Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davasında yargılanan Jandarma Kurmay Yarbay Erdoğan Çiçek’in 20 Nisan 2018 tarihli savunması, Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki tartışmanın merkezine şu soruyu koyuyor. O gece yaşananları aydınlatması gereken olay yeri incelemesi, gerçeğe mi gitti yoksa gerçeği daraltıp yönlendiren bir çerçeve mi kurdu? Olay yeri “bütündür” ilkesini hatırlatıp, incelemenin tel örgü içiyle sınırlandırılmasını, delillerin muhafaza altına alınmamasını, personelin kışlaya çağrılıp mesaiye başlatılmasını ve boş kovanların toplanmamasını “delilden sanığa gidilmesi” ilkesine aykırı bir tablo olarak tarif ediyor. Bu anlatım, aceleye getirilen ve daraltılan bir olay yeri incelemesinin arkasında “neden” sorusunu büyütüyor: İhmal mi, yoksa saklama refleksi mi?
Yarbay Erdoğan Çiçek, Ankara 23’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı savunmada bu hususları dile getirdi:
“İddianamede şahsıma isnat edilen hususlara geçmeden evvel, yapılmış olay yeri incelemesine ilişkin bazı tespitlerimi paylaşacağım.
15 Temmuz 2016 tarihinde Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhı ve çevresinde meydana gelen olayın, olay yeri bölgesinin Jandarma Genel Komutanlığı Kışlası, Alparslan Türkeş Bulvarı tarafı, Beştepe Jandarma Kavşağı, Hisarcıklıoğlu Camii ve önündeki Millet Caddesi yolu, Ihlamur Sitesi, Koru Konutları ve kavşaktaki 14 katlı inşaatın olduğu yerleri kapsadığı iddianameden anlaşılmaktadır.
Olay yeri bir bütündür. Hukuk ve kolluk mevzuatı eğitimi aldığımız süreçte, olay yerinin olayın cereyan ettiği ve tesirinde kalan bölgeler olduğu öğretilmişti. O dönemki hocalarımız tarafından, müşteki Nurettin Alkan’ın avukatı sayın Hüseyin Arslan da o dönemde dersimize girmiş bir hocamız olarak hatırlayacaktır, derslerde verilen bir misalde, Ankara’da patlayan bir silahtan çıkan mermi çekirdeğinin Kırıkkale’ye düştüğü tespit edilirse, olay yerinin sadece Ankara değil, Ankara ve Kırıkkale olduğu söylenirdi.
Ek klasörlere baktığımda adli incelemenin Jandarma Genel Komutanlığı kışlası tel örgüsü içiyle sınırlandığını görmekteyim. Buna Ankara Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri Şube Müdürlüğünün 16 Temmuz 2016 tarihli raporundan da görüyoruz.
Jandarma Genel Komutanlığı kışlası bir fanus değildir. Olay gecesi kışlanın içerisi ile dışarısı arasında bir set yoktur. Adli birimlerde “delilden sanığa gidilmesi” ilkesi benimsenmiştir. Bu, subjektif tesirlerden yoksun bırakılarak soruşturmanın bilimsel ve değiştirilemez argümanlarla hakikate ulaştırılması isteğidir.
Olay yerinden elde edilen deliller, derhal yargı organları tarafından hukuki güvenceye alınarak başlangıç noktasını oluştururlar.
Beştepe’deki soruşturma sürecinde olay yeriyle ilgili her fiilin ayrı ayrı irdelenerek eylemin faillerine ulaşmak varken, CMK’nın 161, 162 ve 164. maddelerinin ilgili hükümlerinin hilafına olay yerinin muhafaza altına alınmaması, personelin kışlaya çağrılarak mesaiye başlatılması, delillerin toplanarak muhafaza altına alınmaması söz konusudur.
Başkanım bir örnek vereceğim; Benim aracımda o gece olay yeri incelemesi yapılmıştır. İnceleme raporuna bakıldığında araçtan iki eşya alındığı görülmektedir. Bunlardan biri bana ait bir atlet, diğeri ise dört yaşındaki oğluma ait bir atlettir. Bu eşyalar DNA incelemesine gönderilmiş ve delil toplama sırasında tutulan kayıtlarda oğlumun isminin de geçtiği görülmektedir. Ancak olaydan yaklaşık beş gün sonra polis tarafından tutulan kayıtlara baktığımda, 50 numaralı delil olarak farklı bir kayıtla karşılaştım. Bu kayıtta, bana veya aileme ait olduğu belirtilmeyen bazı eşyaların; bir adet beyaz atlet, askeri gömlek, palaskalı askeri pantolon, askeri ayakkabı ve askeri kimlik şeklinde yazıldığı görülmektedir. Bu durumu gördüğümde doğal olarak şaşırdım. Çünkü olay yeri incelemesinin ilk aşamasında araçtan alındığı belirtilen eşyalar ile daha sonra tutulan bu kayıt arasında açık bir uyumsuzluk bulunmaktadır. İlk raporda yer alan eşyalar ile sonraki tutanakta belirtilen eşyaların birbirinden tamamen farklı olması, delillerin kaydı ve muhafazası konusunda ciddi bir belirsizlik ve çelişki doğurmaktadır.
Delillerin toplanıp muhafaza altına alınmaması şöyle ki; mevcut duruma bakıldığında, boş kovanların toplanmadığını görüyoruz ve de kışla içerisinde iddia edildiği şekilde ateş edilmediği tespitine ulaşıyoruz.”[1]
Sonuç
Yarbay Çiçek’e ait bu beyanın en güçlü tarafı şudur; olay yerini daralttığınız anda, fail ihtimallerini de daraltmış olursunuz. Böylece daraltılmış bir çerçeve içinde “kesinlik” üretmek de görece kolaylaşır. Tel örgü içiyle sınırlanan bir inceleme, personel hareketiyle kirlenmiş bir sahne, toplanmayan boş kovanlar ve muhafaza altına alınmayan deliller iddiası doğruysa, burada “delilin konuşması” değil, delilin susturulması riski doğar. Olay yeri gerçekten bir bütün olarak ele alınması gereken bir alan ise, bu bütünün en kritik parçalarının neden en başta inceleme kapsamı dışında bırakıldığı sorusu kaçınılmazdır. Zira soruşturmanın amacı, ihtimalleri daraltarak bir sonuca ulaşmak değil; tüm ihtimalleri nesnel biçimde değerlendirerek gerçeğe ulaşmaktır. Bu nedenle, olay yerinin yalnızca belirli bir bölümüne odaklanmak yerine, tüm alanın delil güvenliği sağlanarak bütüncül biçimde incelenmesi gerekir; aksi hâlde ortaya çıkan sonuç, gerçeği değil, başlangıçta çizilmiş dar bir çerçeveyi yansıtma riski taşır.
Kaynaklar:
[1] Erdoğan Çiçek’in 20.04.2018 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı.