Yazımızın başlığı bir yazım hatasından kaynaklanmıyor. Oyunun kurucuları ülkenin başkentinin icracı birliği olan İl Jandarma Komutanlığını plana dahil etmek suretiyle inandırıcılığı arttırmak istediklerinden olsa gerek, bu birliğin personelini Beştepe Jandarma Genel Komutanlığında yaşanan olayların yargılamasının yapıldığı Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesinde yargıladılar. Üstelik birliklerinde hiç yaşanmayan “Askeri Komutanlıkların Gaspı, Silahlı Rehin Alma, Kasten Adam Öldürme” ve nihayet “Anayasal Düzeni Değiştirmeye Teşebbüs Etme” vb. eylemlerin gerçekleştirildiği iddiası ile…Ancak aradan yaklaşık 3 yıl geçtikten sonra iddia makamının esas hakkında sunulan mütalaasında orada kanunsuz hiçbir eylemin olmadığı “…her ne kadar iddianamede İl Jandarma Komutanlığı bünyesinde darbe teşebbüsünü desteklemek amacıyla faaliyetlerde bulunduğu belirtilmiş ise de; sanığın eylemsel olarak darbeye teşebbüs ettiği yönünde herhangi bir faaliyetine rastlanılmadığı, yine Ankara İl Jandarma Komutanlığında darbeye teşebbüs edildiğine dair somut bir olaya da rastlanılmadığı anlaşılmıştır…” [1] ifadeleri ile teyit edilmiş, yargılama sonucunda verilen kararda da hiçbir sanık tutuklanmalarına sebep bu suçlamalardan ceza almamıştır.
Tabii ki bu hukuksuz uygulamalara imtiyazlı personel zümresine dahil olamayan birkaç personel maruz kalmış, aynı eylemsizliklerde (!) bulunan diğer bazı rütbeliler ise yaşamlarına ve kariyer yolculuklarına sorunsuz bir şekilde kaldıkları yerden devam etmişlerdir. Üstelik bir de silah arkadaşlarına iftira atma erdemini (!) de göstermişlerse dönemin kanun tanımaz idarecilerinin makbul elemanı mertebesine yükselerek kirli bir övgünün sahibi olmuşlardır.
Seçilen iki kurban: Köse ve Saçıkara
Başta Ahmet Emre Köse ve Murat Saçıkara olmak üzere bu hukuksuzluğa maruz kalan İl J.K.lığı personeline ilgili davanın iddianamesinde yöneltilen “görevi ve nöbeti olmamasına rağmen birliğe gelme” suçlaması, darbeye iştirake delil olarak gösterilmiş, fakat aynı durumda olan Hacı Mete Özbek, İlhan Şen, Çağdaş Can Kodaloğlu ve daha birçok personel bu suçlamadan ayıklanarak açıkça bir eşitsizliğe imza atılmıştır. Bu durumu Murat Saçıkara mahkemedeki savunması esnasında şu şekilde dile getirmiştir: “…Jandarma Yarbay Hacı Mete Özbek, Jandarma Kıdemli Başçavuş Ö. D., Jandarma Başçavuş A. A., Jandarma Kıdemli Başçavuş M.E.A., Jandarma Üsteğmen Ç.C.K., A. Başçavuş, Jandarma Kıdemli Başçavuş C.A., Jandarma Uzman Çavuş K.K., Jandarma Uzman Çavuş C.Ö., Jandarma Uzman Çavuş E.M., Jandarma Uzman Çavuş A.S… Bunlar benim dosyadan tespit ettiğim şahıslardır, sayın başkanım. Bunlar ve ismini hatırlamadığım birçok personel hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır, sayın başkanım. Tutanak dahi tutulmamıştır.
15 Temmuz’da nöbetçi subay olarak görev yapan Jandarma Başçavuş Seyit Demir’in ifadesine baktığımızda, tüm personelini İl Jandarma Komutanlığına acil olarak çağırdıklarını net olarak görüyoruz, sayın başkanım. Bunu Ali Aydoğdu’nun ifadesinde de görüyoruz. Ali Aydoğdu arıyor ve o da diyor ki: “Biz bütün personeli İl Jandarmaya çağırdık, siz de gelin komutanım.”
Hatta Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mehmet Artar’ın, sıkıyönetim ilan edildiğine ilişkin bilgiyi —dosyadan tespit edebildiğim kadarıyla, sayın başkanım saat 22.10 civarında öğrenmesine rağmen kendi birliğine değil de Ankara İl Jandarma Komutanlığına geldiğini, yine başka birliğe ataması yapılmış ve ilişiği kesilmiş olmasına rağmen o dönemki komutan yardımcısı Jandarma Albay İlhan Şen’in de İl Jandarma Komutanlığına geldiğini, daha sonradan dosya muhteviyatından görüyorum, sayın başkanım.
Başta İl Jandarma Komutanı Ferdi Korkmaz’ın birliğe gelmek üzere hareket etmesi, sekreteri konumundaki Uzman Jandarma Çavuş Beytullah Özdemir’e emirler vermesi, amirimiz olan Hacı Mete Özbek ve diğer birçok rütbeli personelin birlikte bulunması darbe teşebbüsüne destek olarak değerlendirilmezken; benim sırf görev bilinci ve sorumluluk duygusuyla hareket ederek vazifemin başında bulunmak istememin darbe teşebbüsüne destek olarak değerlendirilmesi nasıl mümkün olabilir?” [2]
Tüm bu anlatılanlar akıllara acaba önceden hazırlanmış listelerin mi devreye girdiği sorusunu getirmiştir.
Gerekçe; Cumhurbaşkanına Hakaret!
Adı geçen iki personelin gözaltına alınma nihayetinde tutuklanma gerekçeleri ise 15 Temmuz yargılamalarında belki de eşi görülmemiş bir iddiaya dayandırılmıştır: “Cumhurbaşkanına hakaret!”
Anadolu Ajansı tarafından da haberleştirilen [3] iddianın sahibi Jandarma Başçavuş Osman Ünver harekat merkezi vardiya amiri olduğu 15 Temmuz gecesi özetle iki üsteğmenin çok rahat davrandıklarını, TV’de Cumhurbaşkanının açıklamalarının yayınlandığı esnada “Bu sefer sıkıştı, halkı sokağa çağırıyor ama onu artık halk da kurtaramaz.” şeklinde beyanlarda bulunduklarını, ancak kafası öne eğik olduğu için bu ifadeyi hangisinin kullandığını tam olarak kestiremediğini ifadelerine ekliyor.
Ünver, mahkemeye tanık olarak beyanda bulunmaya geldiğinde, söz konusu iddianın muhataplarından eski Üsteğmen Ahmet Emre Köse, kendisine önce olay tarihinde aynı şubede çalıştıklarını, hatta şubeye vekâlet ettiği dönemlerde amiri pozisyonunda bulunduğunu tanığa teyit ettiriyor. Ardından mahkeme huzurunda “Beni sadece sesimden tanıyabilir misin?” diye soruyor. Aldığı “Tanırım.” yanıtı üzerine, Ünver’in o gece verdiği ifadenin ilgili kısmını okuyarak çelişkisini yüzüne vuruyor ve geriye koca bir sessizlikten başka bir yanıt kalmıyor. Şaibeli tanık beyanlarının devamında ise bu sefer iddia ettiği ifadelerin söylenildiği yeri değiştiriyor, nöbetçi subay odasından harekât merkezine taşıyor yaşananları. Daha sonraları yaşadığı psikolojik rahatsızlıklardan dolayı branştan atılmış olduğu, sadece Ankara’da görev yaptığı süre boyunca beş kez ceza atamasına maruz kaldığı da ortaya çıkarılınca Ünver soğuk terler dökmeye başlayıp mahkeme başkanının dahi “bakıyorum da sorular seni terletti” tespitine maruz kalıyor.
Ünver aslında o gece yaptıkları yapmadıkları ile sanık/tanık çizgisinde gidip gelen bir karakterdi. Örneğin sıkı yönetim emrinin geleceği önceden kendisine bildirilmiş olmasına rağmen gelen mesaj il jandarma bağlılarına hiçbir engel ile karşılaşılmadan iletilmişti. Üstelik bu konuda kendisi huzurda verdiği ifadede “…mesaj gelince mesajı Nöbetçi Amir Üsteğmen B.A.’a götürüp bu mesajı sizin okuyup gereği için şey yapmanız lazım dedim…” şeklinde sarfettiği sözler, kanunsuz emirlerin yayınlanmasına önayak olduğunu da açıkça gösteriyor. Bütün bu nedenlerden ötürü belki de bu şekilde beyanlarda bulunarak hiçbir şekilde ispatlanamayan, o gece il jandarmada bulunan başka hiçbir personel tarafından doğrulanmayan hayal ürünü iddialar ile kendi açıklarını kapatmaya çalışmış, insanların hayatları ile oynamakta bir mahzur görmemişti.
Güvenilir personel ile tutulan tutanak
Yalan beyanda bulunmakta hiçbir beis görmeyen bu şahıs, “merd-i kıptî şecaat arzederken sirkatin söyler” misali, ifadelerinin devamında “O gece güvendiğimiz personelle, bilgimiz olmayan olayları da ekleyerek tutanak tuttuk.” şeklinde akla zarar bir açıklamada bulunuyor ki bu da, sıcağı sıcağına güvenilir personel kategorizasyonu yapacak kadar fişleme faaliyetlerinin içinde olduklarını, yaşamadıkları olayları yaşanmış gibi göstererek insanların tutuklanmalarına sebep olduklarını adeta itiraf etmiş olduğu anlamına geliyordu. Tutulan tutanak ise o kadar hayal ürünü ifadelerle doluydu ki, “Birliğe gelse İl Jandarma Komutanının bu şahıslar tarafından rehin alınabileceği”[4] gibi absürt bir değerlendirme dahi kendine yer bulabilmişti. Muhtemelen Ünver bilgimiz olmayan olaylar derken bu ve benzeri mesnetsiz iddiaları kastetmişti.
Karar; Delil Yetersizliğinden Beraat!
Yargılama sonucunda, söz konusu birlikte görevli olup o gece birliğine gelen hiçbir personel darbeden ceza almamış; aynı şekilde iki üsteğmen de Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılmamıştı. Ancak insanların payına, cezaevinde geçirdikleri üç koca yıl, bir KHK ile işlerine son verilmesi ve kendilerinin ile ailelerinin yaşadığı derin mağduriyetler düşmüştü. Günün sonunda ise kul zulmetti, sıra kaderin adaletine geldi.
Kaynaklar:
[1] 09/07/2019 tarihli Esas Hakkındaki Mütalaa
[2] Murat Saçıkara’nın savunmasının SEGBİS çözümlemesi
[3] https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/ihanet-girisimini-gulerek-karsilamislar-/1341401
[4] Albay Ferdi Korkmaz tarafindan 19.07.2016 tarihinde Ankara İl J.K.lığında tutulan tutanak