“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Literatüre Girecek Uygulamalar – 1 : İnsanlık Dışı İşkenceler

Literatüre Girecek Uygulamalar – 1 : İnsanlık Dışı İşkenceler

Beştepe Davası’nda O.T., mahkemede yaptığı savunmada gözaltına alındığı andan itibaren Ankara İl Emniyet Müdürlüğünde geçirdiği günlerde bizzat yaşadıklarını ve tanıklık ettiği olayları anlattı. İfadeleri, gözaltındaki askerî personele yönelik kötü muamelenin birkaç görevlinin anlık taşkınlığından ibaret olmadığını; farklı mekânlarda, birbirini takip eden yöntemlerle ve belirli bir düzen içerisinde sürdürüldüğünü göstermektedir.

Yazıda yer verilen ifadeler mağdura ait olsa da 15 Temmuz sonrasında Ankara, İstanbul ve diğer şehirlerde gözaltına alınan askerî personelin benzer anlatımları bulunmaktadır. Bu benzerlik, yaşananların kişisel bir husumet veya münferit bir öfke patlaması olarak değerlendirilmesini güçleştirmektedir.

Mağdurun anlatımına göre ilk uygulama, gözaltına alınan personelin kıyafetlerinin çıkarılmasıyla başladı:

“Kıyafetlerimizin üst bölümünü tamamen çıkarmamızı, ellerimizi enselerimize kenetleyerek birer birer bahçeye çıkmamızı istediler. Bahçeye çıkanı direkt yüzüstü yatırıyor, tekmelemeye başlıyorlardı. ‘O. çocukları’ diye küfür ediyorlardı. Burada vücudumun çeşitli yerlerinden darbedildim.” [1]

Anlatılan olayda gözaltına alınanların herhangi bir direnişi veya saldırısı bulunmamaktadır. Henüz haklarında bir hüküm bulunmayan, teslim olmuş ve kendisini koruma imkânı elinden alınmış askerî personel, daha ilk aşamada suçlu ilan edilerek cezalandırılmıştır.

Darp eylemi bahçeyle sınırlı kalmamıştır:

“Ayakkabılarımızın bağcıklarını çıkartıp ellerimizi arkadan sıkıca bağlıyorlar ve otobüse bindiriyorlardı. Her türlü küfür ve darp aralıksız devam ediyordu. Otobüs dolduktan sonra bizi koridora yüzükoyun, balık istifi gibi doldurdular.” [1]

Elleri arkadan bağlı insanların üst üste taşınması, bir güvenlik tedbirinden çok aşağılama ve eziyet yöntemine dönüşmüştür.

Mağdur, otobüste görev yapan polislerden birini fiziksel özellikleriyle birlikte tarif etmektedir:

“Bu polislerden kısa boylu, göbekli, bıyıklı ve esmer tenli olan, koridorda yüzükoyun yatanların üzerine basarak gidip geliyordu; bu esnada sürekli ‘O. çocukları’ diye küfrederek tekmeyle darbediyordu. Bu arada başıma ve vücudumun bazı yerlerine tekmeyle vurularak darbedildim.” [1]

Koridorda yüzüstü yatırılan kişilerin üzerlerine basılarak dolaşılmasının tek amacı, teslim olmuş bu insanlara acı vermek, onları aşağılamak ve iradelerini kırmaktır.

Üstelik mağdur, görevliyi yalnızca genel ifadelerle anlatmamış; boyunu, vücut yapısını, ten rengini ve bıyığını tarif etmiştir. Bu ayrıntılar, otobüslerde görev yapan personelin listesiyle karşılaştırıldığında failin belirlenmesine imkân sağlayabilecek nitelikte olup anlatımın soyut olmadığını göstermektedir.

Emniyet Yerleşkesinde Oluşturulan Koridor

Otobüs Ankara İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesine ulaştığında kötü muamele psikolojik sindirme aşamasına geçmiştir:

“İçeride işkence yapan polis, ‘Dışarıda halk toplanmış, koşarak spor salonuna geçin, yoksa sizi ellerinden alamayız’ dedi. İnmek üzere ayağa kalktığımda Ankara İl Emniyet Müdürlüğü yerleşkesinde olduğumuzu gördüm; sivillerin orada toplanması mümkün değildi.” [1]

Burası herkesin serbestçe girebileceği bir meydan veya cadde değildir. Giriş ve çıkışların kontrol altında tutulduğu, güvenlik görevlilerinin bulunduğu bir emniyet yerleşkesidir. Buna rağmen otobüs ile spor salonu arasındaki güzergâhta bir grup insan, önceden yerleştirilmiş gibi iki yana sıralanmıştır:

“Bahsettiğim bu grup, otobüs ile spor salonu arasındaki 40–50 metrelik mesafede iki yana birerli sıralanarak geçeceğimiz koridoru oluşturmuştu.” [1]

Grubun rastgele bir yerde durmadığı, gözaltındakilerin geçeceği güzergâh boyunca düzenli biçimde sıralandığı anlaşılmaktadır. Bu düzen, yaşananların kendiliğinden gelişen bir kalabalık tepkisi olmadığını göstermektedir.

Mağdur, otobüsten iner inmez başlayan saldırıyı şu sözlerle anlatmıştır:

“Otobüsten iner inmez ellerindeki demirlerle, sopalarla, taşlarla darbetmeye başladılar. Dayanamayıp yere düşenleri tekmelemeye devam ettiler. Burada da düşene kadar darbedildim; yere düştükten sonra iki tanesi kollarımdan tutup sürükleye sürükleye spor salonuna doğru götürdüler.” [1]

Yere düşenlerin dahi tekmelenmeye devam edilmesi, uygulamanın bir güvenlik ihtiyacına dayanmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Elleri bağlı, yürüyemez hâle gelmiş ve yere düşmüş insanların herhangi bir tehdit oluşturması mümkün değildir.

Anlatımın Ortaya Koyduğu Tablo 

Mağdurun anlatımındaki olay akışı şöyledir: Önce kıyafetler çıkarılmış, ardından personel bahçede yüzüstü yatırılarak darbedilmiş, elleri ayakkabı bağcıklarıyla bağlanmış, otobüslere yüzükoyun doldurulmuş, araç içerisinde üzerlerine basılmış ve emniyet yerleşkesinde demir, sopa ve taşlarla karşılanmıştır.

Birbirini takip eden bu uygulamalar, kontrolünü kaybeden birkaç kişinin kısa süreli öfkesinden ibaret değildir. Farklı mekânlarda farklı görevliler tarafından benzer yöntemlerle sürdürülen bir kötü muamele zinciri bulunmaktadır.

Daha da önemlisi, bütün bunların devletin denetimi altında gerçekleştiği anlatılmaktadır. Olayların yaşandığı araçlar, görev yapan personel, emniyet yerleşkesine giriş yapan kişiler ve kullanılan güzergâh resmî kayıtlarla belirlenebilecek niteliktedir.

Buna rağmen gözaltındaki personelin geçirileceği koridoru oluşturanların, ellerindeki demir ve sopalarla onları darbedenlerin ve otobüste yüzükoyun yatanların üzerine basan görevlinin tespit edilmemiş olması, delil yokluğundan ziyade etkili bir araştırma yapılmadığına işaret etmektedir.

Henüz yargılama başlamadan suçlu ilan edilen askerî personelin darp sonucu oluşan yaralarının görüntüleri ulusal yayın organlarında yayımlanmış, yaralı ve savunmasız hâlleri kamuoyuna teşhir edilmiştir. Böylece fiziki şiddet, toplum önünde yapılan bir itibarsızlaştırma faaliyetiyle tamamlanmıştır.

İşkencenin zamanaşımına tabi olmayan ağır bir suç olduğunu emniyet ve yargı mensuplarından daha iyi bilmesi gereken başka bir meslek grubu yoktur. Buna rağmen polislerin gözaltındaki askerî personele yönelik bu muameleleri gerçekleştirdiği, yargı mercilerinin ise ayrıntılı anlatımları etkili biçimde soruşturmadığı yönündeki iddialar, yaşananları daha da ağırlaştırmaktadır.


Kaynak

[1] Mağdurun ifadesi; Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi SEGBİS kayıt çözümlemeleri ve duruşma zabıtlarından derlenmiştir.

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR