Jandarma Genel Komutanlığında 15 Temmuz günü yaşanan olaylara ilişkin görülen davada Jandarma Muhabere Üsteğmen Muzaffer Taha Gümüş’ün 31 Aralık 2019 tarihli savunması; bir mahkeme salonunda sürenin adaletin önüne nasıl geçirildiğini gösteren çarpıcı bir kesit sunuyor. Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada, savunma hakkının zamanla ölçülmesi ve sınırlandırılması, yargılamanın özüne dair temel bir soruyu gündeme taşıyor: Bir insanın hayatını belirleyecek bir davada savunma, saatle sınırlanabilir mi?
“Aslında 107 sayfalık bir savunma hazırlamıştım.”
Üsteğmen Muzaffer Taha Gümüş, savunmasına hazırlanırken kapsamlı bir metin kaleme aldığını ifade ediyor:
“…Aslında 107 sayfalık bir savunma hazırlamıştım.” [1]
Bu cümle, yargılamanın ciddiyeti karşısında gösterilen hazırlığın boyutunu ortaya koyuyor. Ancak hemen ardından gelen sözler, bu hazırlığın mahkeme salonunda ne ölçüde karşılık bulabildiğini gösteriyor:
“Bu celsenin ilk günü olan 11 Kasım tarihinde Abdulhamit Özmen’in savunması esnasında iki saatlik makul süreyi doldurdun dediğinizde şok oldum.” [1]
Savunma için “iki saatlik makul süre” ifadesinin kullanılması, yargılamanın çerçevesinin önceden çizildiğini düşündürüyor. Oysa savunma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes için güvence altına alınmış temel bir haktır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi, kişinin kendisini “yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olarak” savunabilmesini zorunlu kılar. “Makul süre” kavramı, yargılamanın bütününe ilişkin bir ilkeyken; savunmanın süresini peşinen ve kategorik biçimde iki saatle sınırlamak, bu güvencenin ruhuyla bağdaşmamaktadır.
“Her bir müebbet için 12 dakika”
Savunmanın en çarpıcı bölümü, isnat edilen cezalar ile tanınan süre arasındaki orantısızlığı gözler önüne seriyor:
“Kabaca bir hesap yaptım. Hesabıma göre istenilen her bir müebbet hapis cezası için 12 dakikalık savunma hakkı tanıyorsunuz.” [1]
Bu sözler, savunma hakkının nicel bir hesaplamaya indirgenmiş olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu hesap, yalnızca talep edilen müebbet hapis cezaları üzerinden yapılıyor:
“Bu hesaba cezalandırılmam istenen diğer isnatlarda dahil değil, geçmişteki Ergenekon, Balyoz gibi davaların sanıkları ve avukatlarının günlerce savunma yaptığını hepimiz biliyoruz.” [1]
Burada yapılan karşılaştırma, savunma hakkının geçmiş yargılamalarda nasıl uygulandığına dair toplumsal hafızaya işaret ediyor. Günler süren savunmalar ile iki saate sığdırılan savunma arasındaki fark, eşitlik ve silahların eşitliği ilkeleri bakımından sorgulanmayı gerektiriyor. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147. maddesi, şüpheli veya sanığın savunma hakkını serbestçe kullanabileceğini düzenler. CMK madde 216 ise hükümden önce son sözün mutlaka hazır bulunan sanığa verilmesini ve savunmanın kısıtlanmamasını öngörür. Savunmanın süreyle daraltılması, bu maddelerin öngördüğü güvenceleri fiilen etkisiz hâle getirebilir.
“Onu sil bunu sil derken kaldı 55 sayfa!”
Savunmanın en ağır kısmı, metnin nasıl budandığını anlatan şu cümlelerde toplanıyor:
“Neyse ben her bir müebbet hapis cezası için 12 dakika söz hakkım olduğunu göz önünde bulundurarak başladım savunmamı kısaltmaya, onu sil bunu sil derken kaldı 55 sayfa! Her ne kadar savunmamın bütünlüğü bozulmuş olsa da, iddia makamının cezalandırılmamı istediği suçlamalara karşı kendimi tam olarak savunmayacak olsam da önemli olan sizi zor durumda bırakmamak için iki saatlik süre içerisinde savunma yapabilmek.” [1]
Bu ifadeler, savunmanın içeriğinin mahkeme tarafından değil; süre baskısı altında bizzat savunmayı yapan tarafından daraltıldığını gösteriyor. 107 sayfadan 55 sayfaya indirilen bir metin… “Onu sil bunu sil derken” ifadesi, savunma hakkının kendi eliyle törpülenmek zorunda bırakıldığını anlatıyor.
Savunma hakkı, yalnızca konuşma değil; iddialara karşı kapsamlı ve bütünlüklü cevap verebilme imkânıdır. Anayasa madde 36 ve AİHS madde 6 çerçevesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, savunmanın özünü zedeleyecek ölçüde sınırlandırılamaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da savunma için tanınan sürenin davanın kapsamı ve isnat edilen suçların ağırlığıyla orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Birden fazla müebbet hapis cezası talep edilen bir dosyada savunmanın iki saatle sınırlandırılması, ölçülülük ilkesi bakımından ciddi bir tartışma doğurmaktadır.
Savunma metninde geçen “önemli olan sizi zor durumda bırakmamak için” ifadesi ise dikkat çekicidir. Savunma hakkını kullanan kişi, mahkemenin takvimine ve konforuna göre kendi sözünü kısaltmak zorunda kaldığını ifade etmektedir. Oysa yargılamanın merkezinde mahkemenin rahatlığı değil, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tesisi yer alır.
Süreyle Ölçülen Adalet
Savunma hakkının kısıtlanması, ceza yargılamasında mutlak bozma sebeplerinden biri olarak kabul edilmektedir. CMK madde 289/1-h uyarınca savunma hakkının kısıtlanmış olması hukuka kesin aykırılık hâlidir. Bu tür bir kısıtlama, hükmün esasına bakılmaksızın yargılamanın sıhhatini tartışmalı hâle getirir.
Beştepe’de 31 Aralık 2019 tarihinde kayda geçen bu beyanlar, bir savunmanın nasıl saatle çevrelendiğini, sayfaların nasıl yarıya indirildiğini ve müebbet taleplerinin “12 dakikalık” dilimlere bölündüğünü gösteriyor.
Bir mahkeme salonunda adalet, dakikalarla ölçüldüğünde; geriye yalnızca şu soru kalıyor: Savunma hakkı gerçekten kullanılmış mıdır, yoksa yalnızca süresi doldurulmuş mudur?
Kaynaklar:
[1] Muzaffer Taha Gümüş’ün 31.12.2019 tarihinde Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği beyanı; AYM Başvuru Formu