Beytepe Davası’nda N.Ö.’nün mahkeme huzurunda anlattığı gözaltı süreci; hakaret ve tehditten fiziki şiddete, uykusuz bırakılmaktan açlığa, saatlerce stres pozisyonunda bekletilmekten ailesi üzerinden kurulan baskıya kadar uzanan ağır bir kötü muamele tablosu ortaya koyuyor. Anlatımın en kritik noktası ise bütün bu koşullar altında ifade alınmış olması. Müdafii Av. M.K. de daha sonra yaptığı görüşmeler sonucunda, başlangıçta inanmakta güçlük çektiği bazı hususların doğru olduğunu öğrendiğini ve özellikle aile üzerinden kurulan baskının ardından mağdurun “Ne istiyorsanız ben altına imza atacağım.” noktasına geldiğini anlattı.
“Gözaltı sürecim tam bir kâbustu”
Mağdur, gözaltı sürecini fiziksel ve psikolojik baskının birlikte uygulandığı bir dönem olarak anlattı:
“Gözaltı sürecim tam bir kâbustu benim için. (…) Aşağılama, hakaret, eşimi, ailemi, şahsımı tehditler, fiziki şiddet, yorma, korkutma, sindirme gibi kötü muamelelere başvurarak benden bilgi değil, adeta intikam ve hırslarını almaya çalıştılar ve tüm kinlerini kustular. Bana, aileme ve tüm kutsal değerlerime sinkaflı küfürlerle saldırıp beni aşağılayıp psikolojimi adeta altüst ettiler.” [1]
İddia edildiği biçimiyle bu muameleler, gözaltının hukuki sınırlarını aşan; kişinin bedensel bütünlüğünü, iradesini ve insan onurunu hedef alan kabul edilemez uygulamalardır.
Solunum Cihazı Olmadan Üç Gün
Gözaltı koşullarının sağlık durumu üzerindeki etkisini anlatan mağdur, kullandığı solunum cihazından mahrum kaldığını belirtti:
“Uyku apnesi denen rahatsızlığım mevcuttur. (…) Solunum cihazı ile hayatımı sürdürüyorum. (…) Gözaltı sürecinde cihazsız ve ölüm korkusuyla uyuyamadığımdan dolayı yaklaşık 3 gün kadar uykusuzluk hâlim mevcuttur. İfadem bu psikolojik baskı ve uykusuzluk döneminde alınmış olup, bu kapsamda hatalar ve hukuki sakatlıklar olduğunun bilinmesini arz ediyorum.” [1]
Sağlığı için gerekli olduğunu belirttiği solunum cihazından mahrum bırakılması ve bu koşullarda ifadesinin alınması, kişinin sağlık durumunun gözetilmemesiyle ifade iradesinin zedelenmesi riskini aynı noktada buluşturan ciddi bir kötü muamele iddiasıdır.
“Hayvanın önüne atar gibi”
Temel ihtiyaçların karşılanma biçimi de mağdurun anlatısında ayrı bir yer tuttu:
“Aç bırakıldım ve gözaltı süresi boyunca bir küçük ekmek parçası ve küçük bir reçelden başka hiçbir yiyecek verilmedi. (…) Verdiklerini de hayvanın önüne atar gibi attılar ve onurumuzu ve gururumuzu kırarak bu işlemleri ve bu eylemleri yaptılar. Fiziki ve psikolojik cebir ve şiddet uyguladılar. (…) Tekme, tokat, yumruk, aşağılama ve şu an zikretmek dahi istemediğim en ağır sinkaflı küfürlere maruz kaldım.” [1]
Temel ihtiyaçların kısıtlanmasının fiziksel şiddet ve aşağılayıcı muameleyle birlikte gerçekleştiği yönündeki bu anlatım, gözaltı koşullarının insan onurunu zedeleyen sistematik bir baskıya dönüştüğü iddiasını güçlendiriyor.
On Saatlik Stres Pozisyonları
Savcı ifadeleri öncesindeki bekletilme koşulları da mağdurun ayrıntılı biçimde anlattığı başlıklardan biriydi:
“Savcı ifadeleri öncesinde yaklaşık 10’ar saat, 10’ar saat kadar ayakta stres pozisyonunda, duvara başımız dayalı, kelepçeli, herhangi bir şekilde oturmama, çömelmeme, duvara yaslanmama müsaade edilmeden bekletildim. Hiçbir şekilde sandalyeye oturtmadılar, nezarethane veya bir odada dinlendirmediler. Boynum, sırtım ve belimdeki şiddetli ağrılardan dolayı vücudum takatsiz kaldı ve büyük acılar duydum.” [1]
İfade işlemi öncesinde saatlerce kelepçeli ve zorlayıcı bir pozisyonda tutulduğu yönündeki bu beyan, fiziksel yıpratmanın kişinin direncini ve ifade iradesini etkileyebilecek bir baskı aracına dönüştüğü iddiasını gündeme getiriyor.
Avukat Sustu, Darp İzleri Rapora Geçmedi
Mağdur, ifade sırasında ve sağlık muayenesinde yaşandığını ileri sürdüğü iki ayrı durumu aynı anlatım içinde aktardı:
“İfadem esnasında devamlı sindirme, baskı ve tehditlere maruz kalıyordum. (…) Baro avukatımız Av. M.K.B. tarafından TEM’ci polise ‘Lütfen memur bey, duygularınızı işin içine karıştırmayın.’ şeklinde nazik bir müdahale oldu. Bunun üzerine TEM’ci polis önce avukata sesini yükseltti, sonra da avukata bağırıp çağırmaya başladı. Bunun üzerine baro avukatı susmak zorunda kaldı. (…) Kendisinden hiçbir şekilde hukuki destek görmedim. (…) Gözaltı sürecinde vücudumuzdaki darp, cebir izlerini ve morlukları sağlık raporu muayenesi esnasında doktorlara gösterdiğimizde rapora bunları yazamadılar ve adeta TEM’cilerin bu konudaki günahlarına ortak oldular.” [1]
Avukatın müdahalesinin etkisiz kaldığı ve darp izlerinin sağlık raporuna geçirilmediği yönündeki bu beyanlar, kötü muamele iddialarını görünür ve denetlenebilir kılması gereken iki temel güvencenin de işlevsiz kaldığı iddiasını ortaya koyuyor.
“Ne sorulursa ‘evet, evet’ dedim”
Mağdur, gözaltında yaşadıklarını anlattıktan sonra bu koşulların ifadesine nasıl yansıdığını da açıkladı:
“Özellikle ailemin tehdidinden sonra bana ne sorulursa ‘evet, evet’ deyip bir an önce o olağanüstü kötü muameleler ve işkence şartlarından kurtulmak istedim.” [1]
Mağdurun bu sözleri, verdiği cevapların serbest bir iradenin ürünü olup olmadığına ilişkin ciddi bir şüphe doğuruyor; anlatıma göre ifade, baskıdan kurtulma isteğinin doğrudan etkisi altında şekillenmişti.
Müdafii Av. M.K. de mağdurun anlatımlarına ilişkin kendi değerlendirmesini mahkeme huzurunda paylaştı:
“Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki birkaç günlük korkunç maceradan sonra çok ilginç bir şey dikkatimi çekti. (…) Savunmasını üstlendiğim tarihten itibaren yaklaşık 4-5 ay kendisine, çok özür dileyerek ifade ediyorum, ağır psikolojik baskı uyguladım. Çünkü bir avukatın en çok korktuğu ve çekindiği şey, müvekkili ile arasında samimiyet eksikliğinin olmasıdır. (…) Daha sonra yaptığım temaslar ve yaptığım görüşmelerde (…) N.Ö.’nün bana ifade ettiği ve benim inanmakta güçlük çektiğim şeylerin doğru olduğunu şaşırarak öğrendim. (…) Kıymetli savcımızın ‘Bakın eşinizin de bir devlet memuru olduğunu nazarı dikkatten kaçırmayın, yarın siz düzgün şekilde iş yapmaz, ifade vermezseniz o da işinden olabilir.’ şeklinde olduğunu tahmin ettiğim (…) uyarısı muhtemelen N. tarafından farklı şekilde algılanmış ve N. sert bir şekilde ayağa kalkmış. (…) ‘Tamam, ne istiyorsanız ben altına imza atacağım.’ demesinden sonra (…) bu şekilde imza attığını ifade etmişti. Gerçekten de ben bunu teyit ettim.” [2]
Müdafiin, başlangıçta kuşkuyla yaklaştığı bazı anlatımları sonradan teyit ettiğini söylemesi, aile üzerinden kurulduğu ileri sürülen baskının yalnızca mağdurun kişisel beyanı olarak kalmadığını; savunma makamınca da ayrıca araştırıldığını gösteriyor.
Hukuki Değerlendirme
Mahkeme huzurunda anlatılan bu uygulamalar, öncelikle işkence ve kötü muamele yasağı bakımından değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 17. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, işkenceyi ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. TCK’nın 94. maddesi de kamu görevlisinin insan onuruyla bağdaşmayan ve kişiye bedensel ya da ruhsal acı veren davranışlarını işkence suçu kapsamında düzenliyor.
Mağdurun ifadesinin uykusuzluk, tehdit, fiziksel baskı ve ailesine yönelik sözlerin etkisi altında alındığı yönündeki beyanı ise ifadenin özgür iradeye dayanması zorunluluğunu gündeme getiriyor. CMK’nın 148. maddesi; kötü davranma, işkence, yorma, cebir ve tehdit gibi iradeyi etkileyen yöntemleri yasaklıyor ve bu yöntemlerle elde edilen ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceğini düzenliyor.
İfade sırasında avukatın müdahalesinin etkisiz kaldığı ve darp izlerinin sağlık raporuna geçirilmediği yönündeki iddialar da savunma hakkı ile kötü muamele bulgularının kayıt altına alınması bakımından ayrıca önem taşıyor.
Bu nedenle anlatılanlar yalnızca ağır gözaltı koşullarına ilişkin iddialardan ibaret değil. Asıl hukuki sorun, bu koşullar altında kişinin iradesinin etkilenip etkilenmediği ve alınan ifadenin güvenilirliğinin ne ölçüde korunabildiği noktasında yoğunlaşıyor. Bunun yanında, işkence ve kötü muamele iddiaları yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar olarak görülemez; bu tür fiillerin etkili biçimde soruşturulması ve sorumluların belirlenmesi hukuk devletinin devam eden yükümlülükleri arasındadır. İşkence suçunda zamanaşımı işlemez. Aradan yıllar geçmesi, bu fiillerin soruşturulması ve sorumluların yargı önünde hesap vermesi ihtimalini ortadan kaldırmaz. Zaman, işkence failleri açısından bir cezasızlık güvencesi değildir.
Kaynaklar
[1] N.Ö.’nün Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 18.07.2017, 16.11.2017, 22.06.2018 ve 28.06.2018 tarihli 12., 27., 36. ve 40. celse SEGBİS çözümlerindeki beyanları.
[2] Müdafii Av. M.K.’nin Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 18.07.2017 tarihli 12. celsedeki beyanı.