“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Literatüre Girecek Uygulamalar – 4 : Kimin Hukuku, Kimin Ahlakı?

Literatüre Girecek Uygulamalar – 4 : Kimin Hukuku, Kimin Ahlakı?

15 Temmuz’un üzerinden on yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte yalnızca darbecilikle suçlanan askerî personelin değil; ülkeyi darbecilerden kurtardığı, kamu düzenini yeniden sağladığı, hukuku ve adaleti koruduğu ileri sürülen askerî personelin, emniyet görevlilerinin ve yargı mensuplarının da tutum ve davranışlarına tanıklık ettik.

Aradan geçen süre, olayları yalnızca resmî sıfatlar, törenlerde verilen unvanlar ve sürekli tekrarlanan kahramanlık anlatıları üzerinden değerlendirmek yerine, dava dosyalarına ve kişilerin somut davranışlarına bakmayı mümkün kılmaktadır.

Darbeyi kimin gerçekleştirmeye çalıştığı, hukuku ve adaleti kimin koruduğu ve tarafların bu süreçte nasıl davrandığı; kendileri hakkında söylediklerinden çok, on yılı aşan süreçte ortaya çıkan belgeler ve eylemler üzerinden değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken söylentilere ve siyasi aidiyetlere değil; dava dosyalarına, duruşma tutanaklarına, kamera görüntülerine, resmî raporlara ve doğrulanabilir somut verilere dayanılmalıdır.

Darbecilikle Suçlananların On Yıllık Tutumu

Darbecilik ve terör örgütü üyeliğiyle suçlanan askerî personelin gözaltına alındıkları andan itibaren sergiledikleri tutum da bu değerlendirmenin bir parçasıdır.

Haklarında en ağır suçlamalar yöneltilmiş, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları istenmiş veya verilmiş, meslekleri sona erdirilmiş ve uzun tutukluluk süreçleri yaşanmıştır. Buna rağmen kamuoyuna ve dava dosyalarına yansıyan genel tablo içerisinde toplu bir cezaevi ayaklanması, güvenlik güçleriyle organize çatışma veya kitlesel firar girişimi görülmemiştir.

Yargılamalar boyunca sanık askerî personelin savunmalarında öne çıkan talepler; kamera görüntülerinin bulunması, balistik raporların incelenmesi, HTS kayıtlarının karşılaştırılması, olay yeri delillerinin korunması, tanıkların dinlenmesi ve çelişkili anlatımların açıklığa kavuşturulması olmuştur. Bu yönüyle birçok sanığın savunması, dosyadaki maddi delillerin tamamının ortaya çıkarılması talebi üzerine kurulmuştur.

Bazı sanıkların savunmalarına ve dava dosyalarına yansıyan anlatımlara göre, yasal bir görevi veya tatbikat emrini yerine getirdiğini düşünürken kendisini bir anda darbecilik suçlamasının altında bulan askerî personelden, kontrolünde silah bulunduğu hâlde bunu kendisini kurtarmak veya çevresindekilere zarar vermek amacıyla kullanmayanlar da bulunmaktadır. Kimi anlatımlarda çatışmanın büyümesini önlemeye ve sivillerin zarar görmemesine yönelik davranışlardan söz edilmektedir.

Bu örneklerin her biri, elbette kendi delilleri içerisinde değerlendirilmelidir. Ancak suçlamaların ağırlığı kadar, suçlanan kişilerin olay anındaki ve sonraki süreçteki davranışlarının da maddi gerçeğin araştırılmasında dikkate alınması gerekir.

Aranan Evler ve Ortaya Çıkmayan Suçlar

Terör örgütü üyesi ve darbeci olmakla suçlanan çok sayıda askerî personelin evlerinde, görev yerlerinde ve özel alanlarında ayrıntılı aramalar yapılmış; telefonlarına, bilgisayarlarına, dijital materyallerine ve kişisel eşyalarına el konulmuştur.

Bu kadar geniş kapsamlı incelemeye rağmen, birçok personel yönünden isnat edilen darbe ve örgüt suçları da dâhil olmak üzere, adi suç, yasa dışı kazanç veya yüz kızartıcı fiil işlendiğine ilişkin herhangi bir somut delil, bulgu veya emareye dosya kapsamında rastlanmamıştır.

Tutuksuz yargılanan veya daha sonra tahliye edilen çok sayıda askerî personelin de mesleklerini ve gelirlerini kaybetmelerine rağmen hayatlarını yeniden kurmaya, ailelerini geçindirmeye ve haklarını hukuki yollarla aramaya çalıştıkları bilinmektedir.

