“Devletlerin refahı, parayla değil, adaletle ölçülür.” – Konfüçyüs

Albaydan Filistin Askısı Tehdidi, Savcıdan Vur Emri

Albaydan Filistin Askısı Tehdidi, Savcıdan Vur Emri

Adaletin tecelli etmesi gereken bir savcı odası, namluların gölgesinde bir işkence hücresine dönüşebilir mi? Beştepe Jandarma Genel Komutanlığı Darbe Davası’nda yargılanan Jandarma İstihbarat Astsubay Kıdemli Çavuş Fatih Karabağ’ın mahkeme huzurundaki beyanları, bu sorunun cevabını “korkunç” bir şekilde yanıtlıyor. Ankara İl Jandarma Komutanlığı’nda “Filistin askısı” ile tehdit edilmesinin ardından, savcı Mustafa Manga’nın odasında yaşadıkları, 15 Temmuz sonrası yargı ve “OHAL” sürecinin nasıl bir sindirme ve yıldırma mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor. Karnına dayanan silah namlusu, başına doğrultulan bir MP5, savcının korumalarına verdiği “tek hareketinde vur” emri ve “OHAL var lan, ne hakkı?” diyerek hukuku askıya alan zihniyet, yaşananların münferit bir olay değil, sistematik bir hukuksuzluğun parçası olduğunu gözler önüne seriyor.

15 Temmuz sonrası yargılamalar, sadece adil yargılanma hakkının ihlaliyle değil, aynı zamanda gözaltı ve soruşturma süreçlerinde yaşanan ağır işkence ve kötü muamele iddialarıyla da tarihe geçti. Beştepe davası sanıklarından Jandarma Astsubay Fatih Karabağ’ın, mütalaaya karşı savunmasında anlattıkları, bu sürecin en karanlık yüzlerinden birini—yargı ve kolluk işbirliğiyle yürütülen hukuk dışı sorgu yöntemlerini—açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Jandarma Astsubay Fatih Karabağ’ın, Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kayda geçen ifadesi, işkence zincirinin nasıl başladığını ve bir savcının odasında nasıl zirveye ulaştığını adım adım anlatıyor:

“Şöyle ki; benim TEM’e daha gitmeden önce yaşadığım ve huzurda verdiğim ifadede anlattığım bir Cumhuriyet savcısının içinde bulunduğu yapılan sistematik işkencenin sadece bir kısmını örnek olarak tekrar burada arz etmek istiyorum. İl Jandarma nezaretinde bulunduğum sırada İl Jandarma Komutanı Albay Ferdi KORKMAZ bana ‘Sana yarım saat süre, iyi düşün, ne biliyorsan anlat’ dedi ve gitti, daha sonra tekrar beni İl Jandarma komutan yardımcısı Hacı Mete ÖZBEK’in odasına götürdüler, odada Ferdi Korkmaz bana tekrar ‘Anlat’ diye bağırdı, ben de başımdan geçenleri aynen anlattım, ‘Hikâye anlatma bana, benim zamanım yok, anlat, savcı ile görüşüp seni direkt tutuklatıp cezaevine göndereyim, yoksa seni zaten TEM’de ezerek götürürler’ dedi. Yanında bulunan albay Gökhan ÇİLLİOĞLU da ‘Gençliğine yazık olacak, anlat oğlum, kurtul’ dedi. ‘Komutanım başımdan ne geçti ise anlattım’ dedim, tekrar Gökhan ÇİLLİOĞLU, bana ‘Sen daha önce sıcak sorguya ya da soğuk sorguya girdin mi’ diye sordu. Ben de ifade almayı kastediyorsanız tabii ki aldım daha önce dedim. TEM şubede yapılan işkenceleri kastederek ‘Onu demiyorum, Filistin askısı falan diyorum, gördün mü hiç?’ diye sordu. Ben tekrar ‘Komutanım başımdan ne geçtiyse tüm gerçekliğiyle anlattım’ dedim. Bunun üzerine Ferdi KORKMAZ, Savcıyı aradı, bir süre telefonunu kapayarak bana döndü ve ‘Git, seni TEM’de ezsinler de gör’ dedi. ‘Anlatsaydın bana, direkt gönderirdim cezaevine’ dedi. Başkanım sizin yerinize geçmiş tutuklama yapıyordu.

Daha sonra İl Jandarma personeli beni Jandarma Genel Komutanlığı komuta katı girişinde bir odada bulunan Savcı Mustafa MANGA’nın yanına götürdü, odası kalabalık olan savcı beni gördükten sonra görevlilere beni göstererek “Bu mu?” dedi, İl Jandarma personeli de “Evet” diyerek onayladı. Bunun üzerine Mustafa MANGA oradakilerin bir kısmını dışarı çıkardı, odada savcı, ben ve savcının iki sivil giyimli silahlı koruması ve zabıt katibi kaldı. Benim ellerim kelepçeliydi, savcı fotoğrafları gösterip bağırmaya başladı, “Öldürdünüz lan!” ben de “Savcı bey ben kimseyi öldürmedim” dedim ve başımdan geçen olayı aynen Savcı beye de anlattım. Bu kez daha fazla bağırmaya başladı. Beni masasının karşısındaki sandalyeye oturttu, savcının sağında zabıt katibi solunda da birbirine bantlı çift şarjörlü MP5 silahlı 25-30 yaşlarında esmer kirli sakallı polis memuru bulunuyordu. Benim yanımda sandalyede ise diğer koruması 35-40 yaşlarında 1,80-1,85 boylarında Kalaşnikof uzun namlulu silahı olan koruması bulunuyordu. Savcı bana ‘Anlat’ diye tekrar bağırmaya başladı. Ben de olayı anlatmaya çalıştım, başka bir şey bilmediğimi söyledim. “Bunları değil, senin paşaları konuş oğlum, anlat; benim canımı sıkma lan!” dedi. Polislere dönerek — burası çok önemli — ‘Kur silahını, tek hareketinde vur!’ talimatı verdi Mustafa MANGA. Polisler de silahlarını tam dolduruşa alarak emniyetlerini açtılar ve genç olan polis bana MP5 ile nişan aldı, diğer polis de Kalaşnikof namlusunu karın boşluğuma koydu. Yanımdaki sandalyede oturan polis namlusunu karnıma koyan ve savcıdan ateş etmek için emir beklediler. Avukatım olmadan, ellerim kelepçeli ifademi almaya çalıştılar. Ben de hareketsiz bir şekilde durdum ve hareket edersem beni vurabileceklerini düşündüm. ‘Hareket etmeden bu şartlarda size ifade vermeyeceğim’ dedim. Savcı Mustafa MANGA ‘Vay hak diyorsun yani’ diyerek tekrar bağırdı ve ‘Oğlum OHAL var lan ne hakkı?’ dedi. Sonra kapıyı açıp dışarıdaki polislere hitaben ‘Bizim avukatlardan birini çağırın bunun ifadesini alacağım’ dedi. Ben de tekrar ettim ‘Bu şartlar altında size ifade veremeyeceğim’ dedim. Sonra tekrar bana dönerek ‘Seni 30 gün gözaltına alıyorum, TEM’de zaten konuşacaksın’ dedi. TEM şubede emniyet amiri olduğunu düşündüğüm kişiyi arayarak ‘Size Fatih Karabağ diye birini gönderiyorum, konuşturun, 30 günde gözaltında kalsın’ diye talimat verdi.” [1]

Sonuç: Hukukun Namlu Ucunda Olduğu An

Jandarma Astsubay Fatih Karabağ’ın bu beyanı, 15 Temmuz sonrası adalet sisteminin nasıl işlediğine dair korkunç bir kesit sunmaktadır. Bu olay, tek bir savcının veya birkaç yanlı kamu görevlisinin kontrolsüz güç kullanımı değildir; aksine, organize ve sistematik bir işkence düzeninin işleyişini gözler önüne sermektedir.

Süreç, İl Jandarma Komutanı’nın “TEM’de ezilirsin” tehdidiyle başlıyor, savcının odasında namlu dayamaya varıyor ve “konuşturulması için” TEM’e telefonla talimat verilmesiyle son buluyor. Bu, kolluk ve yargının elbirliğiyle hareket ettiği, hukuk dışı bir sorgu zincirinin varlığını ispatlamaktadır.

Savcı Mustafa MANGA, bir hukuk insanı gibi değil, adeta bir işkence seansını yöneten bir işkenceci gibi davranmaktadır. Sanığın anayasal haklarını “OHAL var lan, ne hakkı?” diyerek hiçe sayması, o dönemde hukukun OHAL ile nasıl keyfi bir şekilde askıya alındığının ve insan onurunun ne denli değersizleştirildiğinin itirafıdır. Bir savcının korumalarına “vur” emri vermesi, adaletin tecelli etmesi gereken makamın, bir ölüm tehdidi merkezine dönüştüğünü göstermektedir.

Yaşananlar, “darbeyi bastırma” adı altında her türlü hukuksuzluğun meşru görüldüğü bir projenin parçasıdır. Albayların “Filistin askısı” iması, savcının ölümle tehdit etmesi ve TEM’e “konuşturun” talimatı vermesi, cezasız kalacaklarına dair mutlak bir güvenceyle hareket ettiklerini göstermektedir. Bu güvencenin kaynağı ise, ilerleyen dönemde çıkarılan ve bu tür fiilleri işleyen kamu görevlilerine yargı zırhı getiren KHK’lardır. Devlet, kendi eliyle işlediği suçu yine kendi eliyle çıkardığı kanunla örtbas etmiştir.

Bu durum, yapılan hukuksuzlukların ve işkencenin devlet tarafından kabul edildiği ve faillerin planlı olarak korunduğu anlamına gelmektedir. Bu ifade, sadece bir kişinin yaşadığı trajediyi değil, aynı zamanda bir devletin adaleti kendi eliyle nasıl yok ettiğinin, hukukun üstünlüğünün ve insan onurunun bir savcının iki dudağı arasına ve namlunun ucuna nasıl terk edildiğinin resmidir.


Kaynaklar:

[1] Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017/30 Esas sayılı dosya kapsamında J.Astsb. Kd. Çvş. Fatih Karabağ’ın 17.12.2019 tarihli mütalaaya karşı savunması (SEGBİS kaydı).

Yazarın Tüm Yazıları

SON YAZILAR