Beytepe Davası’nda, Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhında Kurmay Binbaşı olarak görev yapan Nurettin Özdoğan’ın mahkeme salonunda anlattıkları, gözaltından yargılama sürecine uzanan bir dizi hukuki tartışmayı gündeme getiriyor. Suçlamanın bildirilmemesi, savunma alınmadan meslekten çıkarılma, arama ve el koyma belgelerine ulaşılamaması ile müdafiin çalışma koşulları bu anlatımın temel başlıklarını oluşturuyor.
“Ne ile suçlandığım hakkında bilgi verilmeden”
Özdoğan, 26 Ağustos’ta iş yerinde başlayan süreci şöyle anlattı:
“26 Ağustos tarihinde iş yerime gelen TEM Şube polisleri tarafından, şube personelinin ve meslektaşlarımın gözleri önünde gözaltına alındım. Ne ile suçlandığım hakkında bilgi verilmeden ve yazılı olarak herhangi bir Cumhuriyet Savcısı talimatı gösterilmeden kelepçe takılarak ve herhangi bir şekilde sözlü veya yazılı davet de olmadı bunda, Sayın Başkanım, bir suçlu gibi muamele görerek (…) Ankara TEM Şubeye polisler tarafından götürüldüm.” [1]
Suçlamanın ve işlemin dayanağının kişiye bildirilmeden özgürlüğünün sınırlandırıldığı yönündeki beyan, gözaltı sürecinin usul güvenceleri bakımından tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Tutuklamadan Üç Gün Sonra Gelen İhraç
Gözaltı ve tutuklama sürecinin ardından Özdoğan’ın meslek hayatını doğrudan etkileyen başka bir işlem gerçekleşti:
“Kurumum tarafından hiçbir savunma hakkı verilmedi ve tutuklandıktan 3 gün sonra adeta ışık hızıyla mesleğimden ihraç edildim.” [1]
İhraç gibi kişinin meslek hayatını doğrudan sona erdiren ağır bir idari işlemin, savunması alınmadan tesis edildiği yönündeki beyan, işlemin usul güvenceleri bakımından ciddi bir tartışma doğuruyor.
Arama Yapıldı, Hangi Eşyalara El Konulduğu Öğrenilemedi
Özdoğan’ın mahkemeye taşıdığı bir diğer konu, lojmanında yapılan aramanın ardından işlem belgelerine ulaşamamasıydı:
“Lojmanımda arama yapılmış ve bir kısım malzemelere el konulmuştur ancak bu zamana kadar yapmış olduğumuz talepler, resmî talepler dâhil, savcılığın herhangi bir şekilde bu yapılan aramaya ilişkin arama ve el koyma tutanağı veya hangi malzemelere el konulduğuna ilişkin herhangi bir şekilde bize bir bilgi dönüşü olmamıştır. Ve bu tutanak bizim elimize ulaşmamıştır, Sayın Başkanım. (…) Aramadaki işlem şahitleri dahi kimdir, bunu dahi bilmiyoruz.” [1]
Belgelere ulaşabilmek için yaptığı başvuruların da sonuçsuz kaldığını belirtti:
“Değerli mahkemenize 6 dilekçe yazdım. Aynı zamanda 23. Ağır Cezaya 5 dilekçe yazdım. Çankaya Kaymakamlığı vasıtasıyla İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yine defaatle dilekçeler yazdım. Fakat bunların hiçbirine, yaklaşık 20 tane dilekçeme, 2 yıldan beri hiçbir şekilde cevap gelmedi. Yani evimden hangi malzemeler alındı, hangi malzemeye el konuldu, bunları hâlen bilmiyorum.” [1]
Arama ve el koyma işleminin içeriğine ilişkin belgelere uzun süre ulaşılamadığı yönündeki beyan, işlemin denetlenebilirliği ve şeffaflığı bakımından hukuki bir sorun ortaya koyuyor.
Savunmanın Karşılaştığı Koşullar
Sanık müdafii Av. Murat Kurnaz ise süreci savunma makamının çalışma koşulları ve silahların eşitliği bakımından değerlendirdi:
“Sıhhatli bir yargılamadan bahsedebilmek için öncelikle silahların eşit olması, cari hukuk kurallarına ve ondan daha önemlisi evrensel hukuk kaidelerine uygun bir yargılama zemini oluşturulması lazım. (…) Hazırlık aşamasındaki çaresizliğimi ve hukuku savunmak, müvekkilin hukukunu muhafaza etmek için mesleğimin ve kanunun bana yüklediği görevi yapabilmek, samimiyetle ifade ediyorum, fevkalade zor, haysiyet kırıcıydı. (…) Cezaevine giriş çıkışlarda bizlere reva görülen muameleler, çok kısa görüşmeler, C. Savcısının yanına dahi yanaşamamam, bir hukukçu olarak ve avukat olarak potansiyel bir tehlike görülmemiz; bunların tamamını o günlerde yaşanan travmaya bağlıyorum.” [2]
Savunmanın müvekkile ve soruşturma makamlarına erişiminin kısıtlandığı yönündeki bu anlatım, müdafi yardımının etkili biçimde kullanılabilmesi bakımından ciddi bir hukuki sorun ortaya koyuyor.
“Doğal yargıç ilkesine aykırı bir yargı atmosferi var”
Kurnaz, eleştirisini yargılamanın kurulduğu zemine de yöneltti:
“Doğal yargıç ilkesine aykırı bir yargı atmosferi var. Bu da kuşkusuz yapılan yargılamaların meşruiyetini büyük ölçüde zedelemektedir. (…) Güvenlik güçlerinin ve delil toplama makamlarının (…) çalakalem düzenlediği iddianamelerin arasındaki her hava boşluğunu doldurma görevinin Türk yargıcına yüklenmesi korkunç bir hatadır.” [2]
Bu değerlendirme, soruşturma makamlarının eksik bıraktığı alanların mahkeme tarafından tamamlanmasının yargılama makamının konumu bakımından yaratabileceği sakıncaya işaret ediyor.
Hukuki Değerlendirme
Özdoğan’ın gözaltı sürecine ilişkin beyanları, Anayasa’nın 19. maddesi, CMK’nın 90 ve 91. maddeleri ile AİHS’nin 5. maddesinde güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu düzenlemeler, yakalanan kişinin özgürlüğünün neden sınırlandığını ve hakkındaki isnadı öğrenebilmesini güvence altına alır.
Savunma alınmadan ihraç edildiği yönündeki beyan ise savunma hakkı bakımından önem taşıyor. İşlemin 667 sayılı KHK kapsamında tesis edilmiş olması, Özdoğan’ın savunma imkânı tanınmadığı yönündeki itirazını ortadan kaldırmıyor; tartışma, söz konusu yetkinin hangi usulle kullanıldığı noktasında yoğunlaşıyor.
Arama ve el koyma bakımından CMK’nın 119 ve 121. maddeleri, işlemin usulünü ve işlem sonunda ilgili kişiye belge verilmesine ilişkin güvenceleri düzenliyor. Özdoğan’ın arama tutanağına ve el konulan eşyalara ilişkin bilgiye ulaşamadığı yönündeki beyanı bu hükümlerle kesişiyor.
Av. Murat Kurnaz’ın anlattıkları ise Anayasa’nın 36. ve 37. maddeleri ile AİHS’nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma, savunma ve doğal yargıç ilkeleri bakımından önem taşıyor. CMK’nın 149 ve 154. maddeleri de müdafiin hukuki yardımda bulunması ve müvekkiliyle görüşmesine ilişkin temel güvenceleri düzenliyor.
Farklı aşamalarda dile getirilen bu beyanlar, tek tek usul eksikliklerinin ötesinde, gözaltından savunmaya, arama ve el koymadan müdafiin çalışma koşullarına kadar uzanan süreçte temel hukuki güvencelerin ne ölçüde gözetildiği sorusunu ortaya çıkarıyor. Özdoğan ve müdafiinin anlatımı, yargılamanın daha başlangıç aşamalarından itibaren birbiri üzerine eklenen hukuka aykırılık iddialarıyla şekillendiğini gösteriyor.
Kaynaklar
[1] Nurettin Özdoğan’ın Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 18.07.2017, 16.11.2017, 22.06.2018 ve 28.06.2018 tarihli 12., 27., 36. ve 40. celse SEGBİS çözümlerindeki beyanları.
[2] Sanık müdafii Av. Murat Kurnaz’ın Beytepe Davası kapsamında Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 18.07.2017 tarihli 12. celsedeki beyanı.