Bu durum tek başına kişilerin isnat edilen suçlar bakımından masumiyetlerini kanıtlamaz. Ancak özel hayatlarının ve mesleki geçmişlerinin ayrıntılı biçimde incelendiği bir soruşturma sürecinde ortaya çıkan bütün verilerin, yalnızca suçlayıcı olanların değil lehe olanların da değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

Resmî Kayıtlara Yansıyan Mesleki Geçmiş

15 Temmuz öncesindeki sicilleri, başarıları ve mesleki geçmişleri incelendiğinde, darbecilikle suçlanan askerî personelin önemli bir bölümünün resmî kayıtlara yansıyan başarılı bir kariyere sahip olduğu görülmektedir.

Bu kişiler arasında kritik görevlerde bulunan, takdirname ve üstün başarı belgeleri alan, mesleki yeterlilikleri nedeniyle seçkin birliklere veya önemli görevlere atanan ve geçmişinde yüz kızartıcı bir suç ya da ciddi disiplin cezası bulunmadığı belirtilen çok sayıda personel vardır.

Temiz bir sicil, elbette bir kişinin daha sonra suç işlemeyeceğinin kanıtı değildir. Ancak mesleki hayatı başarılarla dolu ve geçmişinde ciddi bir suç veya disiplin kaydı bulunmayan insanların en ağır suçlarla itham edilmesi, bu suçlamaların güçlü maddi delillerle desteklenmesini daha da önemli hâle getirmektedir.

Bu nedenle sanıkların geçmiş sicillerinin tek başına beraat gerekçesi sayılması ne kadar yanlışsa, suçlamayla ilgisiz kabul edilerek bütünüyle görmezden gelinmesi de aynı ölçüde eksik bir değerlendirme olacaktır.

Soruşturmacıların Geçmişi de İncelenmeli

Yargılanan kişilerin geçmişleri ayrıntılı biçimde incelenirken, soruşturma ve yargılama süreçlerinde görev alan kamu görevlilerinin mesleki geçmişlerinin de aynı titizlikle değerlendirilmesi gerekir.

Bazı emniyet ve yargı görevlileri hakkında geçmiş dönemlere ait disiplin soruşturmaları, görev kusurları veya farklı tartışmalar bulunduğuna ilişkin kayıt ve iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu tür kayıtların mevcut olduğu durumlarda, özellikle kritik soruşturmalarda görev alan kişilerin tarafsızlığı ve yaptıkları işlemlerin güvenilirliği bakımından bunların dikkate alınıp alınmadığı önem taşımaktadır.

Buradaki mesele, geçmişinde herhangi bir disiplin işlemi bulunan kişinin yaptığı bütün işlemleri peşinen geçersiz saymak değildir. Mesele, sanıkların geçmişindeki en küçük ayrıntı dahi değerlendirmeye alınırken, soruşturmayı yürüten veya delilleri toplayan kişiler bakımından aynı hassasiyetin gösterilip gösterilmediğidir.

Olağanüstü dönemlerde kamu görevlilerine verilen geniş yetkiler, denetimin önemini azaltmaz; aksine artırır. Kişisel husumet, mesleki rekabet veya başka saiklerin soruşturma süreçlerine yansımaması için görevli kişilerin işlemlerinin de denetlenebilir olması gerekir.

Adalet yalnızca yargılananların geçmişini değil, onları soruşturanların, haklarında rapor düzenleyenlerin ve hüküm verenlerin işlemlerini de aynı ölçüde inceleyebilmelidir.

Delil Toplayanların Davranışları

Darbeyi engellediğini, kamu düzenini yeniden kurduğunu ve devleti koruduğunu söyleyen kamu görevlilerinin olay sonrasındaki davranışları da soruşturmanın güvenilirliği bakımından önemlidir.

Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhında inceleme yapan bir polis memurunun, kamera kaydı devam ederken kuruma hediye edildiği belirtilen bir tesbihi aldığı, görüntüye girdiğini fark ettikten sonra yeniden yerine bıraktığı yönündeki görüntüler dava sürecinde tartışma konusu olmuştur.

Delil toplamakla görevli bir kamu görevlisinin inceleme yaptığı yerde bulunan bir eşyayı bu şekilde alması, olay yeri incelemesinin güvenilirliği bakımından açıklığa kavuşturulması gereken bir durumdur. Burada önemli olan yalnızca tesbihin maddi değeri değil, delil toplamakla görevli kişinin olay yerindeki eşyaya nasıl yaklaşması gerektiğidir.

Jandarma Genel Komutanlığı binası ve çevresindeki bazı güvenlik kameralarının emniyet görevlilerince kırıldığı veya kullanılamaz hâle getirildiği yönünde de dava dosyalarına yansıyan beyan ve iddialar bulunmaktadır.

Kamera kayıtları, 15 Temmuz gecesinin olay akışının belirlenmesinde en önemli maddi deliller arasındadır. Bu nedenle herhangi bir kameranın kim tarafından, ne zaman ve hangi gerekçeyle kullanılamaz hâle getirildiği iddiası varsa bunun ayrıca araştırılması gerekir.

Sanık askerî personelin kamera görüntülerinin bulunmasını ve korunmasını talep ettiği bir yargılama sürecinde, aynı görüntülerin kaybolması veya kullanılamaz hâle gelmesine ilişkin iddiaların cevapsız kalması, soruşturmanın güvenilirliği bakımından önemli bir sorun oluşturmaktadır.

Sonradan Suçlanan Kahramanlar

15 Temmuz sürecinde kahraman olarak sunulan, ödüllendirilen veya terfi ettirilen bazı emniyet, jandarma ve yargı mensupları sonraki yıllarda farklı suçlamalar ve soruşturmalarla gündeme gelmiştir.

Bir kişinin daha sonra başka bir suçla itham edilmesi, 15 Temmuz gecesindeki bütün hareketlerinin kendiliğinden gerçek dışı olduğunu göstermez. Sonraki bir suçlama, geçmişteki bir işlemin yanlışlığının otomatik kanıtı değildir.

Ancak olağanüstü dönemde kritik görevler üstlenen bir kamu görevlisinin daha sonraki yıllarda rüşvet, görevi kötüye kullanma, uyuşturucu veya başka ciddi suçlamalarla karşılaşması hâlinde, geçmişte gerçekleştirdiği işlemlerin de gerektiğinde yeniden incelenmesi hukuken ve soruşturma tekniği bakımından olağandır.

Benzer şekilde, 15–16 Temmuz gecesinde yaptıkları ileri sürülen eylemler nedeniyle ödüllendirilen bazı sivil veya kamu görevlilerinin anlatımlarının olay yeri kayıtlarıyla ne ölçüde örtüştüğü de maddi gerçeğin belirlenmesi açısından önemlidir. Bir kişinin olay yerindeki varlığı veya gerçekleştirdiğini söylediği eylem objektif kayıtlarla doğrulanamıyorsa, bu anlatımın ayrıca incelenmesi gerekir.

Kahramanlık anlatıları da suçlamalar gibi delilden bağımsız kabul edilemez. Kişinin lehine veya aleyhine olsun, olayın maddi gerçeği aynı ölçütlerle araştırılmalıdır.

Genel Değerlendirme

On yılı aşkın sürenin ardından ortaya çıkan belgeler, yalnızca kimin hangi sıfatla anıldığını değil, farklı tarafların olaylar sırasında ve sonrasında nasıl davrandığını da değerlendirme imkânı vermektedir.

Bir tarafta ağır suçlamalara ve uzun tutukluluk süreçlerine rağmen kamera kayıtlarının, balistik raporların, HTS verilerinin, tanık beyanlarının ve diğer maddi delillerin incelenmesini talep eden sanıklar bulunmaktadır. Diğer tarafta ise delillerin toplanması ve korunmasıyla görevli bazı kamu görevlilerinin işlemlerine ilişkin ciddi soru işaretleri, kötü muamele iddiaları ve soruşturulması gereken davranışlar dava dosyalarına yansımıştır.

Bu karşılaştırma yapılırken hiçbir topluluk, birkaç mensubunun davranışı üzerinden bütünüyle mahkûm edilmemelidir. Darbecilikle suçlanan herkesin masumiyeti veya darbeyi engellediğini söyleyen herkesin suçluluğu bu örneklerden hareketle peşinen ilan edilemez.

Ancak aynı ilke tersinden de geçerlidir: Bir kişiye “darbeci”, “kahraman”, “gazi”, “şehit yakını”, “soruşturmacı” veya “hâkim” sıfatının verilmiş olması, onun eylemlerini maddi delillerden bağımsız biçimde doğru veya yanlış hâle getirmez.

Bu nedenle tartışılması gereken mesele yalnızca kimin hangi sıfatla anıldığı değildir. Silah kullandığı veya kullanmadığı ileri sürülen kişinin gerçekten ne yaptığı, kamera görüntülerinin neden bulunamadığı, delillerin nasıl toplandığı, gözaltındaki kişilere yönelik kötü muamele iddialarının araştırılıp araştırılmadığı, sağlık raporlarının ne söylediği ve tanık anlatımlarının objektif kayıtlarla ne ölçüde örtüştüğü de aynı bütünün parçalarıdır.

Hukuk devleti bakımından ölçüt kişilerin kimliği veya hangi tarafta görüldükleri değil, somut eylemleridir. Devlet gücünü kullananların işlemleri de sanıkların eylemleri kadar denetlenebilir olmalıdır.

On yılın ardından hükmü sloganların, unvanların veya törenlerde oluşturulan anlatıların değil; belgelerin, mahkeme tutanaklarının, kamera kayıtlarının, balistik raporların ve doğrulanabilir diğer delillerin vermesi gerekir.

Kimin hukuka sadık kaldığı, kimin yetkisini hukuk dışına çıkardığı ve anlatılan olayların gerçekte nasıl gerçekleştiği konusunda son sözü de ancak eksiksiz biçimde ortaya çıkarılmış maddi gerçek söyleyebilir.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR