15 Temmuz sonrasında yürütülen yargılamaların sonuçları, yalnızca haklarında işlem yapılan kişilerle sınırlı kalmamıştır. Adalet Bakanlığının verilerine göre, 2016-2024 yılları arasında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 3.093.084 kişi hakkında yargılama yürütülmüş; bu süreç, yargılanan kişilerin yanı sıra aileleri üzerinde de çeşitli sosyal ve insani sonuçlar doğurmuştur. [1]
Yargılamaların doğurduğu sonuçlardan etkilenenlerden biri de, Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı davası kapsamında yargılanan Kursiyer Teğmen Fatih Çelik’tir. Aynı dosya kapsamında yargılanan diğer kursiyer teğmenler hakkında tahliye kararları verildiği süreçte tutuklu olarak yargılanan tek kursiyer teğmen olarak kalan Fatih Çelik, bu farklılığın somut gerekçelerle ortaya konulmadığını mahkeme huzurunda dile getirmiştir. Bugün ailesinin yaşadığı sürecin izlerini yıllar önce ifade eden Fatih Çelik, devam eden tutukluluğun kendisi ve ailesi üzerinde yol açtığı sonuçları şu sözlerle anlatmıştır:
“…Bu aşamada şahsım adına gerçeklerin ortaya çıkması neticesinde, diğer kursiyer teğmen arkadaşlar gibi tahliye edilmeyi bekledim. Sonuçta dosyadaki diğer kursiyerlerden emir, komuta ve etkinlik yönünden bir farkım bulunmamaktadır. O gün orada Kursiyer Teğmen Fatih ÇELİK değil, hangi kursiyer teğmen olursa olsun bugün benim konumumda olacaktı. İlk duruşmalarda, üzerlerine atılı suçlamaların doğru olmadığı anlaşılarak tahliye edilen kursiyerler için ortaya çıkan durum, geçen duruşmalarda benim için de ortaya çıktı. Ancak ben tahliye edilmedim, hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Soruyorum size Sayın Heyet, tahliye olan kursiyerlerden farkım nedir? Adalet herkese adil davranmayı gerektirmez mi? Tutuklu olan tek kursiyer teğmen olarak kalmam, bana ve aileme maddi, manevi, telafisi mümkün olmayan ve giderek ağırlaşan acıya neden olmaktadır…” [2]
Fatih Çelik’in, Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu olarak yargılanan tek kursiyer teğmen olmasına ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine dayanak yapılan suçlamaların temelini, dönemin Ankara İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Ferdi Korkmaz’ın idari tahkikat kapsamında verdiği şu beyan oluşturmaktadır:
“…Sonradan adının Fatih ÇELİK olduğunu öğrendiğim FETÖ mensubu teğmen, bizim üsteğmeni derdest etmemize direnç gösterdi ve silahını bize doğrulttu. Diğer arkadaşlarımız onu da derdest edip yere yatırdılar ve her ikisinin de ellerini arkalarından koli bandı ile bağladılar. Bu esnada bize 15-20 metre mesafede bulunan iki teğmen tüm ikazlarımıza rağmen oradan ayrılmadılar, onları da bir fırsatını bulup derdest ettik. Ancak bu ikisinin adını hatırlamıyorum…” [3]
Fatih Çelik ise, söz konusu suçlamalara dayanak yapılan bu beyana karşı Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde yaptığı savunmada, isnatların diğer müşteki ve tanık anlatımlarıyla örtüşmediğini, Ferdi Korkmaz’ın duruşmada dinlenmemesi nedeniyle kendisine soru yöneltme imkânı bulamadığını ve çelişkili olduğunu belirttiği bu beyanın açıklığa kavuşturulamadığını şu sözlerle ifade etmiştir:
“…Yargılamanın başında müşteki Ferdi KORKMAZ’ın, şahsıma yönelik ‘üsteğmeni derdest etmemize direnç gösterdi ve silahını bize doğrulttu’ beyanını dayanak alan iddia makamı, şahsıma bu suçlamaları yöneltmiştir. Huzurunuzda ifade veren ve 2 No’lu Nizamiye’de müşteki Ferdi KORKMAZ ile o gece boyunca birlikte olan, benim gözaltına alınmam esnasında da orada bulunan müşteki N. B., tanık S. K. ve tanık E. E.’ye bu iddialara yönelik soru sorduğumda, ortak olarak ‘teğmenlerden silah doğrultan olmadı’ demişlerdir.
…Müşteki Ferdi Korkmaz mahkemeye gelmediği için kendisine soru sorma imkânım da oluşmamıştır. Neticede şahsıma yönelik çelişkili ifadesini huzurunuzda netleştiremedik. … Şahsıma yönelik ağır ithamlarda bulunan bir müştekinin huzurda dinlenmemesi, sanığa soru sorma hakkının tanınmaması ve bu müşteki ifadesinin kanun kabul edilerek şahsıma müebbet verilmesi ne kadar adildir?
…İddia makamının yeni iddialarının da doğru olmadığını tek tek açıkladım. Bu yeni iddiaların adil yargılamayı engellediğini düşünüyorum. Zira üzerime atılı bu fiilleri ve bu beyanları verenlere soramadım. Mesela, ‘kaçmaya engel oldu’, ‘Ferdi Korkmaz’ın kaçmasına engel oldu’ diye. Bu soruyu ben daha önceden bilseydim, iddia makamı tarafından ileri sürüleceğini bilseydim, tanık E. E.’ye de sorardım, orada N. B.’ye de sorardım. …Ama mütalaada iddia makamı, hiçbir beyana ve delile dayanmayan yepyeni fiillerle suçlamaya devam etmektedir.”[4]
Benzer itirazlar, Fatih Çelik’in müdafii Av. İsmet Atilla Hekimoğlu tarafından da mahkeme huzurunda şu sözlerle dile getirilmiştir:
“…Soruşturmanın gizli olması sebebiyle, müvekkil hakkında verilen aleyhe ifadelere karşı müvekkilin savunma hakkı mümkün olmamıştır. Dolayısıyla İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına açık aykırılık söz konusudur. Silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiştir.
…Sayın iddia makamı mütalaasında, askerî darbe yapıldığı belli olmasına rağmen nizamiyeden ayrılmayarak sabah saatlerine kadar diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği ve Ferdi Korkmaz’ın kaçışına engel olmaya çalıştığı şeklinde iddialarda bulunmaktadır. Her şeyden önce, bir askerî darbe yapıldığının müvekkilim açısından ne şekilde belli olduğu açıklanmaya muhtaçtır.
…Ferdi Korkmaz’ın kaçışına engel olduğu iddiası tamamen temelden yoksundur. Dosyanın hiçbir yerinde müvekkilimin bu yönde bir davranışı olduğundan söz edilmemektedir.” [5]
Yükselen Rütbeler, Tükenen Ömürler
Fatih Çelik, diğer kursiyer teğmenler hakkında tahliye kararları verildiği süreçte tutuklu olarak yargılanan tek kursiyer teğmen olarak kalmış ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmiştir. Aradan geçen yıllar içinde, yargılamaların etkileri hüküm giyen kişilerin ötesine taşmış; aileler de telafisi güç sonuçlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu durumun somut örneklerinden biri de Fatih Çelik’in babası H. Çelik’in sağlık sürecinde görülmektedir. H. Çelik, yıllarca süren maddi ve manevi sıkıntıların gölgesinde, bir yandan kanserle mücadele ederken bir yandan da evladının tahliye edileceği günü umutla bekledi. Uzun süren tedavi sürecinin ardından sağlık durumu ağırlaştı ve yaşam mücadelesini yoğun bakımda, yaşam destek ünitesine bağlı olarak sürdürdü. H. Çelik, vermiş olduğu iki yıllık yaşam mücadelesini 09 Temmuz 2026 tarihinde kaybederek memleketi Malatya’da toprağa verildi.
15 Temmuz gecesi yaşananların ardından Ferdi Korkmaz’ın mağduriyet anlatısı ve sonrasında sergilediği tutum, kamuoyu nezdinde kahramanlık örneği olarak değerlendirilmiş ve ilerleyen süreçte tuğgeneral rütbesine yükselmesiyle sonuçlanmıştır. Buna karşılık, aynı sürecin sonunda Fatih Çelik, kursiyer teğmenlikten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına uzanan bir yargılamanın tarafı olmuş; omzundan sökülen yıldız ise Ferdi Korkmaz’ın omzunda tuğgeneral apoleti olarak yeniden belirmiştir.
Bugün geriye kalan; bir tarafta yükselen rütbeler ve kamuoyunda inşa edilen kahramanlık anlatıları, diğer tarafta ise delil yetersizliğine rağmen yıllarca süren tutukluluğun telafisi güç sonuçlarıyla yüzleşen bir aile, yarım kalan umutlar ve evladının tahliyesini göremeden hayata veda eden bir babanın sessiz hikâyesidir.
Kaynaklar
[1] Av. Levent Mazılıgüney, “Türkiye’de Kaç Terörist Var? TCK 314 İstatistikleri Üzerinden Değerlendirme’’, Erişim Tarihi: 20.11.2025 https://www.hukukihaber.net/turkiyede-kac-terorist-var-tck-314-istatistikleri-uzerinden-degerlendirme
[2] Fatih Çelik’in 04.07.2017 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı
[3] Ferdi Korkmaz’ın 30.07.2016 tarihinde Beytepe Jandarma Okullar Komutanlığı İdari Tahkikatında verdiği beyanı
[4] Fatih Çelik’in 21.06.2018 tarihinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı
[5] Av. İsmet Atilla Hekimoğlu’nun 28.06.2018 tarihinde 20. Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği beyanı