“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

“Hayatta Kalmamız Neredeyse Mucizeydi” 

“Hayatta Kalmamız Neredeyse Mucizeydi” 

Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, S.K. hakkında dile getirilen beyanlar, gözaltı sürecinden cezaevine uzanan dönemde yaşandığı aktarılan işkence, kötü muamele ve sağlık ihlallerine ilişkin ağır bir tablo ortaya koyuyor. Fiziksel şiddetten açlık ve susuzluğa, sistematik aşağılamadan aile bireylerine yönelen tehditlere kadar uzanan anlatımlar, farklı celselerde mahkeme tutanaklarına geçti.   

Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne Giden Yol

Mahkeme huzurunda aktarılan beyanlarda mağdur, gözaltına alındığı andan itibaren maruz kaldığını ifade ettiği muameleleri şu sözlerle anlattı:

“16 Temmuz 2016 tarihinde, askerî statüye yakışmayacak şekilde, ellerimiz arkadan kelepçeli hâlde ve kötü muameleye maruz bırakılarak Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne getirildik. Avluda toplanan kalabalığın içine, adeta öldürülmemiz veya sakat bırakılmamız amacıyla atıldık. Vücudumuzun her bir yanına tekme, tokat ve copla vurulmak suretiyle çok sayıda darbe aldık. Yapılan işkenceyi tüm dünya gördü. Göz şişti, yüz dağıldı, kafa patladı. Hayatta kalmamız neredeyse mucize kabilindendi. Ama işe bakın ki Sayın Savcımız bu durumu bir türlü görmüyor.” [1]

Aynı duruşmada, ifade alma sürecinde de baskı ve kötü muamelenin sürdüğünü belirterek şunları söyledi: 

“İşin ilginci ise ifademi ellerim kelepçeli olarak vermem aynı zihniyetin devam edeceğinin açık bir göstergesiydi. Maalesef bir türlü bugüne kadar yapılan işkenceleri anlatamadım.” [1]

Açlık, Susuzluk ve Uykusuzluk

Mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalarda mağdur, günlerce temel ihtiyaçlardan mahrum bırakıldığını şu sözlerle anlattı:

“Gömleğim yırtıldı. Alt iç çamaşırımız hariç bütün elbiselerimiz çıkarıldı. Gözlüğüm kırıldı. Üç gün boyunca uyutulmadık. Temmuz sıcağında saatlerce su verilmedi. Verildiği zaman da çok az, bir pet bardak kadar verildi. Hatta zorla aldığım bir bardak suya bile içmemem için elime tekme vurularak yere döküldü. Üç gün yemek verilmedi. Bir defa avuç içi kadar ekmek verildi.” [1]

Uzun süre belirli pozisyonlarda tutulduklarını ve bunun çeşitli fiziksel yaralanmalara yol açtığını belirten açıklamaları ise şöyleydi: 

“Eller arkada bağlı, kafa yere yapışık vaziyette üç saat bekletildi. Kafasını kaldırana tekmelerle saldırıldı. Çok sık ördek yürüyüşü yaptırıldığından ve çömelme vaziyetinde bekletildiğimizden ayak kaslarımız hasara uğradı. Yer düz zemin olduğundan ve devamlı diz üstü oturmaktan ayak bileklerimizde yaralar oluştu. Yine ellerimiz, kelepçenin aşırı sıkılmasından dolayı yara bere içinde kaldı.” [1]

Hakaretler, Aileye Yönelik Tehditler ve “Ganimet” İfadeleri

SEGBİS çözümüne yansıyan ifadelerde mağdur, aşağılayıcı muamelenin ve ağır hakaretlerin günler boyunca sürdüğünü belirterek şu sözleri kullandı: 

“Salonda özellikle idrar ve kan birikintilerinin üzerinde oturtulduk… Üç gün boyunca devamlı aşağılandık, ağır hakaretlere maruz kaldık. Şahsıma, anamıza, eşimize ve çocuklarımıza küfür edildi.” [1]

Psikolojik baskının aile bireyleri üzerinden de sürdürüldüğünü ifade eden anlatımlarında ise şu cümleler yer aldı: 

Ailemiz ölümle tehdit edildi. Ve ailemizin, IŞİD zihniyetindeki gibi ganimet olarak görüleceği ve sahiplenileceği yönünde ifadelerde bulunuldu. [1]

Cezaevine Geçişten Sonra

Mağdur, cezaevine sevkin ardından yaşandığını aktardığı muameleleri de mahkeme huzurunda dile getirdi: 

“Cezaevine konduğumuzda kötü muameleler sona erdi mi? Kocaman bir hayır. Daha ilk karşılamada kolumuz burkularak, şiddet uygulanarak eziyet edildi. Aşağılayıcı hitaplara maruz kaldık.” [1]

Cezaevi koşullarına ilişkin açıklamalarında ise özellikle Ramazan ayı boyunca yaşandığını belirttiği uygulamaları şu sözlerle anlattı: 

“Cezaevinde Ramazan ayını bitirdik. Berat Kandili’nde sular kesildi. Tüm Ramazan boyunca günde 10 saat suyumuz kesildi. Müslümana gavur eziyeti, başka bir şey değil.” [1]

Sağlık Raporları ve Avukat Beyanları

28 Haziran 2018 tarihli duruşmada söz alan müdafii Av. Ahmet Dinç, müvekkilinin Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ilk ifadeyi hatırlatarak, gözaltına alındığı sırada kötü muameleye maruz kaldığını, geceleri uyutulmadığını, kendisine yemek verilmediğini, hakarete uğradığını ve vatan hainliğiyle suçlandığını aktardı. Müvekkilinin, dövülerek araçtan indirildiğini, kendisine kötü muamelede bulunmayan polis memuru ve amiri kalmadığını, yüzüne tükürüldüğünü, vücudunda yaralanma ve kırık izleri bulunduğunu söylediğini belirtti. [2]

Aynı savunmada, 17 Temmuz 2016 tarihli sağlık raporunda yer alan bulgulara ve ifade alma sürecinde yaşandığı beyan edilen bazı olaylara ilişkin olarak avukat şu açıklamalarda bulundu: 

“Sağ göz altında ve retinada ekimoz, göz kapağında ödem, boyunda yaygın cilt soyukları, her iki dizde ödem olduğu açıkça yazılıdır. Bu işkencenin en büyük somut delilidir.” [2]

“Cumhuriyet Savcısı huzurunda alınan ifadede, odada tansiyonun zaman zaman yükseldiği, müvekkil ile sorguyu yürüten Cumhuriyet Savcısı arasında geçen diyalogda ‘eşin de işinden olabilir’ sözünün müvekkil tarafından bir tehdit olarak algılandığı, müvekkilin ise ‘Tamam, ne şekilde diyorsanız o şekilde yazın, o şekilde imzalıyorum’ demesi şeklinde bir konuşma geçtiği belirtilmiştir. Müvekkilim tüberküloz hastalığına bu koşullarda yakalanmıştır.” [2]

Hukuki Sorumluluk ve Hesap Verilebilirlik

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, işkenceyi ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleleri mutlak olarak yasaklıyor. Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi ise işkence fiillerini suç olarak düzenliyor. Ulusal ve uluslararası hukukta işkence yasağı, olağanüstü hâl dâhil hiçbir koşulda istisnası bulunmayan temel normlar arasında yer alıyor.

Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşma tutanaklarına yansıyan anlatımlar, gözaltı sürecinden cezaevine uzanan dönemde fiziksel şiddet, temel ihtiyaçlardan mahrum bırakma, sistematik aşağılama, tehditler ve sağlık ihlallerine ilişkin çok sayıda beyanın yargı kayıtlarına geçtiğini gösteriyor. Aynı kayıtlarda, söz konusu iddiaların sağlık raporları ve müdafii beyanlarıyla birlikte mahkeme huzurunda dile getirildiği görülüyor.

Uluslararası ceza hukuku bakımından işkence, belirli koşullar altında insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilen en ağır ihlaller arasında kabul ediliyor. Gerek uluslararası insan hakları mekanizmaları gerekse yerleşik yargı içtihatları, işkence iddialarının etkili biçimde soruşturulmasını ve sorumluların tespit edilmesini devletlerin temel yükümlülükleri arasında sayıyor.

İnsanlığa karşı işlenen ağır suçlarda olduğu gibi, işkence fiilleri de hafızadan silinmiyor. Delillerin ortaya çıkarılması, gerçeklerin açığa kavuşturulması ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi, yalnızca mağdurlar açısından değil, adaletin tesisi ve toplumsal hafızanın korunması bakımından da önem taşıyor. Yaşananların unutulmasına, hakikatin gölgede kalmasına ve cezasızlık kültürünün kökleşmesine izin vermemek adına, bu satırlar tarihe düşülmüş bir not, gelecek kuşaklara bırakılmış bir tanıklık niteliği taşıyor.  


Kaynaklar

[1] Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017/22 Esas, 12.07.2017 tarihli 8. Celse SEGBİS çözümü.

[2] Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017/22 Esas, 28.06.2018 tarihli 40. Celse SEGBİS çözümü.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR