“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Darbeciliği Tartışmalı, Darbedildiği Tartışmasız

Darbeciliği Tartışmalı, Darbedildiği Tartışmasız

15 Temmuz gecesi Jandarma Genel Komutanlığı Beştepe yerleşkesinde gözaltına alınan M. K. mahkemede anlattıkları, kötü muamelenin Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldükten sonra başlamadığını gösteriyor. Mağdurun anlatımına göre süreç daha Beştepe’de, polislerin bulunduğu komuta katı girişinde başlamış; soyundurma, darp ve hakaretle devam etmiş, ardından Ankara İl Emniyet Müdürlüğündeki spor salonuna kadar uzanmıştır.

Anlatımında yer, zaman, yaralanma biçimi, sağlık müdahaleleri ve olaylara şahit olduğunu söylediği kişiler gibi sonradan araştırılabilecek çok sayıda somut ayrıntı bulunmaktadır.

Mağdur, Beştepe’de gözaltına alınışı sırasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

“15 Temmuz 2016 günü Jandarma Genel Komutanlığı Beştepe binasında komuta katı girişinde bulunan polislerin yanına, içinde bulunduğum kalabalıkla beraber gittim. Polisler üzerimize silahlarını doğrultarak bize küfürlerle bağırmaya başladılar. Sadece alt iç çamaşırım kalacak şekilde soyundurdular.” [1]

Henüz hakkında verilmiş bir hüküm bulunmayan ve güvenlik güçlerinin kontrolü altına giren bir kişinin iç çamaşırına kadar soyundurulması, yalnızca fiziki bir müdahale olarak değerlendirilemez. Böyle bir uygulama, kişinin bedeni üzerinden onurunu hedef alan aşağılayıcı bir muamele niteliği taşımaktadır.

Mağdur, bu sırada kişisel eşyalarının da usulüne uygun biçimde muhafaza edilmediğini ifade etti:

“Eşyalarımı çıkarıp hemen yanıma koymuşken, eşyalarımı tekmeleyerek sağa sola dağıttılar. Eşyalarım tutanakla kayıt altına alınmadı.” [1]

Gözaltına alınan kişinin eşyalarının kayıt altına alınması hem kişisel haklarının korunması hem de daha sonra ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından önemlidir. Eşyaların kime ait olduğu dahi kayıt altına alınmadan birbirine karışabileceği bir ortam oluşturulması, soruşturmanın daha ilk aşamasında ayrıca üzerinde durulması gereken bir sorundur.

Beştepe’de Soyundurma ile Başlayan ve Asfaltta Devam Eden Şiddet

Mağdurun anlatımına göre komuta katı girişinde başlayan kötü muamele, bina önündeki asfalt alanda da devam etti:

“Hem komuta katı girişinde hem de daha sonra binanın hemen önündeki asfalt yolda, daha önce de çokça anlatıldığı üzere, işkence ve kötü muameleye maruz kaldım. Anlattıklarım kamera görüntülerinde teyit edilebilir. (…) Asfaltta yapılan işkencenin ardından tekmelerle, tüfeklerle otobüse bindirildim.” [1]

Bu anlatımın önemli yönlerinden biri, mağdurun doğrudan kamera kayıtlarına işaret etmesidir. Olayın gerçekleştiğini söylediği yerler bellidir: komuta katı girişi ve bina önündeki asfalt alan.

Eğer bu bölgelere ait kamera kayıtları muhafaza edilmişse, anlatılanların en azından bir kısmının yalnızca sözlü beyan üzerinden değil, görüntüler aracılığıyla da araştırılması mümkündür.

Mağdurun ifadesine göre şiddet, gözaltına alınmasıyla sona ermemiş; kontrol altında bulunduğu sırada da devam etmiştir. Bu durum, zor kullanmanın güvenlik ihtiyacından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu daha da önemli hâle getirmektedir.

Otobüsten Spor Salonuna: Eller Arkadan Kelepçeli Bir Şekilde “İşkence Koridoru”ndan Geçiş

Mağdur, Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne ulaştıklarında yaşananları şöyle anlattı:

“İl Emniyet Müdürlüğüne vardığımızda otobüs spor salonunun yakınına kadar varabilecekken çok uzak bir yere park edildi. Artık sizin de çokça bildiğiniz işkence koridoru oluşturuldu. Ellerim arkadan kelepçeli olarak buraya sokuldum. Defaatle tekmelendim, yere düşürüldüm. Kafamda iki çatlak ve yara bere içerisinde ancak salona varabildim.” [1]

Burada anlatılan yalnızca bir yerden başka bir yere sevk değildir. Mağdur, elleri arkadan kelepçeli olduğu hâlde oluşturulan bir güzergâhtan geçirilirken defalarca tekmelendiğini ve spor salonuna ciddi yaralanmalarla ulaştığını söylemektedir.

Üstelik olayın Emniyet Müdürlüğü yerleşkesi içerisinde gerçekleştiği belirtilmektedir. Aracın giriş yaptığı yer, görevli personel, kullanılan güzergâh ve spor salonuna götürülen kişiler gibi hususlar resmî kayıtlarla karşılaştırılabilecek niteliktedir.

Bu nedenle anlatımın doğruluğunun araştırılması yalnızca mağdurun beyanıyla sınırlı değildir; kamera kayıtları, görev çizelgeleri ve gözaltı kayıtları gibi başka verilerle desteklenip desteklenmediği de incelenebilir.

Spor Salonunda Rütbelerine Göre Ayrılanlar ve Herkesin Gözü Önünde Yapılanlar

Mağdur, spor salonunda yaşananların rastgele gelişen münferit davranışlardan ibaret olmadığını düşündüren bir başka ayrıntıya da dikkat çekti:

“TEM spor salonunda bir süre sonra insanlar rütbelerine göre gruplandırıldılar. Bazı gruplar herkesin gözü önünde özel işkenceye tabi tutuluyorlardı. Yaşanan işkencelere rehine olduğu iddia edilen kişiler de şahit oluyordu.” [1]

İnsanların rütbelerine göre ayrıldığı ve bazı gruplara diğerlerinden farklı davranıldığı iddiası, yaşananların yalnızca o an ortaya çıkan öfke veya kontrolsüzlükle açıklanıp açıklanamayacağı sorusunu gündeme getirmektedir.

Burada dikkat çeken bir başka husus da tanık çevresidir. Mağdurun beyanına göre yaşananlara yalnızca gözaltındaki askerler değil, “rehine” olduğu ileri sürülen kişiler de şahit olmuştur.

Bu durumda spor salonunda yaşananlara ilişkin araştırılabilecek tanık çevresi, yalnızca sanık veya şüpheli konumundaki askerlerden oluşmamaktadır.

Sırtında Ayakkabının Markası, Kafatasında İki Ayrı Çatlak

Mağdur, uğradığını söylediği şiddetin vücudunda bıraktığı izleri de ayrıntılı biçimde anlattı:

“Sırtıma aldığım tekme sonucu oluşan ayak izi o kadar derin ve belirgindi ki Adidas markası net olarak okunabiliyormuş. Bunu arkadaşlarım bana söylediler; ben arkamı göremediğim için. Kafama aldığım darbeler sonucunda kafatasında iki ayrı bölgede çatlak oluştu. (…) Ancak ikinci gün zımba tipi dikiş atıldı. Bu dikişler cezaevine geldiğimde cezaevi görevlileri tarafından, oradaki doktor tarafından alındı.” [1]

Bu anlatım, kötü muamele iddiasını yalnızca sözlü bir beyan olmaktan çıkarabilecek nitelikte somut fiziksel bulgulara işaret etmektedir.

Kafadaki yaraya zımba tipi dikiş atıldığı ve bu dikişlerin daha sonra cezaevi doktoru tarafından çıkarıldığı doğruysa, farklı aşamalarda düzenlenmiş sağlık kayıtlarının bulunması gerekir. İlk muayene, yapılan müdahale, cezaevine giriş kontrolü ve dikişlerin çıkarılması birbirini takip eden tıbbi kayıtlar oluşturabilecek işlemlerdir.

Bu kayıtların mağdurun anlattığı yaralanmalarla uyumlu olup olmadığı, kötü muamele iddiasının araştırılması bakımından önemli bir maddi veri niteliğindedir.

Kendisini Gören Polislerin Sözü: “Bu Adam Yakında Ölür”

Mağdur, fiziksel durumunun çevresindeki görevlilerin de dikkatini çektiğini söyledi:

“İlk olarak tuvalete götürüldüğüm gün durumu gören iki polis beni işaret ederek, ‘Bu adam yakında ölür.’ diye kendi aralarında konuşuyorlardı.” [1]

Bu anlatım, yaralanmaların dışarıdan fark edilmeyecek kadar hafif olmadığı iddiasını güçlendiren bir ayrıntıdır.

Kafasında ciddi yaralar bulunduğunu söyleyen ve durumunun onu gören görevliler tarafından dahi bu ifadelerle değerlendirildiğini aktaran bir kişinin sağlık durumunun gecikmeksizin ve bağımsız biçimde değerlendirilmesi gerekirdi.

Mağdur ise kafasındaki yaraya ancak gözaltının ikinci gününde müdahale edildiğini belirtmektedir.

İşkence veya kötü muamele iddiasında devletin yükümlülüğü yalnızca gerekli tıbbi müdahaleyi sağlamakla sınırlı değildir. Yaralanmanın nasıl meydana geldiğinin etkili biçimde araştırılması ve sorumluların belirlenmesi de bu sürecin bir parçasıdır.

Yaralar Muayene Edilirken Doktorlara Yapıldığı İddia Edilen Baskı

Mağdurun sağlık muayenelerine ilişkin bir başka iddiası ise muayene ortamına yöneliktir:

“Emniyet görevlileri tarafından doktorlara muayene esnasında baskı yapılıyordu. Bu durum doktor raporlarında zaten görülmektedir.” [1]

Gözaltındaki kişinin sağlık muayenesi, özellikle kötü muamele iddialarının bulunduğu durumlarda kritik önemdedir. Doktorun gördüğü yaraları bağımsız biçimde kayda geçirebilmesi, hem kişinin sağlık hakkı hem de daha sonra yapılabilecek adli inceleme açısından temel bir güvencedir.

Bu nedenle kolluk görevlilerinin muayene sırasında doktorlara baskı yaptığı iddiası sıradan bir ayrıntı değildir. Eğer yaralanmalar eksik veya farklı şekilde kayıt altına alınmışsa, olayın sonradan ortaya çıkarılması da güçleşir.

Mağdurun kafatasındaki çatlaklar, başına atılan dikişler ve sırtında kaldığını söylediği belirgin ayakkabı izi gibi fiziksel bulguların sağlık kayıtlarına nasıl yansıdığı bu nedenle ayrıca önem taşımaktadır.

Sekiz Günün Ardından Aç, Susuz, Uykusuz ve Tek Tip Kıyafetle Mahkemeye Sevk

Mağdur, gözaltının son gününe gelindiğinde içinde bulunduğu durumu şöyle anlattı:

“Gözaltının 8. gününde, hatırlamadığım bir saatte, günlerce aç, susuz, uykusuz bırakılmış, sistematik, organize psikolojik ve fiziki işkenceye tabi tutulmuş hâlde, avukatla görüşülmeden […] tek tip kıyafetle mahkemeye sevk edildim.” [1]

Aç ve susuz bırakılmaya ilişkin anlatımı daha önceki beyanlarında da yer almakla birlikte, burada bunlara uykusuzluk, avukatla görüştürülmeden mahkemeye sevk edilme ve tek tip kıyafet giydirilmesi gibi başka unsurlar da eklenmektedir.

Beştepe’de iç çamaşırına kadar soyundurulduğunu anlatan kişinin sekiz gün sonra kendi kıyafetleriyle değil, kendisine verilen tek tip kıyafetle mahkemeye çıkarıldığını söylemesi, sürecin yalnızca fiziksel şiddet boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir.

Kıyafetinden kişisel eşyasına, bedeninden mesleki kimliğine kadar kişinin iradesi dışında müdahalelerin birbirini takip ettiği bir süreç anlatılmaktadır.

Beştepe’de Başlayan Sürecin Geride Bıraktığı İzler

Mağdurun anlatımı baştan sona birlikte değerlendirildiğinde, birbirinden kopuk birkaç olaydan çok, gözaltına alınma anından mahkemeye sevk edilinceye kadar devam ettiğini söylediği bir kötü muamele zinciri ortaya çıkmaktadır.

Ancak bu anlatımın asıl dikkat çekici tarafı yalnızca olayların ağırlığı değildir. Mağdur, söylediklerinin araştırılmasını mümkün kılabilecek çok sayıda somut ize de işaret etmektedir.

Beştepe’deki kamera görüntüleri, Ankara İl Emniyet Müdürlüğündeki kayıtlar, görev çizelgeleri, sağlık raporları, başına atıldığını söylediği dikişler, cezaevi giriş ve revir kayıtları, spor salonundaki tanıklar ve o tarihlerde görev yapan personel bunların başında gelmektedir.

İşkence ve kötü muamele iddialarında devletin yükümlülüğü, mağdurun beyanını yalnızca tutanağa geçirmekle sona ermez. Anayasa’nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında bu tür iddiaların etkili biçimde araştırılması gerekir.

Mağdurun anlatımında bunun için başvurulabilecek çok sayıda somut kaynak bulunmaktadır:

Kamera görüntüleri…

Doktor raporları…

Kafasına atıldığını söylediği dikişler…

Cezaevi sağlık kayıtları…

Spor salonundaki tanıklar…

Görev yapan personel…

Bir kişinin kafatasında iki ayrı çatlak oluştuğu, sırtında ayakkabının markası okunabilecek kadar belirgin bir iz kaldığı ve cezaevine geldiğinde başındaki dikişlerin hâlâ çıkarılması gerektiği ileri sürülüyorsa, mesele yalnızca sözlü bir kötü muamele iddiasından ibaret değildir.

Ortada araştırılabilecek fiziksel bulgular, kayıtlar ve tanıklar bulunmaktadır.

Sorulması gereken soru da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır:

Bu kadar çok iz varken, bunların peşine ne ölçüde düşüldüğü açıklığa kavuşturulmalıdır.


Kaynak

[1] Mağdurun mahkeme dosyasında yer alan “EK 2D – Mütalaaya Karşı Savunma” başlıklı beyanından derlenmiştir.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR