İnsan hayatının ve yaşam hakkının kutsallığı, birçok evrensel hukuk metni, insan hakları bildirgesi ve dinî/felsefi belgede güçlü ifadelerle korunmuştur. Birleşmiş Milletler metinleri, “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır”[1] derken ayrıca, “Her insanın doğuştan gelen yaşam hakkı vardır. Bu hak yasayla korunur. Hiç kimse yaşamından keyfi olarak yoksun bırakılamaz”[2] ifadeleri ile konuya güçlü bir vurgu yapmayı gerekli görmüşlerdir. Kur’an’da Maide Suresi’nde, “Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” denirken, Tevrat’ta bu husus “Öldürmeyeceksin.” ayeti ile kendine yer bulmuştur.
15 Temmuz gecesi ise aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ aydınlatılmamış ya da karanlıkta bırakılması tercih edilen olaylar silsilesini bastırmak isteyen, hükümet emrinde vazife icra eden güvenlik bürokrasisi elemanlarının ana motivasyonu; resmî literatürde ‘etkisiz hâle getirmek’, günlük dilde ise sorgusuz sualsiz ‘öldürmek’ idi. Jandarma Genel Komutanlığında elleri havada, üzerinde atleti olduğu hâlde teslim olmuş Yüzbaşı Yasin Özdemir’in insafsızca katledilmesi, o gece yaşanan onlarca ölümden sadece bir tanesi idi.
Diğer yandan, türlü saiklerle iddia edilen darbe girişimini bastırmak maksadıyla hareket eden vatandaşlardan da Jandarma Genel Komutanlığı civarında katledilenlerin olduğu bir hakikattir. Yargılamanın en önemli gayesi ise bu eylemlerin faillerini tespit edip hak ettikleri cezayı vermektir. Ancak Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Beştepe Karargâh davasında yaşananlar, olayları aydınlatmak yerine akıllarda derin soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuştur.
15 Temmuz’un Karanlığında Kaybolan Bir Hayat
Bu kapsamda maktul “Medet Ekizceli”nin hikâyesine satırlarımızda yer vereceğiz. Ekizceli, o gece yanında kayınpederi Arif Yavuz olduğu hâlde, Ankara Büyükşehir Belediyesine ait su tankeri ile Jandarma Genel Komutanlığı civarına geldikleri esnada, resmî anlatıya göre karargâhtan gelen atışla hayatını kaybediyor ve kayınpederi Arif Yavuz da bu nedenle davanın müşteki sıralarında yerini alıyordu. Yavuz, mahkeme beyanlarında özetle damadı Medet Ekizceli ile aynı araçta olduklarını, damadının “Baba vuruldum” dediğini ve araçtan indiğinde yere yığıldığını anlatmıştır.[3] Yavuz, ifadesinde ateşin sağ taraftaki Jandarma Genel Komutanlığı binasından veya köprü üzerindeki zırhlı araçlardan geldiğini düşündüğünü belirtmiş ve o esnada aracın camının açık olduğunu beyan etmiştir.[4]
Bu iddialara karşı suçlanan askerî personel ise kamera görüntülerinde su tankerinin sağ camının kapalı göründüğünü, dolayısıyla atışın binadan gelmesinin mümkün olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca, su tankeri ile JGK binası arasında başka bir kamyonun bulunması nedeniyle binadan doğrudan bir atış yapılmasının fiziken imkânsız olduğu iddia edilmiştir.[5] Bunun yanında savunmalarda, Arif Yavuz’un ilk ifadesinde damadının “zırhlı araçtan gelen atışla vurulduğunu” söylemişken sonradan ifadesini değiştirdiği ileri sürülmüştür.
Yapılan otopside, Ekizceli’nin vücudundan 9 mm çapında deforme bir mermi çekirdeği çıkarıldığı; Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı’nın raporuna göre, maktulün vücudundan çıkan mermi çekirdeğinin, Jandarma Genel Komutanlığı (JGK) envanterinde bulunan ve incelemeye gönderilen yaklaşık 150 silahın hiçbirinden atılmadığı da dava dosyalarına girmiştir. Suçlamaya maruz kalan şahıslar ile Medet Ekizceli’nin bulunduğu yer arasında 180 metre mesafe olduğu, bu mesafenin keşif raporuna göre kısa namlulu silahlar için menzil dışında kaldığı hususu da ayrıca dile getirilmiştir.[6]
Tüm bu bilgiler ışığında, öldürme fiilinin faili olarak lanse edilen kişiler, balistik raporların kendi silahlarını temize çıkardığını vurgulayarak; failin olay yerindeki Polis Özel Harekât (PÖH) ekipleri, JÖAK unsurları veya sivil silahlı kişiler olabileceğini, ancak bu grupların silahlarının balistik incelemesinin yapılmadığını iddia etmişlerdir.
Hakikat mi Korundu, Senaryo mu?
Bu yazıda odağımızı Ekizceli’ye çevirmemizin bir diğer nedeni de maktulün kayınpederi Arif Yavuz’un, müşteki sıfatıyla geldiği duruşma salonunda içine düştüğü izahtan vareste durumu kamuoyunun dikkatine sunmaktı. Yavuz, huzurda verdiği ifadesinde olayın başlangıç safhasını anlattığı bölümde, olay tarihinde saat 19.30 sıralarında belediyedeki amirleri tarafından araç başına gitmeleri yönünde talimatlandırıldıklarını bir anda ağzından kaçırınca, dikkatli dinleyicilerin ve başta Avukat Ayten İzmirli olmak üzere savunma konumundaki kişilerin tepkisine maruz kalmış; tüm Türkiye darbe girişimini, Başbakan Binali Yıldırım’ın saat 23.00’te yaptığı ‘kalkışma girişimi’ açıklaması ve Cumhurbaşkanının ilk kez saat 00.04 sularında basına yaptığı açıklama ile öğrenmişken, “siz nasıl bu kadar erken haber alıp aksiyon aldınız yahut aldırıldınız?” şeklindeki haklı itirazlarla karşılaşmıştır.
Oluşan tereddütlere karşı ise müşteki Yavuz bir anda ağlamaya başlayıp, diğer müşteki avukatlarının sufleleri arasında yalnızca, “Ben canımı kaybettim, siz bana neyi ima ediyorsunuz?” şeklinde mukabelede bulunmuş ve mahkeme salonunda oluşan infial ortamı içerisinde, mahkeme başkanının imdadına yetişmesi ile “Sen kötü oldun, bir hava al.” denilerek salondan çıkarılmış; bir daha salona dönmeyerek konunun örtbas edilmesi sağlanmıştır. İlaveten, SEGBİS çözümlemelerinde de bu ifadelerin yer aldığı beyanlara, sanık avukatlarının itirazlarına rağmen yer verilmeyerek konu bizzat mahkeme tarafından yokluğa mahkûm edilmiştir.
Yavuz gerçekten de o gece dediği gibi canını kaybetmiştir. Damadının kutsal olan yaşam hakkı birtakım eller tarafından gasp edilmiştir. Ancak kendisi, derecesini ancak yaşayanın bilebileceği acısını, maddi gerçeğe ulaşmak için değil, sahip olduğu ideolojisini aklamak için kullanmayı tercih etmiştir. Bu ideolojik körlük belki zamanın ruhuna uygundu; ancak maktul Ekizceli’nin ruhunu incittiği, su götürmez bir hakikat olarak mahkeme salonunda yankılanmıştı.
Kaynaklar:
[1] Birleşmiş Milletler — İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 3
[2] Birleşmiş Milletler — Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme Madde 6
[3] Arif Yavuz’un 03 Ağustos 2016 tarihli Ankara TEM Şube Müdürlüğünde verdiği ifade
[4] Arif Yavuz’un 04 Nisan 2019 tarihli Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesindeki verdiği ifade
[5] Yarbay Erdoğan Çiçek’in 17-18-19 Haziran 2019 tarihli 23. Ağır Ceza Mahkemesindeki Esasa İlişkin Savunması.
[6] Yarbay Özkan Yılmaz’ın 20 Haziran 2018 tarihli 23. Ağır Ceza Mahkemesindeki savunması.