“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Beştepe Dava Dosyasında Kamera Kayıtlarıyla Delil Değil Hüküm Üretilmiş

Beştepe Dava Dosyasında Kamera Kayıtlarıyla Delil Değil Hüküm Üretilmiş

Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davası yargılamasında ve diğer tüm yargılamalarda “kamera görüntüsü” denilen şey, normalde tartışmayı bitirmesi gereken en sağlam delil olarak kabul edilir. Ama delil zinciri bozulduğunda, görüntü artık gerçeği göstermeyi bırakıp; suçlamayı şekillendirmek için üretilen bir gölgeye dönüşebilir. Bu konuda daha önce pek çok kişi benzer içerikte savunmalar yaptı; bunun sebebi “ezber” değil, aynı hukuksuzluğun herkeste aynı yarayı açmasıdır. Çünkü burada tartışılan kişisel bir ayrıntı değil, delilin üretildiği ve mahkemeye taşındığı süreçtir. Görüntünün nasıl alındığı, kim tarafından ayrıştırıldığı, orijinalliğinin nasıl korunduğu, kimlerin bilirkişi sıfatıyla rapor yazdığı ve mahkemenin itirazlara nasıl yanıt verdiği gibi süreç unsurları sorunluysa, farklı sanıklardan aynı itirazların gelmesi kaçınılmazdır. Tekrar ediyorsa da bu, ortak bir savunma dili kurmaktan çok ortak bir usulsüzlük ihtimaline işaret eder.

Jandarma Muhabere Teğmen Necip Erkul’un 28 Haziran 2018 tarihli savunması da tam bu noktaya işaret ediyor. Görüntülerin hukuka aykırı elde edilmesi, yetkisiz bir komisyon eliyle hazırlanması, eksik ve kesik kayıtlar, yangın ve kırılan kameralar iddiası, bağımsız olmayan bilirkişiler ve “ben değilim” denilen görüntüyle hüküm kurulması…

Teğmen Erkul, 28 Haziran 2018 tarihinde Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde konu ile alakalı savunmasını bu şekilde dile getirdi;

“Ceza yargılamasının sağlıklı yürütülebilmesi için delillerin hem hukuka uygun elde edilmiş, hem de usule uygun şekilde toplanmış olması zorunludur.

Kamera görüntülerinin hukuka aykırı olarak elde edildiği, görüntülerin bilirkişiler tarafından değil, yetkisiz bir komisyon tarafından hazırlanarak kasıtlı hatalar içerdiği, olay yeri incelemeleri sırasında delillerin düzgün bir şekilde toplanmadığı, kolluk tarafından karargâh binasında kasıtlı olarak yangın çıkarıldığı, güvenlik kameralarının kırıldığı ve kamera kayıtlarının silindiği belirtilmesine ve kamera kayıtlarının eksik olmasının da bu durumu doğrulamasına rağmen bu hususta hiçbir araştırma yapılmamış, olay yerinde kolluk tarafından işlenmiş olma ihtimali bulunan suçlar araştırılmayarak işlenen tüm suçlardan şahsım ve diğer askerî personel sorumlu tutulmuştur.

Bu nedenlerle, delillerin elde edilmesi ve korunması aşamalarındaki ağır usulsüzlükler nedeniyle hem masumiyet karinesi, hem de adil yargılanma hakkım açıkça ihlal edilmiştir.

Delillerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı kadar, bunlar hakkında rapor düzenleyen kişilerin kimliği ve tarafsızlığı da yargılamanın güvenilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Söz konusu kayıtların değiştirildiği ve güvenilir olmadığı şeklindeki iddialara hiçbir yanıt verilmemiştir. Söz konusu kayıtları inceleyen bilirkişilerin bir kısmı, aynı kışlada görevli askerî personel olup, bilirkişilik yapabilecek teknik bilgileri olmamasına ve bu kişilerin kayıtları bilirkişi vasfıyla incelemesi, bağımsız ve tarafsızlıklarının mümkün olması beklenmediği için mevcut hak ihlali içerisinde ayrı bir ihlale neden olmuştur. Bu durum, hem bilirkişilik müessesesinin amacını ortadan kaldırmış, hem de delillerin objektif biçimde değerlendirilmesi imkanını fiilen yok ederek yargılamanın adil olma vasfını zedelemiştir.

Bina içerisine hiç girmediğim hâlde, içeride çekildiği iddia edilen görüntüleri bana aitmiş gibi gösterilmiş; Veli TURAN’ın esir alınması olayına hiçbir şekilde dâhil olmadığımı ispat etmeme rağmen, bu da suçlamaya dâhil edilmiş; kamera görüntülerindeki kişinin ben olmadığımı çok sayıda kanıt sunarak ispat etmeme rağmen, bu görüntüler temel alınarak hüküm kurulmuştur. Bu şekilde, gerçeği yansıtmayan ve aidiyeti tartışmalı görüntüler üzerinden hüküm kurulması, maddi hakikate ulaşma amacını boşa çıkarmış; hakkımda, somut ve güvenilir delile dayanmayan bir mahkûmiyet yaratmıştır.” [1]

Sonuç

Teğmen Erkul’un itirazının özü şu noktada toplanmaktadır; dosyada her ne kadar görüntü kayıtları bulunuyor gibi görünse de, bu kayıtların hukuki ve teknik açıdan güvenilirliği ciddi biçimde tartışmalıdır. Delillerin yetkili birimler yerine farklı bir komisyon tarafından hazırlanması, kayıtların eksik olması, kamera kırılması, silinmesi ya da yangın gibi iddiaların yeterince araştırılmaması ve bilirkişi olarak sunulan kişilerin aynı kışlada görev yapan, teknik yeterliliği tartışmalı kişilerden seçilmesi; bu görüntülerin sağlıklı bir delil olarak kabul edilmesini zorlaştırmaktadır. 

Erkul’un bu yaklaşımına göre burada asıl mesele yalnızca bir kişinin suçlu olup olmadığı değildir. Tartışılması gereken temel konu, mahkemenin delilleri hangi ölçütlere göre değerlendirdiğidir. Delil değerlendirme sürecinde güvenilirlik zedelenirse, sağlıklı bir sonuca ulaşmak da mümkün olmaz. 


Kaynaklar:

[1] Necip Erkul’un 28.06.2018 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR