Beytepe davasında yargılanan Jandarma Genel Komutanlığı Harekât Şube Müdür Vekili Yüzbaşı Coşkun Kazankaya’nın savunması, soruşturmanın başlangıcından cezaevi koşullarına kadar uzanan bir hukuka aykırılık zincirini görünür kılıyor.
Kazankaya; gözaltı ifadesine dışarıdan müdahale edildiğini, savunması alınmadan ihraç edildiğini, lehine olan delillerin iddianameye yansıtılmadığını, ByLock belgelerine erişemediğini ve yaklaşık iki yıllık tutukluluk süresince isnatları doğrulayacak delil sunulmadığını söyledi.
Onun anlatımında bütün süreç, ilk düğmesi yanlış iliklenen bir gömleğe benziyor.
Savunması Alınmadan Verilen Kararlar
Kazankaya, gözaltında verdiği ifadenin genel hatlarıyla doğru olduğunu ancak yorum hataları, dış müdahaleler ve ifadenin bütünlüğünün bozulması nedeniyle kabul edilmemesi gerektiğini belirtti:
“Sayın Başkan, gözaltında verdiğim ifade genel hatlarıyla doğru olmakla birlikte, yorum hataları, dışarıdan müdahaleler ve bütünlüğünün bozulması nedeniyle bu ifademin kabul edilmemesini arz ediyorum. Hiçbir soru sorulmadan ve savunmam alınmadan ihraç edilmem, işkence görmem, tutuklanmam, eşimin sırf benim eşim olduğu için görevden alınması ve aylardır ailemizden ayrı tutulmamız, yaşadığımız mağduriyetler oldu.”[1]
Daha sonra hazırlanan iddianamede lehine olan hiçbir unsurun dikkate alınmadığını ifade etti:
“Şimdi hakkımda hazırlanan iddianameye bakıyorum da lehime olan hiçbir husus dile getirilmeden, somut delil ve şahit gösterilmeden, sadece nizamiyeye terör saldırısına karşı tatbikat için gittim diye dört kez, tam dört kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.” [1]
Lehe Delilleri Toplama Yükümlülüğü
Savunmasının devamında masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına dikkat çeken Kazankaya, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesini hatırlattı:
“Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk’un belirttiği gibi, açılan her kamu davası, eğer kişi suçsuzsa ve yeterli kanıt yoksa, kaçınılmaz olarak lekelenmeme hakkını çiğner. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde, ‘Cumhuriyet savcısınca şüphelinin aleyhine olduğu kadar lehine olan deliller toplanır ve şüphelinin hakları korunur.’ ifadesi bir emir olarak konulmuştur.” [1]
Kazankaya, bu yükümlülüğe rağmen lehine olan delillerin yok sayıldığını söyledi:
“Hem alelacele ve üstünkörü düzenlenen, suçsuzluğumu açıkça gösteren deliller yok sayılarak hazırlanan iddianame ile hem de bunun devamı niteliğindeki Sayın Savcı’nın mütalaasıyla, anayasal bir hak olan masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı gibi temel hukuk ilkeleri çiğnenmiştir.” [1]
Bu beyana göre soruşturma aşamasındaki tek yönlü yaklaşım, iddianameden savcılık mütalaasına taşınarak yargılama sürecinde devam etti.
Belgesiz Gözaltı ve TEM Şube
Kazankaya, açığa alınma listesinde adını gördükten sonra tabancasını teslim etmeye gittiğini, burada ellerinin bağlandığını ve gözaltına alındığına ilişkin belge düzenlenmeden TEM Şube’ye götürüldüğünü anlattı:
“Açığa alınma listesinde adımı gördüm. Tabancamı teslim etmeye gittiğim esnada, yine Albay Nuh Köroğlu tarafından, itiraz etmeme rağmen Albay Veli Tire ile telefonla görüşülerek ellerim bağlandı. Herhangi bir gözaltı belgesi tanzim edilmeden, yine hukuksuz şekilde TEM Şubeye götürüldüm.” [1]
Dayanak Belgelerine Ulaşamayan Savunma
ByLock kaydı, Kazankaya hakkındaki önemli suçlamalardan biri oldu:
“ByLock isimli programı kesinlikle yüklemedim ve kullanmadım. Bu listeye adımın kimler tarafından ve nasıl eklendiğini de bilmiyorum. Tarafıma bu konuyla ilgili hiçbir bilgi verilmemiştir.” [1]
Kazankaya, 15 Mayıs 2017 tarihinde mahkemeden ByLock isnadına ilişkin belgelerin gönderilmesini istediğini, ancak bu talebinin karşılanmadığını belirtti:
“15 Mayıs 2017 tarihinde mahkemenizden, iddianamede hakkımda isnat edilen ByLock ile ilgili şu belgelerin tarafıma gönderilmesini talep etmiştim… Ancak gelen cevabi yazıda, dosya sayısının fazlalığı nedeniyle bu belgelerin hiçbirisi tarafıma gönderilmemiştir.” [1]
Bu durum, isnada karşı etkili savunma hazırlanmasını güçleştirdi. Kazankaya’nın avukatı Deniz Akbulut da ByLock sorgulama çıktısındaki eksiklikleri duruşmada anlattı:
“ByLock iddiasına ilişkin müvekkilin sorgulama çıktısında telefon numarası yazmıyor. MİT tarafından yapılan sorgulama çıktısında telefon numarası bölümü boş bırakılmış. Müvekkilim Wi-Fi hattından giriş yaptıysa, hangi IMEI numaralı cihazla giriş yapıldığının tespit edilmesi gerekmektedir.” [2]
Savunma makamına göre, sorgulama çıktısında IP numarası da bulunmuyordu:
“Yine aynı MİT sorgulama çıktısında yapmış olduğumuz incelemede, müvekkilimin bulunduğu hanede IP numarasının da bulunmadığı, telefon numarasının da bulunmadığı, bu hanelerin boş olduğu görülmektedir. Mesaj, e-posta ve çağrı içeriklerinin de sıfır, sıfır, sıfır olduğu; yani hiçbir şekilde herhangi bir mesaj atılmadığı, e-posta gönderilmediği, çağrı yapılmadığı, hem kendisi tarafından hem de kendisine herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır, ortadadır.” [2]
İki Yıl Boyunca Sunulmayan Delil
Kazankaya, yaklaşık iki yıl ağır koşullar altında tutuklu kaldığını ve bu süre içinde suçlamaları destekleyen delillerin ortaya konulamadığını söyledi:
“Yaklaşık iki yıldır ağır şartlar altında tutukluyum. Bu süre zarfında defalarca huzurlarınızda celseler açıldı, kapandı. Sonradan da olsa isnat edilen suçlara ilişkin bazı deliller sunulabilirdi. Ancak delil sunulamadığı gibi; sanık, tanık ve müşteki beyanları, mevcut kamera kayıtları ve HTS gibi deliller şahsımı doğrulamış ve darbe dâhil, konusu suç teşkil eden hiçbir söylem ve eylemimin olmadığını ortaya çıkarmıştır.” [1]
Buna rağmen tutukluluğu sürdü…
Kazankaya, savunmadan gizlenen dosyalar üzerinden yürütülen bir yargılamanın doğuracağı sonucu, Dreyfus davasına gönderme yaparak anlattı:
“Hazırlanan gizli dosya, avukatın ve sanığın haberi olmadan askerî yargıçlara verilir. Yargıçlar savunma hakkını çiğner ve bunu görmezden gelerek Dreyfus’u suçlu ilan ederler.” [1]
Cezaevinde Daralan Haklar ve Savunma İmkânları
Kazankaya’nın beyanlarında hukuka aykırılıklar yalnızca soruşturma dosyasıyla sınırlı kalmıyor. Cezaevinde kitap, eğitim materyali ve avukata erişim konusunda yaşadığı güçlükleri de anlattı:
“Savunma hakkı verilmeden, bir tane soru dahi sorulmadan yapılan yanlış işlemler silsilesi bizi bugünlere getirmiştir. İlk düğmesi yanlış bağlanan gömlekte, sonradan yapılan işlemler de hep yanlış sonuca doğru gitmiştir.” [1]
“Elinde hiçbir imkânı olmayan bir kişiye üç kitaptan fazla kitap verilmiyor. Kendi yazdığım kitaplarımı bile 50 gündür cezaevine zor sokabildim. Özel avukatım yok. Meslek ahlakını kaybetmiş bazı avukatlar, aradığımız hâlde görüşmeye bile gelmiyorlar cezaevine. Otomatik olarak hain ve terörist damgası yediğimizden dolayı olsa gerek, bütün haklarımız OHAL nedeniyle kısıtlı.” [1]
Kazankaya, eğitim hakkına ilişkin kısıtlamaları da şöyle anlattı:
“677 ve 678 sayılı KHK’larla, özel ve kamu kurumlarının açtığı sınavlara girme yasağı getirilerek eğitim hakkım engellenmiştir… Bir dönem satranç malzemesinin dahi eğitim malzemesi sayılarak içeri alınması engellenmiştir.” [1]
Yargılama Bitmeden Başlayan Ceza
Kazankaya, yaşadığı süreci “sivil ölüm” olarak nitelendirdi:
“Hiçbir yargılama yapılmadan işimden atılmam, ekonomik ve sosyal bütün haklarımın elimden alınması, toplumsal linç malzemesi hâline getirilmek, başkalarına muhtaç hâle düşürülerek açlık ve güvensizlik ortamına sokulmak ve sonuçları son derece ağır sivil ölüm uygulamalarıyla cezalandırılmak, yaşam hakkının açık ihlalidir.” [1]
İlk Yanlışın Büyüyen Sonuçları
Kazankaya’nın anlatımında soruşturma, birbirinden bağımsız işlem ve kararlardan oluşmuyor. Gözaltında verdiği ifadesine yapılan müdahale , savunması alınmadan gerçekleştirilen işlemler, lehine delillerin iddianameye yansıtılmaması, suçlamanın dayanaklarına ulaşamaması ve uzun tutukluluk süreci aynı zincirin halkaları olarak ortaya çıkıyor.
Bu zincirin etkileri mahkeme salonuyla da sınırlı kalmadı. Görevden çıkarılma, ekonomik ve sosyal hakların kaybı, ailesinin sürece dâhil edilmesi ve cezaevinde savunma ile eğitim imkânlarının daraltılması, yargılamanın sonuçlarını Kazankaya’nın hayatının tamamına taşıdı.
“İlk düğmenin yanlış iliklenmesi” benzetmesi bu nedenle yalnızca soruşturmanın başlangıcındaki bir usul hatasını anlatmıyor. Kazankaya’nın savunmasında bu ifade, başlangıçta yapılan yanlışın sonraki her işlemle yeniden üretilmesini ve giderek ağırlaşan sonuçlara dönüşmesini ifade ediyor.
Kaynaklar
[1] Coşkun Kazankaya, Beytepe Davası, 10.07.2017, 18.07.2017 ve 19.06.2018 tarihlerinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde 6., 12. ve 33. celse SEG-BİS çözümlerinde verdiği beyanı.
[2] Av. Deniz Akbulut’un 18.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde 12. celse SEG-BİS çözümündeki verdiği beyanı.