Türkiye’de bazı davalar vardır; mahkeme salonunda sadece insanlar değil, hafızalar da yargılanır. Zaman geçer, manşetler unutulur, ekranlardaki kesin hükümler kaybolur ama tutanakların arasında kalan birkaç cümle, yıllar sonra bile insanın zihnini rahat bırakmaz.
Jandarma Genel Komutanlığı davasında o dönem Jandarma MEBS Başkanlığında İkinci Kısım Şubede Bilgi İşlem Tasarım Subayı olarak görev yapan Jandarma Teğmen Mustafa Aygül’ün (M.A.) müşteki olarak mahkeme huzurunda verdiği beyanlar tam da böyle bir yerde duruyor. Çünkü ortada sıradan bir çelişki yok. Ortada, insanların hayatını değiştiren bir ifadenin nasıl ortaya çıktığına dair ciddi bir soru var. Savcılık ifadesinde bazı isimler tek tek sayılıyor ve onların silahla ateş ettiği yazıyor. Dosyada bu isimlerin yanında son derece ağır suçlamalar yer alıyor.
Fakat yıllar sonra mahkeme salonunda aynı kişiye bu ifade sorulduğunda bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor.
Üye hâkim, önceki ifadeyi hatırlatıyor:
“Mustafa, önceki ifadelerine baktım. Not almışım. Aldığım notlarda, Engin Vardar’ın ateş ettiğine ilişkin bir teşhisin olmuş. Abdulhamit Özmen için de bu şekilde bir beyanın olmuş, Bülent Ak için de olmuş, harekât merkezindeki bir binbaşı için de olmuş. Şimdiki beyanında ise bir kişinin ateş ettiğini söyledin, ancak onu da görmediğini ifade ettin.” [1]
M.A.’nın cevabı kısa ama sarsıcı:
“Ben çatışma olmuş şeklinde söyledim. Kimsenin ateş ettiğini söylemedim.” [1]
Bir insanın “çatışma vardı” demesiyle “şu kişiler ateş etti” demesi arasında büyük bir fark vardır. Biri genel bir anlatımdır, diğeri ise doğrudan suç isnadı.
Mahkeme başkanı Abdullah Köksal bu yüzden soruyu netleştiriyor:
“Savcıya verdiğin ifadede sen böyle bir ifade kullandın mı?” [1]
M.A.’nın verdiği cevap ise, dosyanın en kritik cümlelerinden biri olmaya aday:
“İfademin sadece ilk sayfasını okudum ve tamam dedim.” [1]
Bu cümleyi sıradanlaştırmak mümkün değil. Çünkü burada konuşulan şey basit bir tutanak değil. İnsanların müebbetle yargılandığı, hayatlarının paramparça olduğu bir dava dosyası. Ve o dosyada yer alan ağır suçlamaların bulunduğu ifade, sahibi tarafından tam okunmadan imzalanmış olabilir. Duruşma ilerledikçe mesele daha da ağırlaşıyor.
Mahkeme başkanı tekrar soruyor:
“Sen bu kişilerin ateş ettiğini söyledin mi?” [1]
Bu kez M.A. şunu söylüyor:
“Tam olarak hatırlamıyorum… Büyük ihtimal o şekilde söylemişimdir. O söylediklerim aklımda olanlar değil, ağzımda olanlardır… Çünkü bu süreçte çok konuştuk. Herkes ile konuştuk. Belki etkilenmişimdir.” [1]
Türkiye’nin son yıllardaki en büyük problemlerinden biri tam da burada başlıyor. İnsanların gerçekten gördükleriyle, onlara tekrar tekrar anlatılanların birbirine karıştığı yerde. Bir süre sonra kişi, kendi hafızasıyla dışarıdan yüklenen anlatıyı ayırmakta zorlanabiliyor. Bazen bu durum sadece bir psikolojik mesele olmaktan çıkıyor; doğrudan bir ceza dosyasının merkezine yerleşiyor.
Duruşmanın en çarpıcı bölümlerinden biri ise şiddet meselesi. Yaşananlardan sonra gözaltına alındığını ve 13 gün gözaltında kaldığını ifade eden tanığa Mahkeme başkanı soruyor:
“13 gün boyunca sana herhangi bir şiddet yapıldı mı?” [1]
Cevap çok net:
“Yapıldı başkanım. Emniyete götürülenlerin kimisine yapılmamış olabilir. Çünkü rehine grubu içerisinden götürülenlerin bir kısmı, emniyete geldikten iki ya da üç saat sonra çıkarıldı. Yanılmıyorsam Hikmet Uz isimli bir yarbayımız vardı, karargâhta çalışıyordu. Kendisinden sorumlu olduğu erleri ve listedeki personeli çıkarttı. O personel şiddet görmemiş olabilir ama ben orada 13 gün kaldım.” [1]
Henüz olayların yaşandığı günlerde tanıklar ve mağdurlar dahi işkence ve kötü muamele iddialarına maruz kalırken, Jandarma Yarbay Hikmet Uz’un sorumlu olduğu erleri ve listedeki personeli kısa süre içinde çıkartabilmesi dikkat çekici bir ayrıntı olarak öne çıkıyor. Ayrıca söz konusu listenin kim tarafından, hangi kriterlere göre ve ne amaçla hazırlandığı da cevaplanması gereken önemli sorular arasında yer alıyor. Belki de listedeki bazı kişilerin gözaltına dahi alınmaması gerekirken, bazı kişilerin ise gerçekleştirmedikleri olaylarla ilişkilendirilecek şekilde ifadelere dahil edilmesi isteniyordu.
M.A., 13 gün boyunca orada kaldığını söylüyor. Bazı personelin kısa sürede çıkarıldığını, kendisinin ise içeride kaldığını anlatıyor. Bu noktada insan ister istemez başka bir soruyu düşünmeye başlıyor: Günlerce şiddet gördüğünü söyleyen bir insanın verdiği ifade ne kadar sağlıklı değerlendirilebilir?
M.A., doğrudan ‘bana şöyle ifade ver dediler’ demiyor. Ama anlattığı tablo zaten başlı başına ağır.
Şiddet gördüğünü söyleyen bir insan…
İfadesinin tamamını okumadan imzaladığını söyleyen aynı insan…
Ve yıllar sonra mahkeme salonunda, o ifadeyi fiilen geri çeken yine aynı insan.
Bu tablo karşısında cevapsız kalan soru şu:
Savcılık ifadesine giren bu isimler oraya nasıl yazıldı?
M.A.’nın mahkemede “hatırlamıyorum” dediği kişiler neden ifadede açık açık ‘ateş etti’ diye yer aldı?
Bir başka dikkat çekici nokta da şu: M.A., bazı isimleri olay anında tanımadığını söylüyor. Buna rağmen dosyada isimler net biçimde yazılmış durumda.
Peki bu isimler kimin hafızasından geldi?
Tanığın mı?
Polisin mi?
Savcının mı?
Yoksa çoktan kurulmuş genel hikâyenin mi?
Türkiye’nin en zor dönemlerinde bazen en büyük kaybı insanlar değil, hakikat yaşar. Çünkü korkunun hâkim olduğu dönemlerde herkes aynı şeyi tekrar etmeye başlar. O tekrarlar zamanla gerçeğin yerini alır. Sonra kimse dönüp ‘Bu gerçekten yaşandı mı?’ diye sormaz. Oysa hukuk tam da bunun için vardır: Kalabalığın hükmüyle değil, gerçeğin peşine düşmek için. Bugün bu dosyanın tutanaklarına bakıldığında görülen şey sadece bir ifade değişikliği değil. Aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan büyük kırılmanın küçük bir yansıması.
Bir insan yıllar sonra mahkeme salonunda çıkıp:
“Burada verdiğim ifademin geçerli olmasını istiyorum.” diyorsa, o cümle üzerinde durmak gerekir. Çünkü bazen bir davanın kaderi, söylenenlerde değil; yıllarca söylenemeyenlerde gizlidir.
Kaynaklar:
[1] Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/30 Esas sayılı dosyasında SEGBİS sistemi üzerinden kayda alınan duruşma tutanakları ile müşteki Mustafa AYGÜL’ün mahkeme huzurundaki beyanları.