“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Planlı Nöbetten Suç İsnadına: Tek Fotoğrafa Dayalı Yargılama

Planlı Nöbetten Suç İsnadına: Tek Fotoğrafa Dayalı Yargılama

15 Temmuz gecesi Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı yerleşkesinde nöbetçi olan Jandarma Yüzbaşı M.B.’nin dosyası, bir fotoğraf karesine indirgenen bir suç isnadı ile aylarca süren tutukluluğun nasıl kurulduğunu gösteriyor. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 6. ve 12. celselerinde dile getirilen beyanlar; yakalama anından iddianamenin içeriğine kadar uzanan süreçte, hukuka aykırılıkların zincirleme biçimde ilerlediğini ortaya koyuyor.

M.B., 15 Temmuz 2016 tarihinde, yaklaşık yedi ay önce onaylanmış nöbet çizelgesi uyarınca Beytepe / Şehit Korgeneral İsmail Selen Kışlası’nda nöbetçi subay olarak görev yapmaktaydı. Planlı nöbet görevi kapsamında birliğinde bulunan M.B., hakkında somut ve bireyselleştirilmiş bir suç isnadı ortaya konulmaksızın gözaltına alınmış; akabinde suç şüphesini gösteren olgular ve tutuklama nedenleri somutlaştırılmaksızın tutuklanmıştır. Bu süreçte kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma güvencelerinin ihlal edildiği açıktır.

Yakalama Emri Olmadan Saatlerce Bekletilmek

“…Kaçma şüphesi veya suçüstü hali olmamasına rağmen bu kişiler tarafından tersten kelepçelenerek bana herhangi bir soru sorulmaksızın ve hakkımda önceden beri idari tahkikat yürütülmeksizin tamamen bir ön yargı ile hareket edilerek ve o akşam birlikte olan herkes suçludur kabulü ile kışla içerisindeki öğretim başkanlığı konferans salonunda saat 10:00’dan 18:00’a kadar bekletildim. Bu süreçte hakkımda hiçbir yakalama gözaltı tutuklama talimatı tebliğ edilmedi. Yakınlarıma haber verilmedi. Yiyecek verilmedi. Hiçbir talimat gösterilmeden telefonuma el konuldu.” [1]

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 90. maddesi yakalamanın hangi hallerde mümkün olduğunu açıkça düzenler. Suçüstü hali veya gecikmesinde sakınca bulunan durumlar dışında keyfî yakalama yapılamaz. CMK 91. maddeye göre ise gözaltı kararı ve süresi belirli usullere tabidir; yakalanan kişiye hakları derhal bildirilir. Anayasa’nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesi de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alır.

Sekiz saat boyunca herhangi bir yakalama veya gözaltı talimatı tebliğ edilmeden, yakınlarına haber verilmeden ve temel ihtiyaçları karşılanmadan tutulduğunu beyan eden bir kişinin durumu, bu güvencelerle açık biçimde çelişmektedir.

İddianame ve Deliller Olmadan Tutuklama

M.B., emniyet sürecinin ardından doğrudan mahkemeye çıkarıldığını ve 24 Temmuz 2016’da tutuklandığını ifade eder:

“Savcı veya polis ifadesi olmadan doğrudan mahkemeye çıkartılarak 24 Temmuz 2016’da tutuklandım.” [1]

Avukatı ise 12. celsede şu tespiti yapar:

“Müvekkil tutuklandığında sulh ceza hakiminin önünde iddianame ve deliller yok, Bylock raporu yok, HTS raporu yok, Masak raporu yoktur.” [2]

CMK 100. maddeye göre tutuklama; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillere ve bir tutuklama nedenine dayanmalıdır. Delillerin ortaya konmadığı, iddianamenin henüz düzenlenmediği bir aşamada verilen tutuklama kararı, “somut olgu” şartının nasıl sağlandığı sorusunu beraberinde getirir.

Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı; savunma hakkının etkin kullanılmasını, delillere erişimi ve isnadın açıkça bildirilmesini gerektirir. Delilsiz tutuklama, bu hakkın özüne dokunur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre de, AİHS m. 5/1-c kapsamında bir kişinin tutuklanabilmesi için “makul şüphe”nin varlığı somut ve objektif olgulara dayanmalıdır. Mahkeme, salt varsayım, genel değerlendirme veya kişinin belirli bir ortamda bulunmuş olmasını tek başına yeterli görmemekte; isnat edilen suç ile kişi arasında makul bir bağlantı kurulmasını aramaktadır. Bu çerçevede, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bireyselleştirilmiş deliller gösterilmeksizin verilen tutuklama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından ciddi sorunlar doğurduğu kabul edilmektedir.

Tek Delil: 70 Numaralı Fotoğraf

Dosyada öne çıkan en çarpıcı husus, isnadın dayandırıldığı delilin niteliğidir.

“Şahsımın 1 nolu nizamiye yakınında bulunan kayıt kabul merkezi bölgesinde bulunması suç olarak lanse edilmiş ve bunun delili olarak kamera kayıtlarından elde edilen 70 nolu fotoğraf gösterilmiştir. Hakkımda gösterilen tek delil budur. Bu fotoğraf incelendiğinde hiçbir suç unsuru taşımadığı ve bu fotoğraftan suçlamayı ve tutuklamayı gerektirecek hiçbir sonuç çıkarılamayacağı görülmektedir.” [1]

Avukatı da aynı noktaya işaret eder:

“İddianameye göre hakkındaki aleyhte deliller sadece iddianameye konan 70 numaralı resimdir. Bir adet resimdir. Bu resmin iddia makamınca yanlış değerlendirildiği kanaatindeyiz. Görüntüler incelendiğinde hiçbir suç unsuru olmadığı görülmektedir.” [2]

Ceza yargılamasında mahkûmiyet için “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil” aranır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları, özellikle örgüt üyeliği gibi ağır suçlamalarda organik bağın somut ve kesin delillerle ortaya konulmasını zorunlu kılar. Tek bir fotoğraf karesinin, başka hiçbir somut eylem isnadı olmaksızın, darbe kastına delil sayılması; suçta ve cezada kanunilik (Anayasa m.38) ve masumiyet karinesi ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

HTS Kayıtlarının Delil Olarak Kullanımı

Dosyada HTS kayıtlarına dayalı görüşmeler de aleyhe delil olarak gösterilir. M.B., bu görüşmelerin mesai arkadaşları ve aynı birimde görev yapan kişilerle olduğunu açıklar:

“Şüpheli A.Y.’nin GSM hattı ile üç kez görüşme iddiası, A.Y. ile aynı işyerinde çalışmaktaydık o tarihte… A.S. isimli şahıs da benimle beraber kriminal daire başkanlığında o gece nöbetçiydi… A.F. ile de aynı işyerinde çalışmaktaydık… Gece olan olayları duyunca nöbetçi subay olduğumdan bilgi almak maksadıyla beni aramıştı.” [1]

Bir kamu kurumunda aynı birimde görev yapan personelin, görev gecesinde birbirleriyle telefon görüşmesi yapmış olmalarının, başkaca içerik ve eylem delili olmaksızın suç isnadına dönüştürülmesi; delilin bağlamından koparılması anlamına gelir. Ceza hukukunda fiil ile suç arasındaki nedensellik bağının somut biçimde kurulması gerekir. Aksi halde sıradan mesleki iletişim, cezai sorumluluğun dayanağı hâline getirilemez.

Örgüt Üyeliği İsnadı ve İspat Yükü

Silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasına ilişkin olarak avukatın beyanı da dosyanın hukuki çerçevesini çizer:

“Bu iddiayı destekleyen tek bir delil ortaya konamamıştır. Sadece iddia etmekte kalınmıştır. Yargıtay Ceza Hukuku Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında belirtildiği gibi sanık ile silahlı örgüt arasındaki bağın hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikle ispat edilmesi gerekmektedir.” [2]

Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi kapsamında örgüt üyeliği için; süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren bir bağın varlığı aranır. Yargıtay içtihatları, soyut kanaat ve varsayımın yeterli olmadığını, organik bağın somut delillerle ortaya konulması gerektiğini vurgular. Dosyada bu bağın hangi somut eylemle kurulduğu sorusu cevapsız kalmaktadır.

Nöbet Görevinin Suç Deliline Dönüştürülmesi

M.B., o gece nöbetçi olmasının önceden planlanmış değil, aylar önce yayımlanan listeye dayalı olduğunu ifade eder:

“Benim o akşam nöbetçi olmam önceden ayarlanmış değil tamamen tesadüfidir. Sonradan değiştirilmiş de değildir. O akşam darbe girişimi olmasaydı da ben yine orada nöbetçi olacaktım. Benim tek şanssızlığım o gece nöbetçi olmaktır.” [1]

Ve devam eder:

“Görevli olduğum kışla içerisindeydim. Nizamiye bölgesinde durumu anlamak için gittim herhangi bir birliğin komutasını alma girişimim olmadı.” [1]

Rutin askerî görevin, sonradan oluşan bir suç isnadının parçası hâline getirilmesi; fiilin hukuki niteliğinin olay sonrası yorumla değiştirilmesi anlamına gelir. Ceza hukukunda yorum yoluyla suç yaratılması mümkün değildir.

Sonuç Yerine

Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6. ve 12. celselerinde dile getirilen beyanlar; yakalama usulünden tutuklama kararına, delil değerlendirmesinden örgüt isnadına kadar birçok aşamada hukuki güvencelerin tartışmalı biçimde uygulandığını göstermektedir.

Sekiz saatlik belirsiz bekletme, iddianame ve deliller olmadan tutuklama, tek bir fotoğraf karesine dayandırılan ağır suçlama ve mesai arkadaşlarıyla yapılan telefon görüşmelerinin suç deliline dönüştürülmesi; kişi hürriyeti, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı bakımından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Bu dosya, bir nöbet gecesinin, aylar süren tutukluluğa ve ağır suç isnatlarına nasıl evrildiğini gösteren bir örnek olarak kayıtlarda yerini almıştır.


Kaynaklar:

[1] M.B.’nin Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 10 Temmuz 2017 tarihli SEGBİS oturumunda (6. celse) verdiği ifadeler. 

[2] M.B.’nin Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 18 Temmuz 2017 tarihli SEGBİS oturumunda (12. celse) verdiği ifadeler. 

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR