“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Beştepe’de Ölenler Kimden Sorulacaksa Önce Merminin Geldiği Yön Sorulmalı

Beştepe’de Ölenler Kimden Sorulacaksa Önce Merminin Geldiği Yön Sorulmalı

Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında “öldürülen vatandaşlar” söylemi yalnızca bir suçlama olarak değerlendirilmemelidir. Bu ifade aynı zamanda toplumsal vicdanı da etkileyen bir nitelik taşır. Ne var ki yargısal değerlendirmelerde belirleyici olan, duygusal kabuller değil, somut ve teknik gerçeklerdir. Kasten öldürme gibi en ağır suçlamalarda, iddia makamının “kim vurdu” sorusuna cevabı; olay yeri incelemesi, balistik raporları, otopsi bulguları, kamera görüntüleri, atış mesafesi ve atış istikametiyle desteklenmek zorundadır. Jandarma Muhabere Üsteğmen Muzaffer Taha Gümüş’ün 31 Aralık 2019 tarihli savunması, tam bu noktadan itiraz ediyor. Üsteğmen Gümüş, bazı maktullerde 5.56 mm  çapında mermi çekirdeğine ait giriş yarası iddiası varken Jandarma Genel Komutanlığı envanterinde bu mühimmatı atan silah bulunmadığını, bazı vakalarda atış yönünün karargâh istikametiyle örtüşmediğini, bazı iddialarda “yakın atış” bulgusunun 55 metre gibi bir mesafeyle bağdaşmadığını, bazı vurulma anlarına dair kamera görüntülerinin dosyada olmadığını söylüyor. Bu savunmanın ağırlığı, “kimse ölmedi” demesinden değil, “öldüren kimse, onu teknik olarak da göstermek zorundasınız” demesinden geliyor.

Üsteğmen Gümüş, 31 Aralık 2019 tarihinde Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada bu hususları dile getirdi;

“Yansı 100, kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs: İddia makamı  maktuller Medet Ekizceli, Ümit Çoban, Rüstem Resul Perçin, Erkan Er, Ömer Can Açıkgöz, Sedat Kaplan, Sümer Deniz, Hasan Gülhan, Tevhit Akkan hakkında kasten öldürme suçundan, M.Ö., D.K., A.B., T.A., G.Ş., N.A. hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmamı istemiştir.  

Rüstem Resul Perçin 5.56 milimetre silahla vurulmuş, otopsi raporu böyle söylüyor, Jandarma Genel Komutanlığı’nda HK33 ve M16 silahı yok, yani 5.56 milimetre mermi atan silah yok, olay yeri inceleme raporu böyle söylüyor; G3 ve MP5 var, bunların çapı da 7.62 ve 9 milimetredir.

Tevhit Akkan 01:23’te vurulmuştur. Kamerada Jandarma A Nizamiye bölgesi karanlıktır, bir ateş parlaması yoktur. Raporda sol kaşından vurulmuş, mermi sol kulağı üstünden çıkmış. Bu istikamet benim içerisinde olduğum Jandarma Genel Komutanlığı istikameti değildir.

Ümit Çoban ensesinden aldığı kurşunla vurulmuştur. Jandarma Genel Komutanlığı karşısındaki ormandan atılmış kurşunla vurulmuş olma ihtimali yüksektir… Vücudundan çıkan mermi de incelenmiştir. Jandarma Genel Komutanlığından elde edilen silahlarla atılmadığına dair balistik raporlar vardır.

Ömer Can Açıkgöz Beştepe Kavşağı’nda vurulmuştur. Yakın atış ile vurulduğu görülmektedir. Keşif raporunda maktulün Jandarma Genel Komutanlığına mesafesi 55 metredir. Bu mesafe uzak atış mesafesi içerisine girmektedir.

Medet Ekizceli  su tankeri içerisinde vurulmuştur. Vücudundan 9 milimetrelik mermi çekirdeği çıkmıştır. Bu çıkan mermiler incelenmiş, jandarmadaki silahlardan atılmadığı, mahkemenizin de aldırdığı balistik raporunda yazmaktadır.

Sümer Deniz’in vücudundan çıkan mermi çekirdeği de yoktur.  01:00 gibi yaralanıp hastaneye kaldırıldığı düşünüldüğünde helikopter atışı ile vurulmuş olma ihtimali yüksektir. Vurulduğu ana dair kamera görüntülerinin olduğu söylenmesine rağmen bu görüntüler dosyada bulunmamaktadır. Keşke bu görüntüler burada izlenebilseydi. Ama davanın geldiği aşama düşünüldüğünde böyle bir kaydın olmadığı ya da silindiği anlaşılmaktadır.”[1] 

Sonuç

Üsteğmen Gümüş’ün savunması, “kim öldürdü?” sorusuna cevabın sloganla değil, teknik tutarlılıkla verilmesi gerektiğini hatırlatıyor. 5.56 mm mühimmat iddiası varken envanter ve olay yeri bulgularının başka çaplara işaret etmesi; atış yönü/yaralanma hattının karargâh istikametiyle uyuşmaması; “yakın atış” denilip 55 metre gibi bir mesafenin telaffuz edilmesi; vurulma anı görüntülerinin var denilip dosyada bulunmaması… Bunların her biri, öldürme isnadını taşıyan kolonlarda çatlak demektir.

Bu çatlaklar kapatılmadan, ne maktul yakınlarının acısı hafifler ne de adalet tam anlamıyla sağlanabilir. Çünkü bu dosyada tartışılması gereken, yalnızca sanıkların sorumluluğu değil; ölüm vakalarının gerçekten nereden, hangi silahtan, hangi açıdan geldiğinin adli olarak gösterilip gösterilmediğidir. Eğer mermi jandarmadan gelmediyse, onu kimden soracağız? Eğer görüntü silindiyse, bunu kim sildi? Eğer balistik başka yere işaret ediyorsa, neden hâlâ aynı adres gösteriliyor? Beştepe’de ölenler için gerçek adalet, önce merminin izini doğru sürmekle başlar.


Kaynaklar:

[1] Muzaffer Taha Gümüş’ün 31.12.2019 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR