya dönüşür. 

Üsteğmen Muzaffer Taha Gümüş, delil güvenligi ile ilgili olarak Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada bu hususları dile getirdi:

CMK’nın 206 ve 217/2. maddelerine göre bir delilde bulunması gereken nitelikler; olayla ilgili olması, ispat için gerekli olması, müşterekliğin sağlanmış olması ve en önemlisi de delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmasıdır. Ayrıca Anayasa’nın 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Başkanım, davamızın daha ilk celsesinde iddia makamının sunduğu delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmediği açığa çıkmıştır. 

Kamera görüntülerine ilişkin bilirkişi raporlarına yönelik olarak, sayın başkanım, bu raporlarda tarafıma yönelik suç unsuru niteliğinde herhangi bir tespitte bulunulmamıştır. Ancak Jandarma Genel Komutanlığı güvenlik kamera görüntülerinin, yetkisiz ve taraf kişilerce, mahkeme kararı olmaksızın; imaj, log kayıtları, hash değeri ve benzeri veriler alınmadan usulsüz bir şekilde kopyalanmış, yedeklenmiş ve incelenmiş olması, bunların tarafsızlığına gölge düşürmektedir.

Bunlara örnek verecek olursak, Cumhuriyet Savcısı Mustafa Manga’nın 21 Temmuz 2016 tarihli talimatıyla kamera görüntülerine yönelik ilk emir verilmiştir. Fakat bu talimattan önce, bazı personel tarafından herhangi bir görevlendirme olmaksızın kamera görüntülerine yönelik işlemlerde bulunulmuştur.

Ayrıca, 14 adet hard diskin yedeklenmesine ilişkin 30 Temmuz 2016 tarihli işlem bakımından herhangi bir hâkim kararı alınmamış; 21 Temmuz 2016 tarihinde Cumhuriyet Savcısının talimatına istinaden işlem yapılmıştır. Ancak 30 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen yedekleme işlemine ilişkin herhangi bir mahkeme kararı bulunmamaktadır.

Jandarma Genel Komutanlığında 16 Temmuz 2016 tarihinde düzenlenen olay yeri ilk inceleme raporu ile 17 Temmuz 2016, 20 Temmuz 2016, 21 Temmuz 2016, 25 Temmuz 2016, 26 Temmuz 2016 ve 27 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılan olay yeri incelemelerine ilişkin raporlarda delil güvenliğinin sağlanmadığı belirtilmiştir.

Bu konuyla ilgili birkaç örnek verecek olursak; Cumhuriyet Savcısı Mustafa Manga’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı 29 Temmuz 2016 tarihli yazıda, 29 Temmuz 2016 tarihinde yapılan güvenlik kamerası incelemesi sırasında, itfaiye üst kamera görüntülerinde 16 Temmuz 2016 günü saat 06.58’de 06 A 2086 plakalı emniyete ait Shortland içerisinde bulunan bir şahıs tarafından bir adet G3 piyade tüfeğinin araç içerisinden duvar kenarına atıldığının tespit edildiği belirtilmiştir.

Başka bir örnek ise, operasyon bahanesiyle Jandarma Genel Komutanlığı korumaları tarafından 16 Temmuz 2016 tarihinde saat 09.30 sıralarında Nöbetçi Subay Odasından alınan bir tabancanın, 20 Temmuz 2016 günü saat 18.15’te olay yeri incelemesi yapan polislere teslim edilmiş olmasıdır.

Daha vahimi ise, olay yeri incelemesi devam ederken, olay yeri olan Jandarma Genel Komutanlığında temizlik faaliyetlerine başlanmış olmasıdır. Bu sebeplerle olay yerinden elde edilen bulguların delil niteliği taşımadığı kanaatindeyim.” [1]

Sonuç

Üsteğmen Gümüş’ün bu beyanı, dosyadaki herhangi bir delilin içeriğine değil, delillerin elde edilme ve muhafaza sürecine yöneliktir. Kamera kayıtlarının “imaj/hash” gibi bütünlük adımlarından geçirilmeden kopyalandığı, olay yerine savcılık talimatından önce müdahale edildiği ve hard disklerin yedeklenmesine ilişkin herhangi bir hâkim kararının bulunmadığı yönündeki iddialar, dosyaya konulan delillerin güvenilirliğini doğrudan tartışmalı hâle getirmektedir.

Ancak tespitin en kritik boyutu, olay yeri incelemesine ilişkin iddialarda toplanmaktadır. Bir olay yerinin kontrolsüz giriş çıkışlarla kirlenmesi, delil olabilecek eşyaların süreç içinde yer değiştirmesi ve inceleme devam ederken temizlik yapılması gibi iddialar, “delilden sonuca” uzanan yolu zayıflatır ve mahkemeyi maddi olgular yerine kanaate dayalı değerlendirmelere zorlar. Böyle bir tabloda asıl soru şudur: Olay yeri gerçekten korunmadıysa, mahkemenin önüne gelen bulgular olayın izini mi, yoksa sonradan şekillendirilmiş bir sürecin izlerini mi taşımaktadır?


Kaynaklar

[1] Muzaffer Taha Gümüş`ün 18.04.2018 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR