Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında duruşmalarında yapılan savunmalarda “hak ihlali” en çok değinilen başlıklardan birisi oldu. Ama Jandarma Üsteğmen Mutlu Kıratlı’nın savunması, ihlallerin somut adresini gösteriyor. Gözaltı koşulları, cezaevi giriş muayene raporunun saklanması, dijital kayıt çelişkileri, kendisine ait olmadığını söylediği arama-el koyma tutanakları ve balistik/iz incelemelerinin yapılmaması. Bu parçalar bir araya geldiğinde mesele şuna dönüyor: Suçlama mı güçlü mü, yoksa yapılan ihlaller ile suçlama güçlü mü gösterilmeye çalışılıyor?
Üsteğmen Mutlu Kıratlı, Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada bu hususları dile getirdi;
“Gözaltında iken bırakın tutulan yerin uygunluğunu ilk üç gün boyunca yiyecek, su, tuvalet, kıyafet, sağlık ve benzeri hiç bir temel ihtiyacımız karşılanmadı.
Tutuklandığım 25 Temmuz 2016 tarihinde ilk olarak Sincan T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na kabul oldu. Oraya girişim esnasında verilen bir muayene raporu var. Ben bunu da defalarca istememe rağmen bir suretini vermediler. Defalarca dilekçe yazdım. Tarafıma dönüş yapılmadı.
Benim yaptığım bazı CGNAT kayıtları ve HTS ile ilgili araştırmalar var, CGNAT ve HTS kayıtlarını incelendiğimde 4 tarih ve yaklaşık saat aralığında baz istasyonları uyuşmamaktadır, ben size bunları arzederken ben bunları buradan okuyacağım… Buradaki 4 tarihte Hatay ve Maraş arasında yaklaşık 3 saat 42 dakikada benim orada olduğum gözüküyor, böyle bir şey yok. Diğerlerinde de birer iki dakika aralıklarla -aralarındaki mesafe 15-20 dakika olmasına rağmen- farklı yerlerde gözüküyorum, 4 tane bu şekilde uyuşmuyor, ayrıca burada muhtemelen HTS kayıtları doğru, CGNAT kayıtları yanlış, dikkatimi çeken bir detay daha var, CGNAT kayıtlarında, 8 Kasım 2014 ile 2 Aralık 2014 tarihleri arasında hiç veri kaydı yok yani 22 gün boyunca bu program hiç kullanılmamış ve hiç giriş yapılmamış, en uzun süre boyu 22 gün, bunun gibi 8 ve 3 gün arasında değişen tarihlerde veri kaydı yok, eğer bu program Yargıtay’ın ifade ettiği gibi WhatsApp ve benzeri gibi iletişim programı ise bu kadar uzun süre kullanılmaması sizce de mantıklı mı Başkanım?
Arama ve el koyma tutanaklarına ilişkin olarak; bu tutanakta yer alan eşyaların hiçbiri bana ait değildir. Söz konusu odada 9 Ağustos 2016 tarihinde arama yapılmış ve buna ilişkin bir tutanak düzenlenmiştir. Oysa ben bu odayı 15 Temmuz’dan önce, Ramazan Bayramı’ndan önceki hafta boşaltmış ve yeni tayin edildiğim yere taşınmıştım. Daha sonra tutuklanan bazı sanıklardan öğrendiğim kadarıyla, 15 Temmuz’dan sonra Jandarma Genel Komutanlığında bir süre personel girişine izin verilmemiştir. Bu süreçte, darbe girişimi olaylarına karıştığı değerlendirilen personelin odalarında bulunan bilgisayar ve diğer eşyaların tamamının kontrol altına alınamadığı ve daha sonra sırasıyla arama yapıldığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, 15 Temmuz’da yaşanan olayların yarattığı ortam nedeniyle kurum içinde ciddi bir endişe ve karmaşa oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu eşyaların gerçek sahibinin ortaya çıkmadığı ve herhangi bir kişinin bu eşyaları sahiplenmediği görülmektedir. Buna rağmen tutanak benim adıma düzenlenmiştir.
Başkanım esasında silahların balistik incelemesi usulüne uygun bir şekilde yapılmış olsaydı, parmak ve avuç izlerimiz alınmıştı. Dolayısıyla hangi silahı kimin kullandığı belli olacaktı. En azından el svapları alınmış olsaydı kimin ateş ettiği ortaya çıkarılabilirdi, böylece ben de bu suçtan savunma yapmak zorunda kalmazdım…
Cep telefonumda ByLock tespit edildiği iddiası doğru değildir. Zira söz konusu cep telefonunun akıbeti tarafımca bilinmemekte olup, bu cihazla ilgili herhangi bir inceleme raporu da tarafıma tebliğ edilmemiştir. Bu nedenle telefonumda böyle bir programın kullanıldığına dair somut bir tespit bulunmamaktadır. Dosyada bu iddiayı desteklediği ileri sürülen belgeler ise yalnızca MİT tarafından hazırlandığı belirtilen ve bazı isimlerin karşısına hangi kritere göre konulduğu belli olmayan artı veya eksi işaretlerinden oluşan listelerden ibarettir.…” [1]
Sonuç
Üsteğmen Kıratlı’nın savunmasında “hak ihlali” durumu iki yerden güç kazanıyor. Birincisi, gözaltında temel ihtiyaçların karşılanmaması ve cezaevi giriş muayene raporunun verilmemesi. Bu, hem kötü muamele şüphesini hem de sonradan denetlenebilirliği zayıflatır. Çünkü muayene raporu tam da “ne oldu?” sorusunun ilk kaydıdır.
İkincisi, dosyanın delil omurgasına ilişkin itirazlar: HTS–CGNAT baz uyuşmazlığı iddiası, arama ve el koymada “bana ait değil” denilen eşyaların sanığa yazılması ve balistik/parmak izi, el svabı gibi teknik işlemlerin yapılmaması. Eğer bu teknik işlemler yapılmadıysa, “kim ateş etti?” gibi en kritik sorular kanaate bırakılır; kanaate bırakılan dosyada da suçlama büyürken ispat küçülür.
Bu nedenlerle, mevcut haliyle dosyanın hem maddi gerçeğe ulaşma kapasitesi hem de adil yargılanma güvenceleri ciddi biçimde tartışmalıdır.
Kaynaklar:
[1] Murat Kıratlı’nın 09.08.2018 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.